Sormak Okurun Hakkı: Fatih Andı Nerede?

Akademik çalışmalarının yanı sıra edebi ürünleriyle de tanıdığımız Prof. Dr. M. Fatih Andı'nın, üniversitedeki idari görevlerinden midir yoksa vakit bulamamasından mıdır bilinmez ama uzun süredir kitap yayınlamadığına şahidiz hepimiz. Hal böyle olunca da önceki yıllarda hazırladığı ya da yayınladığı bir eserle karşılaştığımızda hocamızı biraz daha tanımanın, kaleminin tadına varmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

M. Fatih Andı, 1995 yılında yayınladığı İnsan Toplum Edebiyat kitabında, çoğunluğu Dergâh ve İzlenim dergilerinde neşredilmiş denemelerini ilaveleriyle beraber toplu bir biçimde okuyucularına sunuyor. Kitabın muhtevası üç ana başlığa ayrılmakla beraber, her ana başlığın altında da o konu ile ilgili ayrı ayrı yazılar sunuluyor.

Kitabın ilk yazıları Türk yazarlarınca yazılmış ve yönünü Batı'ya çevirmiş ilk romanlar hakkında kaleme alınmış. Fatih Andı, romanın hayatımıza girmesiyle birlikte, toplumda oluşturduğu tesire değinerek, bir Mevlevî dervişin vaaz ettiği sırada “Roman okuyan dinden çıkar!” cümlesini sarf ettiğini belirtiyor ve o zamanki toplumun romana bakışını tespit ediyor. Andı, bu durumun gerekçesi olarak o dönem neşredilen ve toplum hassasiyetiyle uyuşmayan çeviri romanları gösteriyor.

İlk romanların toplum yapısıyla irtibatsızlığı

Andı Hoca, keşif, icat, uzay, vb. konulardan bahseden ve adına fennî denilen roman türünün ortaya çıkmasıyla romana karşı olan çekimserliğin kırıldığını söylüyor ve Jules Verne gibi yazarların eserlerinin Türkçeye büyük bir iştahla çevirisinin yapıldığına dikkat çekerek bu tür romanların Batı'ya hayranlık duyulmasını sağladığını, Batı teknolojisinin aşılamaz bir nispette olduğunu salık verdiğini üstüne basarak izah ediyor.

Türk romanının Halid Ziya ile Batı romanına yaklaştığını, aslında taklit edildiğini, romanın toplum yapısıyla irtibatsızlığından kaynaklanan hâlinin, romanın kabul edilişinde sancılara neden olduğunu dile getiren Fatih Andı, romancılarımızın bu süreçte verdikleri özgün eserlerin halk hikâyeleri ve mesnevîlerden devşirilerek meydana getirildiğini vurguluyor. Romanın insan hayatını şekillendirdiğini önemle belirten yazar, Tevfik Fikret'in “Hayat romanları değil, romanlar hayatı yapıyor.” sözünü nakledip romanın hangi amaçla kullanıldığını okuyucuya göstermesinin akabinde bir değişim sürecine girmiş Türk toplumunun dolayısıyla aile kurumunun, roman yazarlarının kendilerine kattıkları kültürlenme ile birlikte bu yapıyı romanlarında toplumu eğitmenin bir hammaddesi olarak gördüklerini kaydediyor.

Okumanın mahiyeti

İkinci başlığı oluşturan şiir konusu ile Fatih Andı, şiirin hakîkî kıymetinin yok olduğundan dem vurarak, insan hayatının monotonlaşmasına yol açan maddiyatın, edebiyatın kazançsız bir saha olarak görülmesine sebep olduğunu, artık teknolojinin sunduğu görsel materyallerin, insan hayatını yönlendirmesi ile okumanın mahiyetini alaşağı ettiğini belirtiyor.

Genç kuşağın aslî kültürümüzden kopuşunun, edebiyatın hazımsız bir lezzet olarak görülmesine sebebiyet verdiğinin üstünde duran Fatih Andı, bu durumun, Türkçenin uğratıldığı istikrarsızlıkla alakası olduğunu düşünüyor ve şairin hayatını idâme ettiriş tarzının toplumda yorumlanışının, şiirin gözden düşmesine neden olduğunu vurguluyor. Tanzimat’tan sonra halka ters düşmüş, yaşadığı çağdan memnun olmayan şair profilinin arz-ı endâm etmesi bu durumun başlıca sebepleri arasında sayılıyor.

Şiir, Türk'ün hissiyatına dokunursa kıymetlidir

Fatih Andı, politikacılığından ziyâde filozof ve şair olarak tanınan Rıza Tevfik ile ilgili de ilginç bir noktaya temas ediyor. Kendine filozof denmesinden hoşnutluk duyan Rıza Tevfik’in halk şiirinden, özellikle tekke edebiyatından ilhamla yazdığı şiirler, onun toplum nezdinde sevilmesini sağlamıştır. Andı, bir hatıra sunarak, konunun neyi vurgulamak amacında olduğunu gösteriyor. Bir köy evine getirilen âşığın, Rıza Tevfik'in meşhur bir koşmasını çalmasıyla o mecliste bulunan, feylesofluğu fena ve sevimsiz olarak gören ağanın, şiire yegâne güzellik biçerek Rıza Tevfik'i emsâlsiz Türk şairi addetmesi, şiirin hissiyata dokunması ile kıymetlendiğini okuyucuya yeniden fark ettiriyor. Biz de o şiirin girizgâhını nakledelim: “Felâket bağına girdim serseri/ Feryâd u zârımı duyan kalmamış

Moda ile birlikte insanların şahsî zevkleri ortadan kalktı

Maalesef insanların üzerlerindeki esvabıyla tanımlandığını, zihniyetinin doğrudan doğruya yine bu esvap üzerinden tespit edilmeye çalışıldığından bahseden Andı Hoca, tek tip insan modelinin çizildiği modern yaşamın giyim kuşamı da etkilediğini söyleyerek, moda ile birlikte insanların şahsî zevklerinin ortadan kaldırıldığını savunuyor. Yazar, Lâle Devri'nden itibaren Osmanlı'nın sosyal ve aile hayatının Batı'ya kaydığını ve geleneksel anlayışın bozulduğunu, bu değişimin mekânda yani mimaride de kendini gösterdiğini anlatarak, Batılılaşma ile yeni semtlerin ön plana çıkarılıp bambaşka bir eğlence hayatının temellerinin atıldığını okuyucuya hatırlatıyor.

Bu dil ki ağzımda annemin sütüdür

Andı, edebiyatçı Türk aydınının, Türkçenin derinlikli bir anlatım kudretine ulaşması yolunda gayretle çalışmasını arzuluyor. Televizyonda gösterilen programların seçimi ve sunuluşunda kullanılan dilde titiz olunması konusuna ehemmiyetle eğilen yazar, tercüme bir dille konuştuğumuzun, bize ait olmayan bir dille konuşmamızın kardeşlik bağlarını söküp attığının üzülerek altını çiziyor.

Bu kitapla birlikte edebiyatla ilgili meselelere ve sosyal konulara değinen M. Fatih Andı'nın tekrar kitaplar neşretmesini arzulayarak soruyoruz: Fatih Andı nerede?