Kâinatın kalbi, erteleme nedir bilmeyen, kusursuz bir ritimle çarpar. Tohum çatlamak için "yarını" beklemez, güneş vaktinden sonraya kalmaz ve bedenimizdeki hücreler işlevlerini bir an bile askıya almazlar. Bu kusursuz işleyiş planında her şey vaktini bekler ve zamanı gelince harekete geçer. Allah'ın koymuş olduğu bu hareket yasasıyla her mahlûk, kendi rolünü yerine getirmek için çırpınır durur. Hiçbir varlığın görevini ertelemediği bu evrende, kendi yükümlülüklerini erteleyebilen tek varlığa ‘insan’ diyebiliriz. İnsan, doğasına aykırı bir direnç geliştirerek "erteleme davranışını" kendisine sahte bir sığınak olarak seçebilir.
Sürekli sonra yaparım diyen kişinin iç dünyası ertelenen başlangıçların mezarlığı gibidir. Orada nice yazılmamış mektuplar, başlanmamış kitaplar, sporlar, diyetler ve güzel niyetler gömülüdür... Her şey bir yarının ötesine, bir meçhule ertelenmiştir. Ve o yarın maalesef ki, bir türlü gelmez. Kendine geç kalıp, hayatı kaçıran bu insanın "Yarın yaparım diyenler helâk oldu.” ihtarıyla silkinip "En iyi iş, bitmiş iştir." düsturuna sarılması gerekir. Peki, yapıldığı takdirde kendisine fayda sağlayacak bir işi bir insan neden yapmaz veya neden erteler? Bu yazımızda "Erteleme Davranışının Nedenleri ve Çözümleri" üzerinde duracağız.
Erteleme kelimesinin zihinsel çerçevesini çizme adına ilkin tanımına bakalım. TDK’ye göre erteleme; sonraya bırakmak; tehir etmek anlamlarına geliyor. Genel olarak; yapılması gereken bir işin farklı sebeplerden dolayı vaktinden sonraki bir zamana bile isteye bırakılmasıdır. Niyet ile eylem arasında duran bir boşluk da diyebiliriz.
Bu noktada erteleme davranışını, 'stratejik öteleme' kavramından ayırt etmemiz gerekir. Stratejik öteleme; motivasyon kazanmak amacıyla bilinçli bir zaman dilimi oluşturmak veya önceliklerin dışsal nedenlerle değişmesi sonucu, eylemin iradî olarak sonraya bırakılmasıdır. Mesela günümüzü nasıl planlamış olursak olalım, çocuğumuzun sağlığı söz konusu olduğunda diğer bütün işler önceliğini yitirir. Buradaki temel fark, bu durumun iradi ve kronik bir erteleme olmaması; aksine sağlıklı bir önceliklendirme (öteleme) refleksi barındırmasıdır. Bizim bu yazıda ele alacağımız asıl erteleme davranışı ise uzun vadede yararımıza olduğunu bildiğimiz halde kaçındığımız ve geciktirdiğimizde bizi olumsuz yönde etkileyecek olan eylemlerdir. Erteleme hastalığı olarak da ifade edilen bu davranış biçiminde kişi yapması gereken iş ve sorumluluklarını; başlama, sürdürme, tamamlama noktasında problem yaşar. Son dakikaya bırakılan işlerde; verim ve kalite düşerken kişinin stres, kaygı ve suçluluk duygusu da artar.
Acaba yapılacak birçok önemli işimiz olduğunu bildiğimiz halde saatlerimizi neden verimsiz, anlamsız aktivitelerle geçiriyoruz? Niçin birçoğumuz erteleme isteğine karşı koyamıyoruz? Bütün işlerini zamanında özenle bitirenlerle ertelemeyi bir alışkanlık haline getirenleri ayıran özellikler nelerdir?
Erteleme konusundaki araştırmalar erteleme davranışının tek boyutlu olmadığını göstermiştir. Erteleme davranışı; içerisinde duyuşsal, bilişsel ve davranışsal kısımları ihtiva eden karmaşık bir süreçtir. Yaşamın her alanında karşılaşılan erteleme davranışını, karmaşık yapısı nedeniyle tüm bileşenleriyle birlikte ele almak gerekir. Sorunun üstesinden gelmek konusunda kritik nokta; kişinin erteleme eyleminin kökenindeki nedenlere dair farkındalık kazanmasıdır.
