Yapay zekadan dijital vicdana yabancılaşma sorunsalı

Artık hiç bir şey televizyondan önceki gibi değil demiş bir tarihler Batılı iletişimci George Comstock. Aynı cümleyi şu şekilde güncellemek mümkün: Artık hiç bir şey ne bilgisayardan ne internetten ne de cep telefonlarından önceki gibi değil. Hatta artık hiçbir şey dijital dünyadan ve yapay zekâdan önceki gibi değil.

Comstock’un saptamasından hareketle yapılabilecek olası güncellemeler şimdilik böyle. Tarihçilerin tezine göre ise insanların komşularıyla ilgilenmemeye başladığı dönem ile tanrılar için hep beraber tören düzenlemeyi bıraktığı dönem hemen hemen aynı zaman dilimine denk geliyor. Batı aklının modern diye isimlendirdiği çağa dair özet mahiyetindeki değerlendirmesi şöyle:

Geçmişte çevremizdeki insanlarla tanışıyorduk. Çünkü onlardan yardım istemekten başka bir seçeneğimiz yoktu. Yardımseverlik modern çağdan önceki hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Seküler toplumların eğitimden daha fazla inandıkları bir şeyin olduğu pek söylenemez.

Gerek iletişim penceresinden gerek tarih penceresinden bakanların ne gördükleri, ne hissettikleri bir tarafa odaktaki sorun “yabancılaşma” sanki.

Yabancılaşma kavramı, bireyin içinde bulunduğu topluma, ailesine, değerlerine, hatta kendine karşı yabancı hissetmesi ve bunun sonucunda yalnızlaşması olarak ifade ediliyor.

Kaynaklarda kavramın ilk kez felsefe alanında Hegel tarafından kullanıldığı görüşü hakim. Kavrama olumlu açıdan bakan Hegel, yabancılaşmayı ‘dışsallaşma’ süreci olarak anlatmış. Karl Marx ise yabancılaşmanın insanın sosyal, kültürel, ekonomik yaşamında olumsuz olarak gerçekleştiğini söyler. İnsanın varlığına, çevresine, emeğine karşı gerçekleşen yabancılaşmaya dikkat çeker. İnsanın doğasından veya toplumundan kopuk hissetmesi yabancılaşmanın sosyolojik boyutuna bireyin kendisini ya da çevresini yabancı ya da değişmiş olarak değerlendirmesi durumu ise psikolojik boyutuna pencere açmaktadır.

Literatüre yeni kavramların eklenmesiyle açılan pencereler var bir de. Türk Dil Kurumu tarafından gerçekleştirilen çalışma misâl. Bahsi geçen çalışma kapsamında TDK, 2025 yılının kelimesi anketinin sonuçlarını kamuoyuna duyurdu. Halkın katılımıyla belirlenen yılın kelimesi “dijital vicdan” oldu. Kaydedilen verilere göre söz konusu süreçte öneriye açılan “dijital vicdan, vicdani körlük, çorak, eylemsiz merhamet ve tek tipleşme” kelimeleri için yaklaşık 300 bin oy kullanıldı.

Bireysel ve toplumsal duyarlılıklara ayna tutan güçlü bir kavram olduğu inancıyla öne çıkartılan “dijital vicdan” TDK'ye göre; gerçek hayatta sorumluluk almayıp sosyal medyadaki paylaşım veya beğenilerle vicdanı rahatlatma eylemi.

Tıklama yaparak beğeni, yorum ya da paylaşım yaparak görevini yerine getirdiğini düşünüyor artık dijital vicdan sahipleri. Mesela Gazze’de yaşananlara ilişkin sosyal medyada yer alan bir içeriği beğenmek kişiye vicdanen sanal bir rahatlama yaşatıp sorumluluktan uzak tutmaktadır.

Dijital vicdan kavramının yakın dönemde sıklıkla gündeme gelmesinin temel sebepleri ise şu gelişmelerle ilişkilendiriliyor:

-Yapay zekâ destekli karar mekanizmalarının artması

-Sosyal medya algoritmalarının toplum üzerindeki etkisi

-Kişisel verilerin izinsiz toplanması ve kullanılması

-Dijital manipülasyon, dezenformasyon

-Gözetim teknolojilerinin yaygınlaşması

Türk Dil Kurumu 2024 yılının kelimesini ise “kalabalık yalnızlık” olarak açıklamıştı. Seçilen kelime kapsamında yapılan gereklilik açıklaması ise şu şekilde yer almış kayıtlarda:

“2024 yılında, insanların kalabalıklar içinde yalnız hissettiklerini gösteren araştırmaların sayısında artış olduğu görülmektedir. Birbirlerinin zıddı gibi duran, teklik ifade eden ‘yalnızlık’ ile çokluk ifade eden ‘kalabalık’ aynı anda var olabilmektedir. Sosyolojik, psikolojik, iletişimsel gerekçelerle açıklanabilen bu durum, bireylerin gündelik yaşamlarında, kurdukları ilişki biçimlerinde kendisini göstermektedir.

Araştırmalar, sosyal medya ve dijital teknolojilerin kullanımının artmasıyla insanların kendilerini daha yalnız hissetmeye başladıklarını göstermektedir. Sosyal medya ortamında takipçi, beğeni sayılarının önem kazanması, sözde ‘kalabalık’ bir ortam oluşturulması yalnızlık hissine çözüm gibi algılansa da yalnızlık hissini artıran bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Dijital dünyanın gelip geçici ilişkiler önermesi, yalnızlık hissini derinleştirmektedir.”


TDK’nin yılın kelimesi projesinin odağına da yakışıyor sanki yabancılaşma kavramı. Pratik hayatta sıklıkla karşılaşılan yabancılaşma mevzusunun tezahürleri ne kadar can yakıyor sorusuna asıl odak bakılsa belki hakikâte yakınlaşılır.

Einstein’a atfedilen “hiçbir sorun onu yaratan bilinç seviyesiyle çözülemez” cümlesi belki yaşanan çelişkiyi bir parça izah edebilir. Bir tuşa basarak ne sorumluluklarını yerine getirmiş olur insan ne de vicdanlı hâle gelir. Bu olsa olsa dijital yabancılaşma şeklinde isimlendirilebilir.

Zekânın yapay vicdanın dijital kelimeleri ile kavramsallaştırıldığı çağda insan sorumluluğunun tıklama eylemine indirgenmesi bir hayli manidar. Ne iyilik yapmayı bilir yapay zeka ne de hatır sormayı. İnsanın makine olmadığı bir gerçek. İnsanın normali fıtratına uygun yaşamaksa eğer bunun yolu gerçeğin imha olmamasına izin vermemekten geçiyor. İnsan kalabilmenin odağındaki merhamet, vefa, diğerkâmlık, cömertlik gibi kavramların her biri bir çaba gerektiriyor ve sorumluluk sahibi olmak da tüm bunları ilmek ilmek hayata dahil etmekle mümkün. Bir de kelimeler önemli bunu insanın kendisinin fark etmesi daha önemli. Herkes kendisi adına zamana bağlı ya da bağımsız olarak bir kelime seçebilir. Meselâ vefa kelimesini zamanlar üstü bir kelime olarak oylamaya açmak ihtimal dahilinde. Hem oldukça sahici, kalbe dokunuyor. Dijitallikten ve yapaylıktan bir hayli uzak.