Sürdürülebilir bir temel eğitim modeli: ‘Sevgi ve Erdem Toplumu İçin Her Aile Bir Okul’

Yola çıkış düsturu Râd Suresi 11. Ayet-i kerime olan ve otuz yedi yıldır şehr-i İstanbul’da yürüyüşüne devam eden bir güzel topluluk: Kadından Topluma Eğitim Grubu.

Mimarı pedagog Necla Koytak, 1988 yılında aynı düşünce ve idealleri paylaşan bir grup hanımefendi ile birlikte başlayan bir güzel yolculuğa rehberlik ediyor.

Merkeze ferdi alan, inşa sürecine kadının eğitiminden başlayan gönüllü çalışma, hayatın içinden çözümler üreten güzide bir topluluğun çabası ile muhatabına ulaşıyor.

Haftanın üç günü için planlanan iki aylık seminer sürecinde sevgi ve erdem toplumuna giden yolun ipuçları üzerinde duruluyor.

Kadından topluma eğitim grubu yola çıktığı günden bu yana bahar ve güz dönemlerinde İstanbul’un farklı ilçelerinde yirmi binden fazla kadına seminer hizmeti sundu ve halihazırda eğitimlerine devam ediyor. Söz konusu projenin Samsun’daki eğitim programı ise İstanbul’daki eğitimlere katılan gönüllü bir ekip tarafından büyükşehir belediyesinin himayesinde gerçekleştiriliyor.

‘Her aile bir okul her anne ilk öğretmen’ projesi kapsamında kursiyerlere sunulan ders başlıklarından bazıları şöyle:

İnsan ve Eğitim

Duygu Yönetimi ve Şahsiyet Tekâmülü

Çocuk ve Ergen Psikolojisi

Ailede Etkili İletişim

Anne Baba Tutumları ve Disiplin

Din ve Çocuk

Aile İçi Sorunlar ve Çözüm Becerileri

Aileyi Tehdit Eden Bireysel Toplumsal ve Küresel Faktörler

Medyanın Gücü ve Değerlerimiz


Temelinde yeni bir dünya kurmak mümkün inancı yer alan eğitim programı “bir gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz diğerleri de yanlış iliklenir” örneğinden hareketle önce temel değerlerin belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Bencillik, çıkar duygusu ve sevgisizlik üzerine kurgulanan Batılı eğitim sistemini tersine çevirmek mümkün. Bunun pratikteki yansıması ise insan davranışlarını denetlemekle gerçekleşiyor.

Kadının toplumun inşasında önemli bir misyona sahip olduğu temeli üzerinden şekillenen eğitim programı, toplumsal değişimin akıl ve vahiy ekseninde olacağına inanıyor ve sıklıkla Batı aklının kadının fıtratına yabancılaşması sürecine yaptığı ifsada dikkat çekiyor. Tam da bu noktada asıl değerin kainatın halifesi olmakla görevlendirilen insanın yeryüzünün imarına yönelik rolü hatırlatılıyor. Hayatın yeniden anlamlandırılması için merkeze sevgi kavramının oturtan çalışma, her geçen gün sevgisizleşen dünyaya manidar bir gönderme yapıyor adeta.

Peki projenin temelini oluşturan sevgi ve erdem kavramlarını bir toplumun inşasında bu denli önemli kılan ne? Neden bu kadar mühim sevgi ve erdem? Haber ekranlarında gündeme gelen “eşinden ayrılan F.C. önce eşini ve çocuklarını daha sonra kendisini öldürdü”, “işsiz kalan genç bunalıma girdi”, “yalnız yaşayan yaşlı kadın evinde ölü bulundu, otopsi sonucunda ölümün üç gün önce gerçekleştiği öğrenildi..” şeklindeki vtr’leri hatırlamak konunun ehemmiyetini kavramak açısından bir hayli manidar. Zira tabiat boşluk kabul etmez kaidesi gereği nerede sevgi ve erdem yoksa orada tam aksi istikamette durumların hayat bulması kaçınılmaz oluyor.

Olumsuz atmosferlerle mücadele etmenin yolu vahiyden beslenen bu anlamlı ve mütevazı çabalarla hayat bulacaktır şüphesiz. Aksi hâlde Batı zihniyetinin dünyayı sürekli savaşlar, sefalet ve göçle meşgul ederek sevgisizliği empoze etmesine seyirci kalmanın faturası ile muhatap olmak mevzubahis.

Seçimini yolda olmaktan yana yapanların iz bırakacağı malum. Kızı Fatıma içeriye girdiğinde onu ayağa kalkarak karşılayan bir peygamberin takipçilerine dünyanın imarı için birer tuğla koyarak sevgi ve erdem toplumunu inşa etmek yakışır.

Bilginin malumat olarak kalmasının toplumun temel sorunlarından birisi olduğu aşikâr. O halde haydi buyurun değiştirici ve dönüştürücü bir güç olan sevgiyle birlikte bir çağrı bıraksın kendisine insanlık ailesinin her ferdi:

“Değişimi kendinde başlat!”