Kitap ve kütüphane arasında bir Dervişoğlu

Kitap ve kütüphane ile ünsiyeti olan insanların bir şekilde –hele İstanbul’da iseniz- İsmail Dervişoğlu ismi ile yolları kesişmiştir. İstanbul’a ilk geldiğimde tarihler 2003’ü gösteriyor. Kırşehir’den bana kitap medeniyetini tanıma notasında yeni ufuklar açan İsmail Kasap hocamın verdiği isimlerle birer birer görüşüyorum. İsmail Dervişoğlu hocamla ilk temasımız nasıl oldu bilmiyorum ama kendisini Sultanahmet’te Cumhuriyet Eğitim Müzesi'nde görevli iken ziyaret ettiğim tarih 2004’ü gösteriyor. Tarihi net biliyorum çünkü o gün oda arkadaşı Haşim Albayrak’la beni tanıştırmış ve “Of Direnişi” kitabını Haşim Bey'e imzalatmıştım. Kitapta yer alan tarih 27.7.2004.

Merhum İsmail Hocamla sıklıkla görüşmelerimiz devam etti. Kimi zaman telefonla görüşürdük ama çoğunlukla Taksim'de Atatürk Kitaplığı'nda mutat olduğu veçhile gazeteler arasında dolaşırken rastlaşırdık. O olmadığı zaman çoğunlukla rahmetli Cemil Çiftçi ağabey orada olurdu. Cemil ağabey ile de kimi zamanlar İsmail Dervişoğlu’nu da konuştuğumuz vaki idi.

Eski gazeteleri tarar, not alır, hazırlar, varislerden izin alır, yayınlardı

Ortak bir ilgi alanı dolayısıyla hem Cemil abi, hem de İsmail hoca ile temasımız devam etmişti. O isim Cemalettin Server Revnakoğlu idi. Revnakoğlu’nun Galata Mevlevihanesi'nde yer alan evrak-ı metrukesi, dosyaları son dönem tasavvuf ve tarikat kültürünü yansıtan notlarını ve belgelerini ihtiva ediyordu. Ben de Şazelilik ve Şeyh Muhammed Zafir Efendi'nin izini sürerken yolum mevlevihaneye uğramıştı. İsmail abi ile ne zaman konuşsak iş Revnakoğlu’na gelip çatardı. Şazelilik bölümünü hazırlamamı ve yayınlayacakları kitaba koymayı istemişti. İşler bir noktada akim kalmış oldu. Her telefon görüşmemizde mutad olarak “neler yapıyorsun Kamil?”, “elinde şu an ne var, ne çalışıyorsun?” sorularına muhatap olurdum. Mahcup olmamak için -fakat yine de biraz mahcup bir eda ile- yaptığım ufak tefek kırıntı kabilinden çalışmaları söylerdim.

Kendisinde bitmek bilmeyen bir gayreti siz de görseniz aynı kanaati eminim paylaşırdınız. Beşir Ayvazoğlu bir ara gazetedeki köşesinde bu gayreti ifade eden bir yazı kaleme almıştır. Atatürk Kitaplığı'nda sanki hiç çıkmamacasına oturup gazete karıştıran, bir yandan bilgisayarına notlar alan bu adam, unutulmuş, eski zaman tefrikalarını, tarihi önemi haiz yazıları dizer, hazırlar, sağlam biyografilerini de esere yerleştirir, varislerini bulur, izin alır ve yayınlardı. Ne kadar yorucu ve zahmetli bir süreç değil mi?

Kitaplarını bir zaman Şema Yayınları'ndan çıkardı. Sonra Beyoğlu’nda Bengi Yayınları'ndan kitapları çıktı. Orada da ayaküstü de olsa görüştüğümüz zamanlar olmuştur. En son Kitabevi Yayınları İsmail Hocanın son sığınağı idi zannımca. (Büyüyen Ay Yayınları da onun hazırladığı son eserleri yayınlayan yayınevlerinden oldu.) Hem kitapları oradan yayınlanıyordu hem de evinden sonra ikinci adresi idi. Mehmet VarışAli AyçilSabri Koz ile aynı karede fotoğraflarını görürdük, rastlardık. Hastalığı süresince Kitabevi Yayınları'nda yine görüşme imkânı oldu. En son Diyanet sicil arşivinden hocalık yapmış bir yakınının dosyasına bakıp bakamayacağımızı sordu. Ben de muhakkak bakacağımı söyledim. Kim bilir kimin izini sürecekti.

Kitap yüklü hatıralar

Düşündükçe pek çok hatıra canlanıyor. İstanbul yılları ve sonrasında Ankara’da geçici bir süre kaldığım zamanlarda idi. Bazen elime düşen mükerrer kitapları ayırır, ya İsmail Kasap hocama ya da Yusuf Turan Günaydın ağabeye gönderirdim. Bana telefonda serzenişte bulunmuştu. “Bütün kitapları İsmail Kasap’a gönderiyorsun, bize kitap ayırdığın yok” demişti. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalıştığım zaman ona zannedersem başkanlığın çıkardığı Safahat ile birlikte birkaç kitap ayırmıştım. “Nereye bırakayım” dedim. “Kitabevine bırak” dedi. Kitap muhipleri, kitabı paylaşma hususunda şerik kabul etmedikleri için İsmail Dervişoğlu hocam da aynı hususiyetlere sahipti. Bir de ortak dostlara sahipseniz kime, nasıl böleceksiniz!

İsmail Hocamla iki defa ismimi yanına yazdıracak iş yapmıştım. İş derken büyük bir şey değil tabi. Mustafa Ragıp Esatlı’nın “Saray ve Konakların Dilinden Bir Devrin Tarihi” kitabını Bengi Yayınları'ndan çıkardığı vakitlerde benden bu kitaba dair yazı yazmamı istedi. Kitabı bana verdi ve Türk Edebiyatı dergisine yazımı gönderebileceğimi ekledi. Beşir Ayvazoğlu Bey'e de bilgi vermişti. Türk Edebiyatı dergisinde yayınlanan ilk yazım da İsmail abi vesilesiyledir. Yine Hece dergisine Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu’nun “Eski İstanbul’dan Hatıralar” kitabına dair yazı yazmam da onun vesilesi ile olmuştur. Yine Yusuf Turan Günaydın ağabeye ve bana mirhaber.com adlı siteye yazı yazmamızı telkin etmişti. Bu sitede yayınlanan birkaç yazı da onun vesilesi iledir.

Kitap için, kitap aşkına

Vefatından önceki Pazar günü hastaneye gidip görüşmek niyetindeydim. Hastaneye vardığımda eşi, “gece çok sıkıntılı idi, hiç uyumadı” dedi. “Şimdilerde uyuyor” dedi. Kendisini uzaktan görüp selamlayabildim ancak. Çarşamba akşamı vefat haberini İsmail Kasap hocamın mesajı ile aldım. Cenazede bütün dostları orada idi ve memleketi Trabzon’dan çok bence ismi İstanbul’la anılacağı için Karacaahmet’e gömülmesi isabetli olur idi. Nitekim öyle de oldu.

Vefatının ardından kendisinin hazırladığı kitapları kütüphanemden bu yazıyı yazmak üzere çıkardım. Baktım, hiç imzalı kitabı yok. Muhtemelen aynı karede hiç fotoğrafımız da yer almıyor. Ama hatıralar ve sesinin yankısı dün gibi hatırımda…

Ne yaptı ise kitap için, kitap aşkına yaptı, ben şahidim. Rabbim mekânını cennet eylesin.