-Vefatının 17. yılında Hamidullah Hoca’yı rahmetle anıyoruz.-
Merhum Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi başa olmak üzere Siyer’le ilgili bütün kitaplarını okudum. Sadece teliflerini değil; hakkında Türkçe yazılmış şahitlikleri de takip etme imkanımız oldu. Şahitler onu okullarda ve konferans salonlarında dinleyerek ondan ilim tahsil ettikleri gibi şahsiyeti ile ilgili gözlemlerde de bulunmuşlardı. Evinde onu ağırlamışlar da vardı aralarında.
Şahitlerin ifadeleri ile Hoca’nın portresi şöyle çiziliyor:
“Dünyada bir garip yolcu gibi idi. Az yer, az uyur, az konuşurdu. Tartışmaktan hep uzak dururdu. Tevazu sahibi idi. Nazikti. Temizdi. Zaman bilincine sahipti. Ümmet bilinci vardı. İlim için ilim değil, hayat için ilim yapmıştı. Öğrenmekten ve öğretmekten başka bir amacı yoktu. Tetkikleri, her eserinin yeni baskısını geliştirmek suretiyle bir ilim adamının nasıl çalışması gerektiğini öğretti. İslam’ın bir ekonomi, kültür, askeri sistem olduğunu, bir
Kitaplarını okuduktan ve onu yakından tanıyanları dinledikten sonra içimde bir ukde oluştu. Acaba bizim de adımız Muhammed Hamidullah ismi ile yan yana anılabilir mi? Buna imkan var mı?
Hamdolsun Rabbim bize böyle bir fırsat verdi. Çünkü Hamidullah Hoca’nın Konferanslar adlı eserini yayımlamak bize nasip oldu.
Hikayesi şöyledir:
Hamidullah’ı tanıyanlar, akademisyen talebeleri ve bazı eserler, onun Anadolu’da ve İstanbul’da verdiği konferanslardan da bahsediyor, bu konferansların bazılarının teksir olarak basıldığını, örneklerinin de kendilerinde bulunduğunu söylüyorlardı. Fakat kitap olarak yayımlanmadığı için biz ondan mahrum idik. Denildiğine göre Hamidullah, İslam Peygamberi’nde ayrıntılı olarak yazdığı İsra-Miraç ve Mucizelerle ilgili de konuşmuş, konferansların sonunda kendisine yöneltilen sorulara da cevap vermişti.
Peşinde olduğum ve merak ettiğim bu konferans metni Manisa’da elime geçti.
1993-97 yıllarında Manisa Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde görev yaptım. Kompozisyon ve okuma yazma çalışmalarını, rehberliğini yürüttüğüm Kütüphanecilik Kulübünden sorumlu rehber öğretmen olarak okul kütüphanesinde yapıyordum. Kütüphaneyi düzenleme çalışması yaptığım bir gün, raflardan ayrı, kapalı bir yerde, kullanımdan düşmüş kabul edilen bazı sınav dergileri ile eskimiş kitaplara rastladım. Bunları tasnif ederken irili ufaklı sarı saman kağıtların bir arada ciltlenmesi ile meydana gelen ön kapağı hayli karalanmış, kirlenmiş Konferanslar adlı teksir baskıyı buldum. Teksiri kütüphaneye zamanında Erzurum’da okuyan bir öğretmen hediye etmişti.
Konferanslar’ı kitap haline getirdik
Muhammed Hamidullah Hoca’yı tanıdığım için bu efsane metni okumak üzere eve getirdim. İlk fırsatta da okudum ve kütüphaneme yerleştirdim. Düşündüm ki bu teksir baskı, kitap olarak tabedilmiş fakat ben görmemişim.
O zamanlar internet imkanı olmadığı için teksirin, kitap olarak basılıp basılmadığını kontrol etme imkanım olmadı.
Aradan on yıldan fazla bir zaman geçti. Hamidullah Hoca’nın başka kitapları da yayımlandı ve onları da okuma çabasına girdim. Ancak okuduklarım arasında Konferanslar metni yoktu. Bazı sohbetlerde ve eserlerde söz konusu teksir baskıya göndermeler vardı; ancak metnin kendisi yoktu. Nasıl olsa birileri elindekini yayımlar diye beklerken kimseden bir ses çıkmadı.
Bunun üzerine Konferanslar’ı önce teybe kaydedip sonra da onları deşifre ile teksir baskı haline getiren Dr. Zahid Aksu’nun peşine düştüm. İnternetten öğrendiğime göre o da vefat etmişti. Bu durumda varislerine ulaşmak gerekiyordu.
Araştırmalarım sonucunda merhum Zahid Aksu’nun eşi Gönül Aksu Hanım’a ulaştım. Gönül Aksu Hanım, Konferanslar’ın girişine bir not koymam şartıyla eseri yayımlayabileceğimi söyledi.
