Türkiye’de her kesimden fikir adamına sayfalarını açan düşünce ve siyaset dergisi Türkiye Günlüğü 1989 yılında yayınlanmaya başladı. Dergi üç aylık bir yayın periyoduna sahip. Yayınlandığı ilk günden itibaren siyasal çoğulculuğu kendine ilke edindi. Yalnız, siyasal çoğulculuk derken başı sonu belli olmayan, yılışık, ne söylediği anlaşılmayan, karmaşık kafalardan çıkmış yazı ve makaleleri kastetmiyoruz. Dergide hangi kesimden olursa olsun söyleyecek sözü olan, iddia sahibi, Türkiye’nin geleceği üzerine kaygılar taşıyan, memleketini seven isimlerin yazılarına yer verildi. Siyasal çoğulculuk, karmakarışık bir siyasal çorba formuna sokulmadı. Merkezi olan, ayaklarını bu topraklara basan bir bakış açısının şekillendirdiği entelektüel bir şölen… Dergi böyle bir misyonu gerçekleştirdi. Zor da olsa… Türkiye Günlüğü herkesin kendi fikri, dini, ideolojik kampına çekildiği ve buradan düşünce holiganlığına soyunulduğu bir vasatta elbette ki çok önemli, çok özgün bir çizgiye sahip oldu. Meşakkatli bir çizgi…
Türkiye Günlüğü her dem dikkatle okunmayı hak ediyor
Derginin kurucusu, sahibi, genel yayın müdürü, sorumlu yazı işleri müdürü Mustafa Çalık. Dergi Çalık Bey’in olağanüstü gayretiyle yayın hayatına devam ediyor. Yayın kurulunda Ahmet Nezihi Turan, Beşir Ayvaz, Gökhan Çetinsaya, İhsan Fazlıoğlu, Ahmet Turan Alkan, Erol Göka, Nabi Avcı, Vedat Bilgin, Gültekin Yıldız, M. Naci Bostancı, Mehmet Öz, İhsan Ayal gibi siyasi ve düşünce dünyamızda önemli isimler yer alıyor. Danışma kurulunda Ahmet Yaşar Ocak, İlber Ortaylı, Korkut Tuna, Mustafa İsen, Nur Vergin gibi alanlarında zirve isimler yer alıyor. Rahmetli Durmuş Hocaoğlu ve Gündüz Aktan da hayattayken derginin danışma kurulunda yer almışlardı. Dergi özellikle dosya yaptığı konularda yazar çeşitliliğine azami dikkat gösteriyor. Zaten derginin dosya sayıları dergi içeriğinin çok ötesinde. Bir dergiden ziyade kitap boyutunda. Bir kere okunup kütüphanenizin bir köşesine atılacak dergi değil Türkiye Günlüğü. Yazılar her dem dikkatle okunmayı hak ediyor.
Derginin eski ve yeni sayılarına şöyle bir göz attığımızda Yılmaz Öztuna, Mehmet Beşikçi, Nevzat Kösoğlu, İsmail Küçükkılınç, Hanifi Özcan, Mustafa Yeni, İhsan Fazlıoğlu, Fatih M. Şeker, Süleyman Hayri Bolay, Hasip Saygılı, Şerif Mardin, Ali Yaşar Sarıbay, Taha Özhan, Soli Özel, Hatem Ete, İbrahim Kalın, Levent Gültekin, Ömer Akın, Mehmet Genç, Yalçın Koç, Ömer Özyılmaz, Mehmet Güneş, Cengiz Sunay… ve daha birçok önemli ismi görebiliyoruz.
Derginin her şeyi Mustafa Çalık ülkücühareket içinden gelen bir mülkiyeli. Milliyetçi… Türkiye’nin sorunlarına kafa yoran, zeki, namuslu bir kafa. Sıradan, menfaatçi değil. Milliyetçiliği bir kazanç metasına dönüştürmemiş. Aksine çile çekmiş, çilesini çekmiş vatanın. Dergisinde bu kadar farklı kulvardaki insanları bir araya getirmesi, söylediklerimizi doğrulayan bir olgu olarak değerlendirilebilir. Mustafa Çalık’ın her sayıda “Mektup…” başlığıyla yazdığı yazılar da dikkatle okunmayı hak ediyor.
