Bir yazarın büyüklüğü üzerinde yazılanların ya da söylenenlerin çokluğundan ziyade yazılamayanların, söylenemeyenlerin çokluğundadır zira hakikat; laf oyunlarıyla geçiştirilemez. Bir kesimin görmezden geldiği, göstermek istemediği; diğer bir kesiminse adeta göremediği bir hakikattir, Mehmet Akif Ersoy. Her iki kesimin talihsiz tutumu itibariyle de ayrı ayrı mühim şeyler söyler. Akif’i görmezden gelen ve göstermek istemeyenler, esasen Akif üzerinden çok daha büyük bir hakikati gizlemek niyetindedir. Öyle bir hakikat düşünün ki bu ülkenin bağımsızlık sembolü olan marşın sahibi olsun da diğer şiirleri ve yazıları çeşitli vesilelerle görmezden gelinsin. Bir yandan İstiklal Marşı’nı milletine adamış olan Akif’e methiyeler düzerken diğer yandan Akif’in millet tasavvuru hakkında tek kelime edilmemesi, ettirilmek istenmemesi, Akif’i millet nazarında dar bir kalıbın içine hapsetmek gayesinden başka bir şey değildir. Ders kitaplarına “Seyfi Baba” manzumesini alıp Akif’e şairlikten ziyade manzum hikâyecilik payesi verirken onun; “Asım” ve “Köse İmam” karakterleri üzerinden bir toplum mimarlığına soyunuşunu göz ardı etmek halisane bir niyetle izah edilemez. Öte yandan Akif’in esas olarak seslendiği ve “Asım’ın nesli” diye umut bağladığı kesimin büyük bir kompleksle manevi köklerinden uzaklaşması ve Akif’in işaret ettiği hakikatlere sırt dönmesi çok daha vahim. Türk gençliğinin içinde bulunduğu hâli “celladına âşık olmak” deyimiyle izah etmek pek de abartılı olmasa gerek.
Bir dönem devlet okullarında ders kitabı olarak okutulmuş olan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitap, Finlandiya toplumunun kültürel dönüşümünü, bu dönüşümde eğitimin ve dinin sağaltıcı rolünü anlatması itibariyle önemlidir. Safahat; mekân olarak camiyi; örnek şahsiyetler olarak da Köse İmam ve Asım’ı alan bir kurtuluş yolu gösteriyor, Türk milletine ve İslâm ümmetine. Bu itibarla; okullarda Safahat ve Akif’in ders olarak okutulması, gerçek manada bir “Asım’ın nesli” inşa etmenin ilk şartıdır.
Cevat Akkanat, sadece Akif’i anlatmakla yetinmeyip Akif’e yönelik yapılmış olan yanlı değerlendirmeleri de yine Akif’in şiirleri üzerinden ele alıyor ve Akif’e karşı takınılmış olan tavrı gayrı samimi bulduğunu ifade ediyor. Kitabın ilk bölümünde, çağının ideolojileri karşısında Akif’in takındığı tavrı şiirlerinden örneklerle gösteren Akkanat; bölümün son paragrafında şunları söylüyor: “Kim ne umarsa umsun, bundan paylarına düşen hüsran olacaktır. Çünkü Akif, gerek asarı gerekse hayatı ile bu coğrafyada bir çığır açmış, bu çığır yankısını bulmuş, hakkı söyleyen muvahhit bir topluluk, ondan sonra da hep var olmuştur. Bugün onun emeklerinin boşa gitmediğini ispatlayacak nitelikte bir uyanış ve diriliş nesli vardır ve bu, inanıyorum ki artarak devam edecektir.” Bu sözler, Akif’in ne büyük bir hakikatin sözcüsü olduğunun bir ifadesidir.
Akif’in şiirlerindeki ithaflar üzerinden de bir okuma yapıyor Cevat Akkanat. Akif, okuyucuya örnek göstermek istediği şahsiyetlere ithaflarda bulunarak bu şahsiyetleri hem onurlandırıyor hem de davasına birer yoldaş olmaları itibariyle bu şahsiyetlere teşekkür ediyor. Mithat Cemal Kuntay, Hüseyin Avni Ulaş, Ali Şevki Hoca, Fatih Gökmen gibi arkadaşlarına; Abbas Halim Paşa, Şerif Ali Haydar Paşa, Roosevelt gibi nispeten siyasi kimlikleri olan kişilere –kesinlikle siyasi bir tutum olarak değil- ve kimi talebesi, kimi akrabası olan gençlere ithafen şiirler yazmıştır. Cevat Akkanat bu ithafların mahiyetlerini şu şekilde ifade ediyor: “Mehmet Akif’in ithaflarıyla ilgili yaptığımız bu tespitlerin sonunda şu yargıya vardığımızı söyleyebilirim: Akif ithafları yoluyla bizi iki hususa yönlendirmektedir. 1. Şiirin ithaf edildiği kişinin şahsiyetine, 2. İthaf edilen şiirin ana duygusuna mesajına… Bu bağlamda, söz konusu iki hususun Akif’in ithaf yaptığı kişilerde birleştiğini, bu kişilerin yüksek şahsiyetli, çalışkan, iyi ahlaklı; kısacası İslâm’ın sevdiği meziyetleri taşıyan insanlar olduğunu söyleyebiliriz.
Son olarak Akif’in kendisinden sonraki şairleri ne derece ve ne şekilde etkilediğine dair bir değerlendirme yapıyor Akkanat. Özellikle Azeri sahasında Mirza Elekber Sabir, Ahmet Cavat Akundzade ve Bahtiyar Vahabzade gibi isimlerin; dini ve milli hisleniş itibariyle Akif’ten etkilendiklerini ifade eden yazar, Türkiye’de toplumsal konuların işlenişi ve sosyal hayatın tasvir ediliş biçimleriyle Nazım Hikmet’in; dini hassasiyet ve toplumu dönüştürme gayesiyle de Necip Fazıl’ın Akif’ten etkilendiğini ifade ediyor.