Bu notlar aynı zamanda Konferanslar kitabının bu zamana kadar niçin basılmadığını anlatıyordu. İyi hatırlıyorum; Konferanslar’dan bahsettiğim akademisyenlerden birkaçı o eserin basılamayacağını, Hamidullah Hoca’nın en tartışmalı eseri olduğundan, insanların bu tartışma ortamına tekrar çekilmemesi için yayınevlerinin onu basmaktan çekindiklerini söylemişlerdi.
Gönül Aksu Hanım’ın istediği de açıklamalar bununla ilgili idi.
Dr. Zahit Aksu, teybe kaydettikten sonra konuşmaları deşifre eden ve ayrıca fakülte talebeleri için teksir olarak bastıran kişi idi. Dr. Aksu, eserin daha çok okuyucuya ulaşması için zamanın Diyanet İşleri Başkanlığı’na
Bu yazışmalardan sonra Diyanet yetkilileri eseri basamayacaklarını bildirirler ve eser, teksir baskı olarak kalır.
Kütüphanenin izbe bir köşesinde çürümeyi ve fareleri bekleyen teksir baskı Konferanslar’ın bu şekilde sadece bazı ellerde kalmasına gönlüm razı olmadı. Bahsi geçen dipnotları ekleyerek Konferanslar’ı kitap haline getirdik. Vefa ve kadirşinaslık gereği, Konferanslar’ın kitaplaşmış halini Manisa Anadolu İHL’ne iki nüsha imzalayarak gönderdim.
Böylece Türk yayın hayatında pek görülmeyen üç yazarlı bir kitap ortaya çıkmış oldu. Eserin gerçek sahibi Muhammed Hamidullah; konuşmaları teybe kaydederek deşifre ettikten sonra teksir olarak bastıran Dr. Zahit Aksu ve teksir baskıyı kitap haline getiren bendeniz.
Beyan Yayınları’ndan Muhammed Hamidullah serisinin 16. kitabı olarak yayımlanan Konferanslar, sadece ilgili metinden ibaret kalmadı. Hamidullah Hoca’ya Anadolu konferanslarının sonunda yöneltilen sorularla ilgili cevaplar da yer aldı. Bu konuşmalar onun muhtelif kitaplarında dağınık olarak yer almıştı.
Malı mülkü olmadığı gibi vatanı da yoktu
Konferanslar’ın içeriğine sadık kalsak da adını muhafaza etmedik. Çünkü Hamidullah Hoca, Anadolu’da birçok konferansa katılmıştı, denildiğine göre elimizde olmasa da onlar da kayda geçirilmişti. Fakat bu ve benzeri toplantılarda Hamidullah’a birçok soru yöneltilmişti. Hamidullah da bu sorulara gereken cevapları verir. İçinde Konferanslar’da dile getirilen fikirlerle ilgili sorular da olduğu için kitabın adı da Sorunlar, Sorular ve Cevaplar oldu.
Soru ve cevaplar bize sadece bazı ilmî hususları değil; yetmişli yıllarda ilahiyat camiasını ve okur yazarları hangi konular meşgul etmiş, Müslümanların gündeminde ne gibi sorunlar var, onları da öğretiyor.
Hamidullah Hoca’nın malı mülkü olmadığı gibi vatanı da yoktu. O bir haymatlos olarak yaşadı ve öldü.
(Burada bir parantez açarak İslam Peygamberi’nin birinci cildini 1966’da Türkçeye kazandıran ve fakat ikinci cildini tamamlayamadan bir trafik kazasında vefat eden Eczacı M. Said Mutlu’yu rahmetle anmamız gerekir. Said
Bir anlam yüklemek icap eder mi bilmiyorum. Hocamız, Mevlânâ Celaddin Rûmi’nin şeb-i arûs olarak nitelediği 17 Aralık 2002 tarihinde vefat etti, bu tarih onun da şeb-i arûsu oldu. Cenaze namazını talebesi Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı kıldırmış ve onun tarafından defnedilmiştir.
Mezarı Amerika’da Jacksonville’deki Müslüman kabristanındadır.
Şimdi bize ne düşüyor?
Tabii ki eserlerinden faydalanmak ve faydalandırmak. Hamidullah Hocanın amel defteri ancak bu şekilde açık kalır. Hamidullah gibi âlimler yetiştiremeyiz belki. Fakat onun şahsiyetinde insanlar yetiştirmek elimizdedir. Çoluk çocuğu olmayan bu ümmet alimi için rahmet okumak, onu hatırlamak, hatırlatmak, hakkında hüsnü şahadette bulunmak da diğer bir vazifemizdir.
Onun için son sözümüz şöyle olacak:
Hz. Peygambere, âl ü ashabı etbâına salat ü selam; vefatının 17. yılında Muhammed Hamidullah Hoca’ya rahmet olsun. Onu yetiştiren hocalarına, anne-babasının ruhları da şad olsun. Nur içinde yatsın. Şefaati nasip olsun.