“İnsan kulağından beslenir,” der Hazreti Mevlâna.
Tersini söylemek de mümkündür: İnsan kulağından zehirlenir.
Peki ya hiç ses yoksa? Derin bir yalnızlığa ve sessizliğe mahkûm edildiyse insan, nereden beslenir?
Ayşe Şasa, derin bir şahsiyet ve mücadeleci bir ruh. Genç yaşlarında kaleminin gücünü keşfediyor ve erkek egemen sanat dünyasında kalemiyle var olmaya çalışıyor. Başarıyor da bugün Yeşilçam’dan söz ediyorsak Ayşe Şasa’yı anmadan geçemeyiz.
Tuhaftır ki senaryolarının derya denizliğine rağmen ben, kendisini kitaplarından tanıdım. Buna vesile olan kitabı, birçoğumuzun da bildiği “Bir Ruh Macerası”ydı. Yoksul bir hayatın içinden sıyrılıp başarıya uzanan hayatları okumuştum hep. İtibarlı, zengin ailelerin çocukları ise züppe olarak anılırdı, Ayşe Şasa benim bu kalıplaşmış önyargımı yerle bir etti. Anne baba sevgisi görmemiş, dadıların eziyetleriyle büyümüş, hayallerine giden yollara daima taş koyulmuş bir hayat… Bu hayatın içinde o kadar yalnız ki sessizliği, sadece kalemiyle bozabiliyor. Heyhat! Kaderin cilvesi… Sesleri susturmazsa kaleminden olacak. Onu karanlıktan kurtaran iki şey oluyor: Biri Füsûsu’l- Hikem diğeri ise Bülent Oran.
Hayatı, beni öyle bir yerden yakalamıştı ki sırasıyla Delilik Ülkesinden Notlar, Şebek Romanı ve Yeşilçam Günlüğü’nü de okudum. Kitaplarının ardından filmlerinin dünyasına girmeye başladım. Füsûsu’l-Hikem’in Ekrem Demirli çevirisini edindim, okurken çok zorlandım. Derken kalbimin bir yanı sıkıştı, diğer yanı ferahladı. Ayşe Şasa’yı tanıdıkça böylesi bir cevherin lâyık olduğu gibi tanınıp anlatılmamasına hayret ettim ve müteessir oldum. Zira hakkında yapılmış dört tezden ve geçmiş zaman röportajlarından başka bir şeye erişemedim. İşte bu yüzden Tabii platformunda yayınlanan “Ayşe” adlı dizi, bende coşkulu bir heyecan ve merak uyandırdı.
Biyografilerin -hele kitabı da varsa- diziye veya sinemaya uyarlanması zordur. Genellikle beklenti yüksek olduğundan sonuç, hayal kırıklığıdır. Heyecanıma ve merakıma rağmen içten içe bir tedirginlikle başladığım diziyi, gözyaşlarıyla bitirdim. On bölümden oluşan ve her biri kırk dakika olan diziye, bunca duyguyu ve yaşanmışlığı sığdıran ekibi tebrik etmek lâzım.
Ayşe Şasa ile tanıştık. Şimdi sıra onu anlamakta…
“Kıyamet günü, Yaratıcı’ya anlamlı ve onurlu bir hikâye anlatabilmeliyim.”