Yayın yönetmeni de insan, kardeşim!

Geceleyin iki otuzda artık yeter dedim, şimdi gidip uyuyayım yarın erkenden kalkarsam devam ederim deyip bilgisayarı kapattım. Elimde, okumam için bir önceki hafta Pazar günü takdim edilmiş Jan Devrimin “Sakin Bir Gün İçin” adlı öykü dosyası vardı. Birkaç sebepten dolayı hafta içinde bakamaz olmuştum. Evin hanımının hastalığı, doktora gidip gelmeler, bu arada benim tembelliğim fala böyle sebeplerle bakamamıştım. Eh öykücü sağ olsun dosya yayına girmeden görmemizi istemiş, okumamızı murad etmiş artık titizlikle okuyup varsa tashihlerini dahi yapıp iade etmek lazım gelir değil mi ama…

Evet, okumalarımı kalkar kalkmaz yapmak için sandalyeme oturdum. Kahvaltını yapsaydın, diye pencerenin önünden mülayim ve sevecen bir ses duydum ama dönüp bakmadım. Sonra, dedim önüme bakarak.

Kırk beşinci sayfada kalmıştım geceleyin.

“Resim” adlı öyküde...

Nihayet okumaları, tashihleri bitirip mail adresine gönderdim. Tabii bir de not yazdım. Çünkü bazı kelimeler eklemiş çok az da olsa bazı kelimeleri çıkarmıştım. Bu tarz öykücü ile aramızda kötü olarak algılanmayan normal bir güvene ve samimiyete dayanan bir durumdan kaynaklanıyor tabii.

Rahatladım iletiniz adresine ulaşmıştır ibaresi karşıma çıkınca. Bir de ilk defa bir derginin yeni çıkan sayısında yayınlanan bana gönderilmiş ve tashih ile redakte edilmiş öyküyü yazarına göndermediğimi hatırlamış oldum o arada. Haydi, onu da gönder de rahat et dedi içimdeki ses.

Bir zamanlar kalem defter var idi.

Evet, hakikaten insan rahatlıyor. Böyle üzerinizde bir ağırlık varmış ve o ağırlık üzerinizden kalkıp gitmiş gibi oluyorsunuz bu işlemler bittikten sonra. Buna da herhalde sanal bir ağırlık dememiz icap ediyor. Dijital ortamın dünyası bambaşka oluyor haliyle. Bilhassa bizim gibi artık yaşını başını almış yazmayı beyaz kâğıt üzerinde kalem oynatmak olarak anlayan nesil için evet çok sanal bir dünya.

İşimi bitirince maillerime bakayım dedim. Kızım bir mail göndermiş tiroid hastalığı hakkında. Tiroidin yaptığı tahribatları anlatmış doktorlar yazıda. Kızımın annesi o hastalıktan da muzdarip olduğu için bütün ailenin alakadar olduğu bir konu böyle yazılar ve haberler. Baktım yazıdan yararlanacak öğeleri bir göz atımından sonra ileri bir zaman dilimine gönderdim. Cumali Ünaldı maili var “Geronimo’nun şiiri yazıldı” diye bir ileti ve link işareti. Hemen baktım tabi. İşaret edilen linke girdim şiiri okudum.

“Geronimo Ölürken”  şiir uzun… Şairimiz döktürmüş maşallah. “Geronimo, Malcolm X, beyaz adam: obama”

Cumali Ünaldı iyi bir şiir yazmış meğer beş mayısta. Hayret dedim bana söylemedi geçen telefon konuşmamızda. Cumaliyi aramalı tebrik etmeli.

Mail oldum vesselam.

Tekrar döndüm mail kutuma. Aaa yayın yönetmeninden bir uzunca not gelmiş. Yayın yönetmenlerini bilir misiniz bilmem amayayın yönetmenliği bambaşka bir yönetim biçimidir. Ya da şöyle söylersek daha anlaşılır olacak herhalde, yayın yönetmenliği krallık gibidir. Öyle başına buyruk bir şeydir. Tabii başına buyruk derken yönetiminin kurallarını kendi belirlemiştir. Hoşuna gitmeyen bir huy, davranış, tavır olursa hemen müdahale ederek o olguyu ilga eder. Tabii hoş olan, çekici olan hatta zaman zaman baş ağrıtan durumları da vardır. Öyle ki haddini bilmeyen bağlıları veya müntesipleri hadlerini aşarak soru sormaya kalkışır ve bu da haliyle yayın yönetmeninin canını sıkmış olur. Başına ağrılar girer, sinir sistemi felce uğrar, hatta yolda yürürken yalpalamaya dahi başlar bir müddet. Ha bazen de uykuları bile kaçar yayın yönetmeninin.

