Sahabe için ölçü konuşmadan tebliğ yapmaktı

Kendi kalbinde Peygamber sevgisi olduğunu iddia eden kişi şuna bakmalı. Gönlünde ne var? Peki, Hz. Muhammed’in (sav) gönlünde ne vardı?

  1. Mekke’de Darü’l-Erkam vardı. Hz. Peygamber tüm vaktini ve gayretini oradaki Müslümanlara ayırmıştı. Onlara hem tebliğ yaptı hem de dertlerini paylaştı.
  2. Medine’de ashab-ı suffe vardı. Hz. Peygamber orada da dünyaya adam yetiştirdi. En büyük sermayesi yetişmiş insanlardı. Her biriyle tek tek ilgilendi. Dertlerine derman oldu. Sorularına cevap buldu. Özel yönleriyle taltif etti. İnsan, ihsana (iyiliğe) mahkûmdur. Mazlum ve ihtiyaç sahiplerine yardım etti, paylaştı. Düşmanlıkları kardeşliğe dönüştürdü. Bolca gönül kazandı. Bir Yahudi çocuğunun bile Müslümanlığına sevindi ve bunu çok önemsedi.

Asıl cihat, insanı ihya etmektir

Sahabenin karşısında emsalsiz örnek şahsiyet vardı. Hassasiyeti ve güler yüzlü olma örneğini sergilerdi. Ashab-ı kiram da davet insanı oldu. Peygamber Efendimiz, “Bugün kim bir hastayı ziyaret etti? Kim bir fakiri doyurdu? Kim bir cenazeye katıldı? …” diye sürekli sorar ve onları zinde tutardı.

Cihat vardı. Ama cihat bugün tanıtıldığı gibi kan değildi. Asıl cihat, insanı ihya etmekti. İç âlemi temizlemekti. İnsan-ı kâmili oluşturmaktır.  Kalp düzelecek. Tezkiye olacak.

Özlediği davetçi yetişmiş insanı Allah, Yasin suresinin ikinci sayfasında tanıttı. Habib-i Neccar köylerine gelen davetçilerle ilgili şu iki temel hususu söylüyordu: “Onlar sizden bu davetin karşılığında her hangi bir ücret istemiyorlar. Hak üzereler. Hidayeti ve doğruyu bulmuş kimselerdir. Sözleri ile hayatlarında bir yamukluk göremezsiniz.”

Müslümanlar kendi aralarında üst üste konulan kerpiçler gibi olacak. Her biri diğeri ile güçlü olur. Aralarına ayrımcılık ve kavga girmeyecek. Tecessüs gibi kötü hasletleri barındırmayacaklar.

Cihat çeşitleri

Mekke de cihat;  Allah'ın dinini yaşamak, sabır, sebat, imanı korumak ve tahammüldür. Her tülü bela ve sıkıntı var. Ama bu belalar nedeniyle gevşemek yok. Mekke devri bitmez. Başka yerlerde bu devirler yeniden yaşanabilir. Bugün Suriye’de, Arakanda veya benzeri sıkıntılı durumların yaşandığı coğrafyalarda Mekke dönemi cihadı geçerlidir. Sabredip imanından vaz geçmemek gerekir. 

Medine’de cihat;  harp ederek toprağı kanla sulamak değildir. Önce imana davet vardır. Bedir, Uhud, Hendek hepsi de öyle olmuş. Amaç yaşatmaktır. İyi insanı yetiştirmektir. Hz. Muhammed’in (sav) en önemli mirası yetişmiş insandır. Onları korkusuz ve fedakâr bir kıvamda yetiştirdi sonra da dünyanın süper güçlerine cellatların arasına elçi olarak gönderdi. Geriye kalan en önemli miras, insandır. Ashab-ı suffeyi çok severdi. Bi’ri Maune’de şehit olanlara kırk gün üzüldü ve düşmanlar için kunut okudu. Oysaki Bedir ve Uhud’da “Ben rahmet peygamberiyim. Beddua etmem.” buyurmuştu. Yetişmiş davetçilerine kıyılınca dayanamadı.

Ebu Hureyre (ra) çok güzel ve içinde tatlı suyu olan dağ gördü. Bundan sonra burada yaşamak ve insanlardan uzak olmak istedi. Buna karar vermek için de Allah resulüne sordu. O da izin vermedi ve  “Devenin sağılacağı süre için bile olsa cihada çıkan, cennete girer.” Buyurdu. Bunun için ashab-ı kiramın Mekke ve Medine’de vefat edenleri çok azdır. Her biri ayrı bir memlekete hicret etti ve oralarda vefat etti. Yorgunluğu unuttular. Çin’e giden sahabeler hangi yabancı dili bilirdi? 

Hz Aişe (r.anha) şöyle der: “Allah resulünü en mutlu gördüğüm an, vefat ettiği günün sabahıydı. O gün mescide çıkamamıştı. Babam mescitte diğer Müslümanlara imam olmuş namaz kıldırıyordu. Orada mescidi dolduran ve kendi yokluğunda saf tutmuş cemaati görünce mübarek yüzü güldü ve çok memnun oldu.”  

Nisabı olmayan zekât

Sahabe, bolca Kur’an okurdu Kur’an-ı Kerim üç şey için okunur:

  1. Muhafaza: Okunacak, okutulacak. Onun okunması da ayrı bir ibadettir.
  2. Hudut: Ahkâmıyla bir hayat yaşanacak. Haramı haram kabul edilecek, helali helal…
  3. Hulk: Ahlakı kuran olan bir nesil yetişecek.

Allah bizlere birçok nimet vermiştir. Malın zekâtını hesap etmek kolay... Nisabı belli, zamanı belli... Ama Allah’ın verdiği diğer nimetlerin zekâtı olamayacak mı? Gözün, kulağın, sağlığın, ilmin, konuşmanın… Onları da Allah yolunda kullanmak gerek. Her birimiz, İslâmî tebliğin elçileri olacağız. Bu bir Müslüman için hiç bitmeyecek bir görevdir.

Abdullah bin mübarek bir yolculuktan dönmüştü. Çok üzgün olduğunu gördüler ve sebebini sordular. Şöyle cevap verdi. “Çok huysuz bir adamla yolculuk yaptım. Bende ne eksiklik vardı da bu sürede ona etki edemedim ve onu değiştiremedim. Benim onun bu kötü huyunu değiştirebilmem gerekiyordu…” diğerkâm olmak ve eksiği kendimizde aramak lazım.

Bu bir emanettir. Bunu taşımak zorundayız. İyi yetişmiş Müslüman olmak hepimizin görevi…