Erteleme davranışının temel sebebi, kişinin kendisini ve dünyayı görme biçimiyle ilgilidir. Bireyin bu algı dünyasını ise doğumundan itibaren çevresindeki insanlarla kurduğu ilk ilişkiler şekillendirir. Bir şeylere başlamak isteyip de başlayamadığımızda, iç sesimiz arka planda durmaksızın konuşmaya başlar. Aslında bu ses, zihnimizin derinliklerindeki kökleşmiş düşünce kalıplarımızın bir yansımasıdır. Şimdi, erteleme döngüsünü besleyen bu baskın düşünce kalıplarından en yaygın olanlarına bakalım:
1. Haz ve Keyif Almalıyım Düşüncesi: Beynimiz, uzun vadeli büyük ödüllerdense (örn: Proje ödevini bitirmek), kısa vadeli anlık ödülleri (örn: sosyal medyadan gelen bir bildirim) tercih etmeye programlıdır. Zorlu veya sıkıcı bir göreve başlamak yerine dopamin salgılatan kolay aktivitelere yönelmek, ertelemenin biyokimyasal temelini oluşturur. İlkel beyin, uzun vadeli düşünmekten ziyade anlık ödüle ve haz alacağı şeye kayar. Kısa vadeli anlık rahatlama uzun vadede kişiye suçluluk duygusu, kronik stres, kaygı, düşük özsaygı ve akademik/profesyonel başarısızlık olarak dönebilir. Çünkü eylemi ertelemek, o yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Bilakis kişi, kısa süreli kaçışlarla gelecekteki huzurunu geçici bir tatmin uğruna feda etmektedir. Oysa hayatta emek harcanmadan ve zorluk göğüslenmeden kalıcı başarılar elde etmek mümkün değildir.
Hayattaki ideallerimize bizi ulaştıracak en önemli araçlardan biri, aslında karşılaştığımız o 'sıkıntı' duygusudur. Bizi geliştiren ve dönüştüren bu hissin geçici olduğunu hatırlayarak eyleme geçmek gerekir. “Evet, şu an bu iş beni zorluyor ve kaçmak istemem çok insani bir refleks; ancak bu duyguya rağmen yapmam gereken işe devam edebilirim.” diyebilmek, durumu mantıksal bir çerçevede kabul etmemizi sağlar ve sıkıntıyla baş etmemizi kolaylaştırır.
Bu döngüyü kırmak için 'Hemen Şimdi' kuralıyla, zor ve sıkıcı görülen işe doğrudan başlamak gerekir; çünkü en zor kısım başlamaktır. Bazen zihinsel değişim, direkt eylemle tetiklenir. Görev aklımıza gelir gelmez harekete geçmek işin kırılma noktasıdır. Zihnimizle iş arasına başka bir uyaranın girmesine müsaade etmemeliyiz. Diğer taraftan, bizi sabote eden haz kaynaklarına ulaşımı zorlaştırmak, sıkıntı duygusuyla mücadelemizde irademizi rahatlatacaktır. Nefsimizin istediği şeylere (hazza) ulaşımı kolaylaştırarak kendimizin imtihanını artırmamalıyız. Zaten etrafta bu kadar kısa vadeli haz faktörü varken sıkıntı veren durumla mücadelede irademizi daha da yormamalıyız. Çevre ve ortam düzenlemesiyle hazza yaklaşmamak işimizi kolaylaştıracaktır. Mesela bitmesi gereken bir proje yerine kaçış alanı olarak sosyal medyaya sığınıyorsak, çevre düzenlemesi yaparak telefonu diğer odaya koyabiliriz. Aldığımız bu pratik önlem, Victor Hugo’nun ünlü eseri Notre-Dame'ın Kamburunu yazarken başvurduğu yöntemin yanında oldukça insaflı kalacaktır. Hugo, erteleme alışkanlığını kırabilmek için tüm giysilerini bir sandığa kilitlemiş ve yardımcısına saklatmıştır. Dışarı çıkacak hiçbir kıyafeti kalmadığı için odasına kapanmak zorunda kalmış; 1830 sonbahar ve kışını çılgınlar gibi yazarak geçirmiştir. Sonuçta roman, yayıncısına söz verdiği tarihten iki hafta önce tamamlanmıştır. V. Hugo’nun çözümünü bir kenara koyup, ertelemeyle ilgili alacağımız önlemde kendimize “Yarın değil, hemen şimdi başlıyorum.” diyebilmeliyiz.
Burada "5 Dakika Kuralıyla" başlangıç direncini kırabiliriz. Kendimize şunu söyleyebiliriz: “Bu işi sadece 5 dakika yapacağım.” Muhtemelen 5 dakika dolduğunda, göreve başladığımız için devam etme motivasyonu bulacağız. Bu kural, görevin tetiklediği o ilk büyük kaygı duvarını aşmamızı sağlar. Ertelenen işin her gün %1'ini yapmak süreç içerisinde işin tamamının bitmesini sağlayacaktır. Bu şekilde o ilk adım atılmış, az da olsa devamlı çalışmanın başlangıcı yapılmış olur. O halde işi değil, hazzı ertelemeliyiz.
