Anadolu'da duygular irticalen yaşanır. Merkezin yukarıdan inme emirleri kimi zaman her ne kadar taşrayı sindirmiş, korkutmuş, ürkütmüş olsa da o her zaman özünü ve sözünü koruyarak muhafaza etmiş ve kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Acılar da sevgiler kadar saf bir şekilde yaşanmıştır. Öyle ki kimi zaman çekilen çileler çilenin ne olduğunu bile unutturmuştur. Yaşayan duyguların en güzel örnekleri ise âşıkların deyişlerinde ve şiirlerinde gizlidir. O hafi sesi duymak için âşıklara kulak vermek yeterlidir.
Kimilerince avam şiiri, parmak hesabı şiiri olarak hep örselenmiş olsa da âşıkların sesi hep bir sehl-i mümteni özelliği taşır. Bakıldığında söylemesi kolay gelir ama söylemesi bir muammanın çözülmesidir. İşte bu sırı çözenlerdir ki aşkını şiirle terennüm ederler. Bize düşense efkârımızın haline göre âşıkların dilinden düşenleri merhem niyetine süreriz yüreğimize.
"Bu çocuğun aşkını verdik, bu ateş onu yakıp tutuşturacak"
Âşıklar yurdu olarak bilinir Sivas. Âşıklık geleneği asırlarca yaşamıştır bu şehirde ve halen devam etmektedir. Kimi evinden yurdundan ayrılmış, seyyah olmuş, diyar diyar gezerek hem çalmış hem söylemiş, kimi de olduğu yerden seslenmiş şiirleriyle gönüllere. Ama hepsi de bir şekilde dokunmuşlardır gönlümüzün bam teline. İşte bu isimlerden bir tanesi de "Düştüm ibret aldım kalktım unuttum" diyen Sivaslı Âşık İsmetî'dir.
1934 yılında harap bir evde doğmuştur. Babası Milli Mücadele'de on bir yerinden yara almış bir gazidir fakat her zaman olduğu gibi bu gazilik ona maddi bir kazanç getirmez ve aile büyük bir yoksulluk çeker. Gerçek adı Abdülkadir olsa da sonradan o İsmet olarak çağrılmaya başlanmıştır.
Onun âşıklığı doğumu ile başlamıştır. Doğumundan sonra babası ona güzel bir ad vermek istemiş ve bu ad verme işini de köylerindeki hocaya danışmıştır. Hocanın evinde Kadirî dervişlerinin misafir olduğu bir sırada durumu ona açmış. Misafir dervişlerden birisi olaya müdahil olmuş, "bu işi biz yapalım, çocuğun yanına gidelim, vereceğimiz ismi kimseler duymadan onun kulağına okuyalım" demiş. Eve varıp çocuğu eline alan derviş, ezan ve kamet ile çocuğa Abdülkadir ismini koyar. Daha sonra ise sırayla bütün dervişler bir suya okur ve bu sudan çocuğun ağzına dökülür. Dervişler tarafından "bu çocuğun aşkını verdik, bu ateş onu yakıp tutuşturacak" denilmiş. İşte böylece Âşık İsmetî ilk âşıklık badesini içmiş olur.
İsmetî henüz gençken babasını kaybeder, annesi de onları bırakıp başkasıyla evlenir. Kardeşleriyle birlikte büyük bir yoksulluk içinde yaşamaya başlar. Okumaya çok heveslidir fakat imkân yoktur. Bulduğu sigara kâğıtlarını kullanarak okuma yazma öğrenmeye çalışır. Onun şiirlerinin şekillenmeye başladığı dönem de işte bu aralıklardır zira yaşamış olduğu zorluklar onu çok çabuk olgunlaştırmıştır ve bu olgun ses şiirlerinde kendisini göstermiştir.
Yaşarken kıymeti bilinmiş nadir değerlerden
Çile tezgâhına henüz çocuk yaşlardayken giren İsmetî, çekmiş olduğu bu ıstırapları kendisi için bir nimet ve olgunluk aracı olarak görmüştür ve bu sıkıntılar onun yüreğindeki aşkın kabarmasına ve taşmasına vesile olmuştur. İçindeki bu haleti teskin etmeye çalışan İsmetî kendisini dağlara vurur ve kâinat kitabının sayfalarını okumaya başlar. Tabiat ile kendisi arasında bir ünsiyet kurar. Bu, küçük bir kâinat olan insanın, büyük kâinat ile kurduğu yakınlıktır. Kâinattaki bütün zerreler bir aşk ile hareket etmektedir; dağlar, taşlar, ağaçlar, gökyüzü, bulutlar hepsi içindeki aşkın ateşiyle halden hale girmektedir diye düşünür ve içten içe yalvarır, "Allah'ım bana aşk ver, aşkın ile de bade ver" niyazında bulunur. Nitekim arzuladığı badesini de bir gece rüyasındayken içer. Bu rüyadan sonra kendi tabiriyle "bulanık akan selin, ırmağa karıştıktan sonra berraklaşıp ırmağa gark olduğu şekli" almıştır. Artık aşkın terennümü olan kelimeler de sadrından sudur etmeye başlamıştır.
Seksen yaşına yaklaşan İsmetî, şimdiye kadar altı şiir kitabı yayınlamış velud bir halk şairidir. Yorgun Geldim Kapına kitabı da en son kitabıdır. Sözlerindeki hikmet insanlara her daim bir nasihat hükmündedir. O kendi deyişleriyle dini, milli hislerini ifade etmiştir fakat anlattıkları aslından tamamen bizim derdimiz ve hissimizdir ki bunu anlatma görevi bir nevi ona düşmüştür. İsmetî, yaşarken kıymeti bilinmiş nadir değerlerdendir; gerek Sivas halkı ve gerekse yazar ve şairleri tarafından sahiplenilmiş birisidir. Yapılan Sivas kitap günlerinde de onun yeri elbette ayrılmıştır ve halkla da sık sık buluşmalar yapmıştır. Şiirleri ve hayatı üzerine de Doğan Kaya hoca tarafından geniş bir çalışma yapılmıştır.
Kendisi Âşık Ruhsatî'den ve Abdürrahim Karakoç'tan etkilendiğini söyler. Ama benim için İsmetî, şiirlerinde birçok şairin sesini duyduğum bir âşıktır. Özellikle de "Söndürün, şelvesiz isli feneri/ Günün karşısında yanması boşa./ Fitili kirlenmiş, paslı feneri,/ Ondan bir aydınlık sanması boşa." gibi lirik şiirlerinde bana Necip Fazıl'ın sesini hatırlatmaktadır.