Neyse bunlar şimdi konulaşacak şeyler değildir tabii konumuz itibariyle. Gelen maile dönecek olursak sanal bir mevkutenin yayın yönetmeni ki ben de o sanal mevkutede arada bir de olsa arzı endam oluyorum kendimce ya o başka tabii. Bir de ben ayrıcalıklı oluyorum biraz da gyy tarafından. Beni azarlamıyor hissettiğim kadarıyla. Niye ki diyecek olursanız şöyle bir izaha muhatap olursunuz hemen. Bu gayretli gyy daha lise öğrencisiyken bizim arkadaşlarla çıkardığımız o zaman kâğıttan mamul bir edebiyat dergisine ürünlerini gönderirdi. Sıcak, terbiyeli ve bu delikanlıda iş var tabirini doğrulayacak tarzda mektuplar da yazardı. Mesela işyerinizden içeri adım atar ve ben falan ile filanım der adeta kendisini neredeyse bile isteye sevdirirdi size. Böyle bir delikanlı şimdi alanında en çok takip edilen sanal bir mevkutenin yayın yönetmeni olunca bütün şirinliğiyle bakıyorum gene aynı güzel hareketleri sergiliyor. İşi zor tabi, biliyorum. Ben de onu bildiğim için çok mecbur kalmasam aramıyorum.

Neyse gene laf uzadı.

Maili açtım. Okumaya başladım. Derken bir gülme aldı beni. Ya sevgili gyy bu kadar da olmazdı yani. Tamam, nükteyi, güfteyi seviyorsun ama bu kadarına da pes yani. İyi ki gülme krizine girmemişim, kimseler de yok yanımda yöremde; hafazanallah bir haller olacak bana.  Yazısı duyuru şeklinde, nasihatleri uzun olarak sıralanmış ama ben, beni güldüren bölüm ile alakadar oluyorum tabii. GYY maşallah bir döktürmüş ama tam döktürmüş. Gel de şimdi yayın yönetmenini bu ince ve neşeli tavrından dolayı tebrik etme. Olur mu öyle yakışıksız bir şey?  Haliyle olmaz, zinhar olmaz. Tabii ki tebrikler bu şakacıklıklı yazılı yaklaşım için. Yani artık gyy'nin öneri ve taleplerinden sonraki bölümün belki de en hassas ve can alıcı ve tabii ki bir hayli de güldürücü notunu noktasına virgülüne hiç karışmadan okuyabiliriz. 

Nihayet yayın yönetmeninin söylediğidir:

“bir kaç hususta bilgi rica hatta şikâyet mi ne ediyor gyy kardeşiniz!”

*bu arada bana da metnim geldi mi diye sormazsanız memnun olurum. 
çünkü gelen metne anında bakamıyoruz. 
bir günde 30 kadar mail cevapladığım oluyor arkadaşlar. telefonlarla 
mücadeleme hiç girmiyorum. eskiden rahmetli bir şair abimiz vardı, 
günde 2-3 kere arardı. bir haber metni için 6-7 kez aramış olurdu. 
1.si sana bi haber yazıyorum demek içindi. 
2.si yazmaya başladım çok güzel olacak demek içindi 
3.sü yazdım yollayacağım demek içindi. 
4.sü yolladım diye haber vermek içindi. 
5.si asım metin çıkmadı hala diye sormak içindi 
6.sı metinde ufak tefek değişiklik veya düzeltiler içindi 
7.si tepkiler nasıl diye sormak içindi. 
 
üstelik bu şairimiz ile aynı işyerinde mesai yapardık. zaten her gün 
görüştüğümüz biriydi. Allah rahmet eylesin, hayırlı ömürler versin(!) 
ama bana da hayırlı ömürler versin Allah'ımız, değil mi? Sabır versin, 
vermiş, metanet versin, vermiş.. ama huzur da versin kardeşim.. Daha 
az radyasyonlu, mümkünse radyasyonsuz bir hayat versin.. (amin) 
:) 
kardeşlere dua ile duyurulur.”

Bu hoş, ironik serzenişin püf noktası ki ben hem yayın yönetmenini iyi tanıyorum hem de şairi tanıyorum.  Bana biraz da bu gülme hakkını bağışlayan bu tanış olma durumlarından dolayıdır. Sağlık, esenlik olsun, gönüllere sıcaklık dolsun, ömürleri bereketli olsun inşallah…