Haz kaynaklarına gün içerisinde fazla kayıyorsak zamanı planlama konusunda da bilinçlenmeliyiz. Bunun için:
a) Eğer bir iş bize anlamlı görünmüyorsa o işe başlamak için yeterli motivasyonu bulamayabiliriz. Bunun için ertelediğimiz işle ilgili kendimize somut amaçlar edinebiliriz. Amaçlarımızı netleştirirken şu soru işimizi kolaylaştırabilir. Şu an yaptığım şey, olmak istediğin kişiyi inşa ediyor mu? Olmak istediğimiz kişi, pusulamızın gösterdiği Kuzey Yıldızı gibidir. Attığımız her adım dönüşmek istediğimiz insan türü için bir oydur. Olduğumuz kişiyi değiştirmenin en pratik yolu ise yaptığımız şeyi değiştirmekten geçer. Biliyoruz ki erteleme kişinin kendisini sabote etmesidir. Tatmin edici bir hayat inşâ etmenin yolu ise; bugünün meşguliyetlerinden geçiyor. Yani eylemlerimiz kimliğimizi şekillendiriyor.
b) Hangi işe ne kadar zaman ayrılmasıyla ilgili planlama yapılması gerekir. Erteleme davranışında genellikle zaman algısında bir yanılsama olabiliyor. “Daha çok zaman var” veya “Nasılsa yetiştiririm” düşüncesi kişiye hep yarına dair bir plan yaptırabiliyor. Başlangıcı ve bitişi belli olmayan işler ertelenir. Acil ve öncelikli işleri sıraladıktan sonra gözümüzde büyüyen işi küçük parçalara bölebiliriz. Böylece işin her bölümünü bitirdiğimizde başarı ve tatmin duygusuyla motivasyonumuz artacaktır. Bu konuda oluşturacağımız takip kontrol çizelgesi bize geri dönüt vererek planı uygulamamıza yardımcı olacaktır. Bu maddeyi geçmeden tarih sayfalarından hatırladığımız bir örneği de burada belirtelim. "Nitekim Tebük seferine katılamayan Kâ’b Bin Mâlik, o hüzünlü zaman dilimini aktarırken, 'Her seferinde yarın hazırlanırım diyerek günlerimi geçirdim' buyurur. Bize de işlerimizi ertelememeyle ile ilgili nasihati kalır.
c) Bizim için önemli bulduğumuz davranışı ertelerken karşılaşmamız olası sonuçları akılda tutma ve hatırlama alışkanlığı edinmek de bize yardımcı olabilir. Bu yöntemde, erteleme anında kendimize şu iki soruyu ardı ardına sormamız önerilir: "Bu işi şimdi yaparsam elde edeceğim en iyi sonuç ne?" ve hemen ardından "Eğer ertelersem karşılaşacağım en kötü/stresli sonuç ne?" İki durumu zihinde mukayese etmek beynin anlık haz tuzağına düşmesini engeller.
d) Bizi amacımızdan alıkoyan etkenlere karşı hem kendimize hem de başkalarına "Hayır" demeyi öğrenebiliriz. Kişi yapması gerekenleri yapmayıp bir başka zamana ertelediğinde kafası sürekli yapmadıklarıyla meşguldür. Bu, kişi için zihinsel bir yük, nedeni kestirilemeyen bir yorgunluk sebebi olabilir. Zihin sürekli geçmişle meşgulken bugün için yeterli enerji ve performans gösteremez.
2- Mükemmel Yapmalıyım Düşüncesi: Bu düşünce yapısı da erteleme davranışında karşılaşılan en yaygın nedenlerden biridir. Kişi, yapacağı işin standartlarını karşılamayacağından veya eleştirileceğinden o kadar korkar ki, başlamayı erteler. “Eğer mükemmel olmayacaksa, hiç başlamayayım” düşüncesi hâkimdir.
Kusursuzu arama kişinin hareket etmesini felç ediyorsa, elimizden geleni yapmak ve sonuçtan ziyade sürece odaklanmak gerçek kabulün ve mutluluğun tek yolu gibi görünüyor. İnsan olmakla çelişen kusursuz olma düşüncesi insanı konfor alında tuttuğu için gelişimini elinden alıyor. Bitmiş iş, hayal edilen mükemmellikten her zaman daha iyidir.
3. Sonuçtan Emin Değilim ve Yetersizim Düşüncesi: İnsan beyni belirsizliği tehdit olarak algılar. Sonucun ne olacağını bilemediğimizde zihnimiz bizi bu potansiyel acıdan korumak için "kaçma" (erteleme) tepkisini devreye sokar. Burada sonuçtan ziyade sürece odaklanmak ve hemen işe koyulmak etkili olur. Çıkan sonuç, özdeğer ilişkisi kurulmadan değerlendirilebilmeli. Hata ve olumsuz sonuç bir veridir, kişiyi değerlendiren bir hüküm değildir. Netice ve kişi birbirinden ayrıldığında geliştirilen koruma refleksi (yani erteleme davranışı) boşa çıkar. Çünkü biliriz ki iş akim kalabilir ama insan hep değerlidir.
Şair o güzel şiirinde; “Sevgileri yarınlara bıraktınız." diyor. İleride bir gün yapılmak için rafa kaldırılan her güzel şeyin bir gün kapımızı pişmanlık olarak çalmaması adına bugün harekete geçmeliyiz. Vakitte diri kalmak, eylem halinde olmayı gerektirir. Ertelemek, sadece sorumlulukları ya da işleri değil, bizzat hayatın kendisini ıskalamaktır. Unutmamalıyız ki şuurlu bir ömrün inşası, yarına dair kurulan hayallerde değil, bugünün iradeli meşguliyetlerinde gizlidir. Vakit; şimdide bereketlenecektir. Vakt-i şerifleriniz hayrola…