Geçtiğimiz günlerde yeni bir sinema filmi çıktı: Hakikat Şeyh Bedrettin. İsmiyle bu kadar tezat bir film daha önce hiç çekilmemiş olabilir, fragmanı izlediğimizde bile hakikate dair hiçbir emare göremiyoruz. Filmde, Şeyh Bedrettin isyancı bir kimlikte çizilmiş.
Esasında tasavvufla yoğrulmuş bir toprak olan Anadolu’da, tasavvufla aranın bu kadar açılmış olması izahı zor bir durum. Sadece Şeyh Bedrettin değil, birçok mutasavvıf hakkında bilinenler, kulaktan kulağa yayılanlar yanlış bilgiler maalesef. İsmail Maşuki, Hoca Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş Veli ilk akla gelenlerden.
Karıştırılan meselelerden birisi mezhep meselesi. Tuhaf bir şekilde mutasavvıflar, Sünnilik haricinde gösterilmek isteniyor. Mezhep tartışmasına girmek benim işim değil ancak doğruyu söylememiz icap ediyor. Şeyh Bedrettin tıpkı Hacı Bektaş Veli gibi Sünni’dir. Hanefi mezhebine bağlı bir fakihtir. Cilt cilt fıkıh kitapları yazmıştır.
Öncelikle Şeyh Bedrettin idam edildiğinde “kanı helal, malı haram” şeklinde fetva verilmiştir. Bu fetva isyandan yargılandığını, zındık olmadığını gösterir. Osmanlı’da bir insan zındıklıktan yargılanır ve idam edilirse “kanı helal, malı da helal” şeklinde fetva verilir. Örneğin, İsmail Maşuki zındıklıktan yargılanıp idam edilmiştir.
Aziz Mahmud Hüdayi, “öldükten sonra bedenin dirilmesini inkar ettiği için dinden çıktığını” söylemiştir. Aziz Mahmud Hüdayi gibi sert muhalifleri olsa da Aziz Mahmud Hüdayi’nin yolundan gelen İsmail Hakkı Bursevi gibi sevenleri, takdir edenleri de olmuştur. Niyazi Mısri de Şeyh’i takdir edenlerdir. Bir şiirinde şöyle der:
“Muhyiddin ü Bedrettin ettiler ihyayı din
Derya Niyazi, Füsus; enharıdır Varidat”
Görüldüğü gibi Niyazi Mısri, Şeyh Bedrettin ile İbn-i Arabi’yi aynı noktada görmüş, dinin ihya edicileri olarak tanımlamıştır.
Ebussuud Efendi, “Şeyh Bedrettin Simavi ki ‘Varidat’ sahibidir, ‘tekfir etmeyip lanet etmeyen kafirdir’ diyen Zeyd’e ne lazım gelir?” sorusuna “Anın müridlerinden olan kafirlerdir, demek lazımdır” şeklinde fetva vermiştir. Ancak bu fetva bazılarınca, Şeyh Bedrettin’in değil, onun yolundan gittiğini iddia eden heterodoks insanların kafir olduğu şeklinde de yorumlanmıştır. Ebussuud Efendi’nin babası Şeyh Muhyiddin Yavsi (ki kendisi Bayrami Şeyhi’dir) Şeyh Bedrettin’i sevgiyle, saygıyla anan ve Varidat için şerh yazan birisidir.
Taşköprülüzade, “âlim, âmil, fâzıl, kâmil” sıfatlarıyla andığı Şeyh Bedrettin’in iftiraya uğradığını ileri sürmüştür. Burada isyan konusuna girmenin tam zamanı.
Nazım Hikmet, hapishanede yatarken Dukas’ın eserini okumuş ve Şeyh Bedrettin’e hayran kalmıştır. Nazım Hikmet’in şiirinde de geçen “Yarin yanağından gayrısını paylaşalım” minvalindeki dize, Dukas’ın uydurması olup tarihi hiçbir gerçekliği yoktur. Şeyh Bedrettin ciltlerce fıkıh kitapları yazmış bir fakih olarak, İslâm fıkhı ne diyorsa onu demiştir.
