Seksenli yıllarda şair olmak nasıl bir şeydir acaba? Bazı şeylerin hatırlanmasının marşlara ve de sloganlara düştüğü 80’lerde şiir mahcup lakin bir o kadar da kendinden emindir. 12 Eylül öncesiyle ve sonrasıyla o dönem şiirinin soluğunu ve dolaşım alanını da belirliyor gibiydi. Bana öyle geliyor ki o dönem şairlerinin en çok zorlanmadıkları şey şiirlerine başlık atıp şiir kitaplarına isim bulmak olmuştur. Nesirle şiir arasında konjonktürel anlamda stratejik iş birliği vardır sanki. 12 Eylül sükuttur, namludur, dipçiktir, I. ve II. Şube’dir, idam sehpalarıdır, netekimdir, slogandır, duvar yazılarıdır ve en çok da arabesktir. Susuzluktan canı burnuna gelmişlerin çeşmeye varmaz olaydım diye inledikleri yıllardı. Dünü görmenin yolu bugünden bakmaktır. Bugünün şiirlerine, tek tek dizelere ve şiir kitapları isimlerine, şiir başlıklarına baktığımızda iki dönem arasında köprünün altından ne şiirler geçmiştir. İsterseniz o günlere doğru gidip 1980-1990 arası şiir kitaplarının isimlerine şöyle bir bakalım.
1983 yılında Necat Çavuş “Keşifler” şiir kitabını çıkardığında ben lise son sınıf öğrencisiydim. Necip Fazıl da o yıl ölmüş ve geriye derin bir şiir boşluğu bırakmıştı. Necat Çavuş 1987 yılında “Ölümden Önceki Sözler” kitabını çıkardığında fakülte 2. sınıftaydım ve yaşadığım dünyanın loş odasında şiirler yazmaya çalışıyordum. En çok sevdiğim ve bana hikâye tadı yaşatan üçüncü Necat Çavuş kitabı -sıkı durun- “Yolcunun Gözleri Parlıyordu” idi. O yolcunun peşine ne kadar çok düşmüştüm. Şiir değil de yazılan öykü olsaydı belki de bulmuştum izini sürdüğüm yolcuyu. Ne de olsa insan aradığı kişiyi şiirde bulamaz. Çünkü şiirde kamuflaj ve karartma vardır.
1985 yılı insanların nefeslerini tutup Hüseyin Atlansoy’un “İntihar İlacı” kitabını bekledikleri yıldı. O da oldu. Zamanın ruhuna uygun bir şiir kitabı adıydı. Çünkü Atlansoy’un daha ikinci şiir kitabı çıkmamıştı. Hiç ölmeyecek bir başlıkla geldi ikinci kitap, yıl 1987: “Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi”. Zamanını aşan, 12 Eylül ihtilaline son veren başlık gibi duruyor ağızda bu isim. Ben adaşım Atlansoy’u bu kitabıyla tanıdım. İkindi Yazıları dergisinde birkaç kez uzaktan selamlaşmamızı saymıyorum tabii.
“Önce Ekmekler Bozuldu” demişti Oktay Akbal, ekmekler bunu yalanlamaya çalışsalar da bir kere bu kanaat kemikleşti. Şiirde de aynısı oldu, önce başlıklar değişti, kitap isimleri bozuldu. Daha bir organikti o yıllar şiir kitaplarının ismi. Belki de bana öyle geliyordur. İhsan Deniz 1984 yılında “Mağara Külleri” kitabını çıkardığında sen nerelerdeydin ey 1992 doğumlu arkadaş? Ben üniversiteyi bitirmiş sokaklarda iş arıyordum. Baktım ki iş yok, bu kez imge aramaya başladım. O imgelerin çoğunu bozup kendime altında gölgelenecek saçak altı yaptım. “Yalnız Sana Söylenen” diye bir şiir kitabı duydunuz mu? Sana söylemiyorum 1985 doğumlu arkadaş, bana öyle bakma! İhsan Deniz’in ikinci kitabıydı bu, 1985
Ben o zaman bu kitabın isminin bu kadar güzel olduğunu fark edememiştim. Şakir Kurtulmuş’un 1985’te çıkan “Âh Güzel Bir Gün” kitabından bahsediyorum. Değil mi ki hepimiz bu dünyaya âh etmeye geldik. 1988 yılı derin bir sessizlik var memlekette, benimle aynı zamanı yaşayanlar sadece gökyüzünü seyrediyorlar. Tellere takılmış uçurtmalardan falan bahsetmiyoruz artık. “Ah şu fakülte bir bitse ben şu dünyaya yapacağımı biliyorum” diye söylenip duruyorum. Tam o esnada Özcan Ünlü “Noktaya Şiirler” yazıyor. Nokta kim, nerede oturur, virgülle aralarındaki ilişki nedir? Bütün bu soruları sormadan yaşayıp gidiyoruz yazılan şiiri. Eskilerden bahsederken söylensin diye şiirinin ismini “Adın Kaldı Bir” koyan Mustafa Çelik şimdi nerelerdedir bilmem. Zaten bilmem de gerekmez. Buruk bir tadı var bu şiir kitabının adının. Mevlüt Ceylan ta 1982 yılında “Kayıtlarda Zulüm Vardı” demişti de inanmamıştık.
Her dönemin kendine ait bir dili ve o dile ait bir kaprisi var. Seksenler bu anlamda özgün bir dönem. İnanmıyorsanız ve çok biliyorsanız siz de doksanlı yılların şiir kitaplarının karakterini ortaya serin. Sonra bir başkası çıksın 2000’li yıllarda çıkan şiir kitaplarının ismi üzerine dönüşümü tespit etsin. Her on yılda bir doğan çocukların isimleri bile bir önceki ya da bir sonraki on yıla benzemezken şiir kitaplarının benzemezliğini anlamak zor olmasa gerek. Haydi başlayın araştırmaya.