Türkiye Günlüğü dergisinin son sayısı 2014 Güz döneminde yayınlandı. Aynı zamanda bu, derginin 120. sayısı. Derginin bu sayısında Fatih M. Şeker, Erol Göka, Katharina Mommsen, Cengiz Sunay, Mehmet Güneş, Abdullah M. Küçükkalay yazmış. Bu sayının “Mektup…” bölümünde Mustafa Çalık özellikle 2015’in Ermeni Tehciri’nin yüzüncü yılı olmasına dikkat çekiyor. Ermenilerin Taşnak ve Hınçak damarının “soykırım” iddialarıyla içeride ve dışarıda yoğun propagandaya başlayacağını, “soykırım” iddialarını bütün herkese kabul ettirmek için çabalayacaklarını söylüyor. Çalık “Taşnak Patırtısı” adını verdiği sürecin iyi anlaşılması muradıyla, derginin bu son sayısına hafızaları tazelemek için üç esaslı metnin konduğunu ve bunların iyi okunması gerektiğini belirtiyor.
Dergideki “Taşnak Patırtısı Yaklaşırken” adlı bölümde Justin McCarthy “Kim Başlattı?”, Gündüz Aktan “Devletler Hukukuna Göre Ermeni Meselesi”, Edward J. Erickson “Ermenilerin Yeniden İskanı ve Osmanlı Milli Güvenliği: Askeri Zaruret mi, Soykırım İçin Mazeret mi?” yazıları okuyucuya ulaştırılıyor.
Ermenilerce öldürülen Türkler ve katliamın Ermenilerce başlatılması
Justin McCarthy Amerikalı bir tarih profesörü. Yazısına tarihçilerde olması gereken özellikleri belirterek başlıyor. Aynı zamanda önemli sorular soruyor. Tarihçilerin doğruyu bulmak için çalışmaları gerektiğini ve bunu yaparken önemli bilgi kaynaklarını incelemelerinin elzem olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda siyasetçilerin de tarihçiler gibi doğruyu bulmayı amaç edinmelerinin gerekliliğini söylüyor. Önyargılardan, babadan duyma enformasyonlardan mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğinin altını çiziyor. Ve buradan hareketle sözde “Ermeni Soykırımı” ile ilgili karar çıkan Avrupa parlamentolarının derslerini iyi öğrenmediklerini, tarihle ilgili çok kötü bir karara imza attıklarını, berbat bir tarihçilik yaptıklarını ve önyargılarına mahkûm olduklarını söylüyor. Yalnızca bu olayda Ermenilerin öldüğünü söyleyip milyonlarca Türkün öldüğü gerçeğini kabul etmemenin yanlışlığını vurguluyor. Bu çatışmanın önyargı ve politik çıkarlara malzeme edildiğini anlatıyor.
Sözde “Ermeni Soykırımı”na Avrupa’nın bakışının nasıl olduğunu tasvir eden yazar daha sonra bu olayı bir tarihçi gözüyle değerlendiriyor. İddiaları teker teker ele alıyor. Türklerin Ermenileri soykırım amacıyla göç ettirdikleri yalanına şu cevabı veriyor: “Göçten sonra birçok Ermeni hayatta kalmıştır. Bu da soykırım gibi bir planın olmadığının işaretidir.” Yaygın propagandaya göre Türkler on binlerce Ermeniyi öldürmüş. Hiç söylenmeyen ise Ermenilerce öldürülen Türkler ve katliamın Ermenilerce başlatılması. Justin McCarthy soykırım ile ilgili daha birçok iddiayı çürütüyor ve yazısının sonunda kavga ve çatışmayı çıkaranların hep Ermeni milliyetçileri ve Ermeni isyancıları olduğunu söylüyor.
Edward J. Erickson olayın tarihi bağlamını, Osmanlı stratejik politikasını tahlil ettikten sonra 1915’de Ermenilerin göç ettirilmesini bir soykırımdan ziyade gayriihtiyari, duruma göre genişleyen ve askeri bir zorunluluk (tedbir) olarak ortaya çıkan olgu olarak değerlendiriyor.
Türkiye Günlüğü dergisi zihni, kültürel, maddi, manevi ve akademik fukaralığa doğru dörtnala koşan düşünce ve siyaset dünyamızda varlığı, duruşu ile umut veren bir gayretin ürünü. Bu memlekette hâlâ kendini günübirlik siyasada mevzi kazanmaya, köşe kapmaya, kazanmaya tahvil etmemiş bir emeğin varlığının göstergesi. Daha uzun yıllar yayın hayatının devam etmesi en büyük dileğimiz.