Şeyh Bedrettin’in torunu Hafız Halil B. İsmail, yazmış olduğu Menakıb-ı Şeyh Bedrettin isimli eserinde dedesinin isyancı olmadığını anlatır. Nitekim Şeyh Bedrettin’in yazmış olduğu eserler 18. yüzyıla kadar Osmanlı medreselerinde ders olarak okutulur, bu da daha sonradan devlet nezdinde isyancı olarak görülmediğini gösterir.
Şeyh Bedrettin, Musa Çelebi zamanında kazaskerdir. Dolayısıyla etkin bir isimdir. Musa Çelebi, Çelebi Mehmed’e yenilince Çelebi Mehmed, doğal olarak kardeşleri safında etkin olan bürokratları saf dışı bırakıyor. Şeyh Bedrettin’i İznik’e zorunlu sürgüne tabi tutuyor. Ancak sürgün şartlarına baktığımızda Çelebi Mehmed’in Şeyh Bedrettin’e saygı duyduğunu görüyoruz. Çünkü ona kalması için bir konak hediye ediyor ve 1000 akçe de maaş bağlıyor. 1000 akçe dönemi için çok yüksek miktarda bir meblağa karşılık geliyor.
Bir kez hacca gitmek için Çelebi Mehmed’den izin istemiş, ancak güvenlik gerekçesiyle izin verilmemiştir.
Şeyh’in torunu Hafız Halil B. İsmail, Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa’nın dedelerinin ismini kullanarak isyana kalkıştığını yazıyor. Ancak Şeyh ve Torlak ile Börklüce’nin planlı bir isyana kalkıştığı iddiası gerçeği yansıtmıyor. Çünkü isyan başladıktan sonra Çelebi Mehmed’in isyandan dolayı ona da zarar vereceği ihtimaline karşılık kaçıyor, İsfendiyaroğulları’na sığınıyor, ardından da gemiyle Varna’ya ulaşıyor. Burada isyanla alakasız bir şekilde hacca gitmek için kaçtığı iddiası da var. Ancak bu iddiaya göre hacca gitmek için kaçtığında, daha yoldayken yakalanıyor.
Neticede her iki iddiaya göre isyanla doğrudan bir bağlantısı kurulamamıştır. Çünkü Torlak Kemal ile Börklüce Mustafa, farklı bölgelerde isyana kalkışıyor; Şeyh Bedrettin daha İznik’ten çıkmadan Börklüce Mustafa idam edilmiş oluyor, Torlak Kemal de yakalanmanın eşiğine yaklaşıyor. Nitekim Şeyh Bedrettin de “Ben isyan etmedim, sizin askerleriniz geldi beni yakaladı” diyor müdafaasında.
Sorgusu uzun sürse de esasında fıkhi meselelerden dolayı uzuyor. Burada da Şeyh’in nasıl bir savunma yaptığını bilmiyoruz.
Sonuç olarak isyan suçundan dolayı “kanı helal, malı haram” şeklinde bir fetva veriliyor ve Şeyh idam ediliyor.
Şeyh Bedrettin’in hiçbir eserinden isyana dair, isyana kalkmaya dair, sosyalist/Marksist teorilere dair (Elbette döneminde bu ideolojiler yoktu, ona yamamaya çalışarak benzer teoriler bulduğunu iddia edenlere söylüyorum) bir cümle, fikir, görüş çıkmaz. Varidat’ta avama yazılmamış, havasa hitap eden, şeriatın batınlarına dair, hakikat dili görürüz. Diğer eserlerinde klasik Sünni, Hanefi bir fakih vardır kalemin başında. İsyana kalkıştığına dair de somut hiçbir veri yoktur, kalkışmadığına dair olanları da çok ayrıntıya girmeden yukarıda bahsettim.
Velhasıl kelam Şeyh Bedrettin, idam edilmiştir. Şunu unutmayalım ki tarih; yaşandığı dönem ve şartlar itibara alınmadan yorumlanamaz, yorumlanırsa hakikat ıskalanır. Devlet refleksi göz ardı edilemez, bu yapılana yanlış veya doğru demek değildir, olgular üzerinden konuşmanın gerekliliğini işaret eder. İdam edilen her isyancı, isyancı değildir. İdam edilen her zındık, zındık değildir. Fetva ile hakikat ayrı olabilir. İsmail Maşuki gibi… “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diyelim, yanlış propagandalardan uzak durmaya gayret gösterelim ve Şeyh’ten himmet isteyelim. Huu!