Mehmed Akif okumalarım sırasında Akif’e bakışı belirlemek için sadece bir cephe üzerinden çalışma yapmak istemedim. Bu bakımdan Akif algılamalarını öğrenebilmek için farklı cenahlarda da iz sürmek gereğini hissettim. Kader beni bir dönemin namlı solcularından Zekeriya Sertel’in eşi Sabiha Sertel’in, Necip Fazıl merhumun mahkemesine benzer bir mahkeme kaydı ile tesadüf ettirdi.
Mahkeme, Necip Fazıl’ın mahkemesinden farklı, edebî bir mahkeme değil, siyasi bir mahkeme. Sabiha Sertel’e, o zamanki Yeni Sabah gazetesi sahibi tarafından hakaret cürmiyle dava açılır. Kendisinin “hakikatte inkılabı, irticaa karşı müdafaa suçuyla maznun bulunduğunu” söylüyor. Tartışma Yeni Sabah gazetesindeki Tevfik Fikret anketinden zuhur ediyor. Ankete karşı çıkan Sertel, irtica hortladı diye bir yazı kaleme alınca kavga başlıyor.
Sertel’e göre mesele, Fikret değil, Akif’i sevenlerin inkılap aleyhinde olmaları, onun ifadesiyle “kusan acıklı yazıları”. Sertel bu grubun içine Mehmed Akif’i, Rıza Tevfik’i ve Ahmet Naim Hoca’yı koyuyor. Meseleyi neden bir inkılap meselesi olarak gördüğünü dile getiren Sertel, Sebilürreşad’ı irticanın kalesi, mezkur isimleri de her yeni harekete ateş açanlar olarak görüyor. Fikret’e karşı Mehmed Akif’i “kaba ithamcı” olarak suçlayan Sertel, Fikret’i doğmakta olan bir inkılabın müjdecisi görmektedir.
Tarih-i Kadim’i Fikret-Akif kavgasının başına yerleştiren Sertel, Servetifünun ve Sebilürreşad kavgasını Müslüman-Türkçü gerilimi olarak okuyor. Fikret’in ölümünden sonra Doktor Rıza Tevfik’in Türk Ocağı’ndaki konuşmasına Ahmet Naim’in yazısını ikinci aşama olarak gören Sertel, Ahmet Naim’in sözlerine yer vererek Tarih-i Kadim’den sözlerini destekleyen ifadelere yer veriyor.
Onun için Şark ve Asya gerilik ve irtica, Avrupa ise her anlamda müspetin karşılığı
Babanzade Ahmet Naim Hoca, Sertel’e göre medrese mantığı içinde yaşayan biridir. Fikret-Akif kavgasını dinî bir kavga olarak göremeyen Sertel, kavganın “Avrupalılaşmak” ve “Şark ve medrese ilminden ayrılmamak” olduğunu söyler. Sertel için Sebilürreşad ve Yeni Sabahçılar kara kuvvettir. Fikret’in dünya görüşünü temellendirmeye çabalayan Sertel, onun dünyasını Rönesans hareketine bağlar. Akif’in Fikret için söylediği “zonguç” sözcüğünden rahatsız olan Sertel, ümmet devri için “Ortaçağ karanlığı” hükmünü kullanır. İslam medeniyeti için “ölmüş bir medeniyet” ifadesini kullanır.
Onun için Şark ve Asya gerilik ve irtica, Avrupa ise her anlamda müspetin karşılığı. Akif’i garplılaşma gibi inkılaba da düşman ilan eder Sertel. “Süleymaniye Kürsüsünde” şiirinde Akif’in sözlerini kendine delil alır. Akif’i inkılapçı görmediği gibi milliyetçi de bulmaz. Ona göre Fikret saf bir milliyetçidir ve bunun da pek çok delili vardır. Akif’in sesini karanlıklar içinden gelen irticanın sesi olarak okur Sertel.
Hakime son olarak mezkur davanın adi bir hakaret davası olmadığını belirten Sertel, kendi davasının da Fikret-Akif, inkılap-irtica davası olduğunu iddia eder. Ona göre irtica başını kaldırmak istemektedir. Sertel’e göre Akif’in hisleri, düşünceleri ve akideleri yeni inkılabın karşısında duramaz. Ona göre, Fikret ulaşılması güç bir dağın tepesi, Akif bu dağın eteğine kurulmuş bir medresede Asya destanları okuyan bir vaizdir. Fikret-Akif kavgası Sebilürreşatçılarla inkılâp nesilleri arasında üç defa tekrarlanan bir süreç Sertel’in zihninde.
Mahkeme metni bir ihbar metni değil, bir inkılap müdafisi metni Sertel’e göre. İşte duygunun, hayalin ya da heyulanın düşünce olarak sunulduğu bu mahkeme metni, bir hezeyan metindir. Hezeyan kelimesini bile isteye kullandım. Çünkü bir insan hezeyanını ancak bu kadar açık söylenir. Hezeyanın somut metni mahkeme kaydı, İSAM’ın Mehmet Akif arşivinde mevcut.