Selçuk Küpçük’ten söz etmeye başlayınca, kendimi derin ve ciddi meselelere dalmak zorunda hissediyorum. Bunda, Selçuk Küpçük ismiyle çok sancılı bir zamanda karşılaşmamın etkisi büyüktür. Henüz yeni yeni İsmet Özel, Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu okumaya başlamışım, yaşım 17 veya 18. Üzerimde yoğun bir şekilde Necip Fazıl etkisi var. Türkiye olarak 28 Şubat sürecindeyiz. Ve ben o zamanda Selçuk Küpçük’ün sesiyle tanışıyorum.
Duyduğum o tatlı, o kendine çeken ses bu saydığım isimlerin tonunu, dertlerini, yaralarını ve ıstıraplarını taşıyor. Neredeyse aynı yerden sesleniyor. Kendi ıstıraplarımla, onların ıstıraplarını çakışık buluyorum. Kitaplarını yutarcasına, bir yandan aslında hiçbir şey anlamadan ama bir yandan da kafamı kaldıramadan, bir türlü vazgeçemeden, mutlaka anlamam gerekir diyerek ısrarla okuyorum. Selçuk Küpçük denince bu yüzden büyük meselelerden söz etme gereği duyuyorum. Onu başka türlü düşünemiyorum.
Birbirinden kopamayıp, aynı zamanda bir türlü aynı noktada buluşamama hali
O yüzden belki de ilk yüz yüze görüşmemizde biraz tutukluk yaşadık. O yüzden belki de ilk görüşmemizde kahkahalar atıp birbirimize sarıldık. Çünkü birbirimize karşı içimizde bir umman taşıyorduk. Yıllardır, birbirinin ismini bilmekten, birbirine değer vermekten, birbirini takip etmekten gelen uçsuz bucaksız bir umman. Buna yalnızca dostluk, arkadaşlık deyip geçemiyoruz. Ondan öte bir durumla karşı karşıyayız.
Aynı şeyin acısını duymak, insanı birbirine yakınlaştırıyor. Selçuk Küpçük’le yaşadığımız da buydu. Aynı şeyin acısını duyuyorduk. Fakat arada aşılmaz bir duvar da vardı: Onu hep büyük meselelerle birlikte düşünmeye takılmıştım. Bunun Türkçesi o benim “abi”mdi. Bir nevi 71’liyle 80’linin birbirinden kopamayıp, aynı zamanda bir türlü aynı noktada buluşamaması. Aralarında hep bir takip mesafesinin olması; çok uzaklaşmamayı ve yakınlaşmamayı gerektiren bir mesafe…
Ama takip mesafesini kaybettiğinde ortaya dostluğun çıktığını, dostluktan ziyade biz buna kardeşlik diyelim, kardeşliğin belirginleştiğini, görünür hale geldiğini söyleyebiliriz. Acıdır. Başka deyişle “son bakışta aşk”tır. İşte ayrılınca aslında birbirine âşık olduğunu anlayan bir çift gibi.
Takip mesafesini korumak, bir dava gütmenin getirisi ve en sağlam yoludur
71’lilerle 80’liler birbirinden koptuklarında, bu bir kopma olmuyor. Asıl kardeşliklerini o zaman anlıyorlar. Bunu mesela 75-76’lılarda hissetmemişimdir. Onlar daha ziyade ortanca kardeştir. Ve genellikle büyük kardeşin yanında dururlar, 80’lilere karşı 71’liler gibi davranmaya kalkışırlar ama beceremezler. Çünkü 71’liler gibi sorumluluk alamazlar. Şaka bir yana 71’liler ve 80’liler arasındaki bu takip mesafesini önemsemek lazım; çünkü bir kardeşliği büyüten, besleyen, taşıran bir olaydır. Belki de gelecek kuşaklara ahlak ve dava adına bırakabileceğimiz yegane mirastır.
Takip mesafesi hiçbir zaman insanı “ihanete uğradım” duygusuna düşürmez. Birbirinden çok şey beklemeyi de önler. Beraberinde birbirini tam olarak görmeyi getirir. Fazla yakınlık alınganlıkla sonuçlanır, çünkü birbirini çok önemsemek bahis konusudur. Birbirinden çok uzağa düşmek hasrete sebep olur. Hasret ise sevgiyi büyütür. Takip mesafesini korumak, bir dava gütmenin getirisi ve en sağlam yoludur.
71’liler öndedir, hem fikren hem yaş itibariyle hem de cesaret açısından. 80’liler onları takip eder. Ama 71’lileri dolaylı bir şekilde etkilemekten de çekinmezler. Sonuçta ortada bir dava vardır ve o davanın öncüsü her ne kadar 71’li olsa da, en sağlam yürütücüsü 80’lidir. Belki de en son yürütücüsüdür. 80 sonrası tufan gibi...
Selçuk Küpçük’ün etkilendiğim yönü ne?
71’lilere özgü o çalışkanlık, girişimcilik, cesaret, çok cephelilik ve bir meselenin adamı olmak gibi özellikler Selçuk Küpçük’te de vardır. Ondan önce ve önemli olan Selçuk Küpçük’ün yukarıda anlatmaya çalıştığım kardeşlik ve dostluk anlayışıdır. Dostluktan kastımız günümüz tabiriyle “kanka”lık değildir. Dostluk 71’lilerde çok daha derinlerde yatan bir bağdır. Bunu sanırım en çok 80’liler hissetmiştir. Hiç görmeden, tanışmadan, herhangi bir alış verişte bulunmadan bile, birbirinden haberdar olmak ve birbirine dostluk beslemek. Sıkı takipçilik, 71’lerin bomba özelliğidir. 80’lilerin 71’lilerden devraldığı ama hakkını yeterince veremediği en büyük özelliktir. Bunda vefa duygusunu aşan bir şey var. Selçuk Küpçük’te ilk müşahede ettiğim, belki onun beste, yazı ve şiirlerinden çok daha önce etkilendiğim yönü budur.