Şiir okumak, son yıllarda tiyatral bir gösteri haline geldi. Bir kalabalığın önünde veya bir kamera karşısında okunan metin için tabii bir sonuç kabul ediliyor bu. İşin içine bir de yarışma, kazanma boyutu eklenince şiir dinletileri hepten çekilmez oldu.
Bu son söylediğim özellikle İstiklal Marşı Okuma Yarışması’nda daha çok göze batıyor. Bu yarışmanın tek amacı var : Birinci gelmek/kazanmak. Bunun da formülü şu: Ağla ve ağlat. Ne kadar çok bağırır, ağlar, ağlatırsan; sonunda da göğsünden Türk bayrağı çıkarıp sallarsan, alıyorsun birinciliği, ödülleri. Ana okuldan liseye kadar öğrencilerin katıldıkları İstiklal Marşı Okuma Yarışması’nda iş tamamen böyle bir şova dönüşmüş durumda. Hatta bu şovu evrenselleştirmişliğimiz de var uluslararası yarışmalarla, şiir şarkı olimpiyatları ile. Türk çocuğunun bile doğru telaffuz edemediği ve anlayamadığı “rûh-ı mücerred”i bir Afrikalı çocuğa ezberletmişler, hem bağırtıyorlar hem ağlatıyorlardı sabiyi. Onu gören siyasiler (isim vermeyeceğim), gazeteciler sanatçılar koro halinde göz pınarlarını siliyorlar. Şu ekran ne büyük bir sahtekâr Allahım! Şiiri hissetmeden hissettirmeye çalışmanın kolay yolunu bulmuş vatandaş. Bunun için; gayet damardan bir fon müziği, tiyatral bir duruş ve internetten edinilen video görüntülerini taklit yeterli oluyor. Konu İstiklal Marşı ise zaten hamaset, ağlama modu içindesiniz demektir.
Son zamanlarda yükselen milliyetçiliğin bir dışavurumu olarak İstiklal Marşı’nın kullanılması tasvip edilecek bir iş değil. Anlamaktan ziyade tüketmeye, içini boşaltmaya yönelik bu etkinliklerden vazgeçileceğine dair bir işaret de yok doğrusu. Maalesef.
İstiklal Marşı’nın üzerinden yürütülen bu nemalanma; prestij baskı Safahat yayıncılığına da bulaşmış durumda ama konumuz şimdi o değil. Akif’in el yazısını görmeden, -okumak/okuyabilmek şöyle dursun- Safahat’ı Osmanlıca aslından yayına hazırlamış gibi yapan, cari hesabı olan kurumların, partilerin, belediyelerin kasasından nemalanmak için kılıflı, keçi derili, kuşe kağıtlı Kur’an boy “Safahat”larla zengin olan/edilen yayınevlerinden daha başımızı kurtaramamışken bir de dinletisel (!) tüketim başladı.
Somutlaştırayım:
Kim Doğru Okumak İster ?
Elimde Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün amblemini, adresini, bandrolünü taşıyan bir CD var. Adı Bir Destan Adam MEHMED AKİF Şiirleri. Bu CD’yi Vakıflar Genel Müdürlüğü, 12 Mart 2010’da Taceddin Dergahında yapılan törende öğrencilere, basına ve toplantıya katılan devlet erkanına dağıttı. CD kaç tane basıldı, kaç tane dağıtıldı, bilmiyorum.
CD’yi; Genel Koordinatör, İlyas Ertemur, Proje Danışmanı, Abdurrahman Şen; Sanat Yönetmeni, M.Davut Göksu, Cast Directör Esra Bayer, Özgün Besteler ve Müzik Direktörü Serkan Akgün, Aranjör Tuncay Gökşin, Kayıt, Edit, Mix, Mastering Murat Yelken, Stüdyo Myra hazırlamış. Uğur Varol, Eyüp Hamiş, Türker Dinletir, Adem Ertemur da müzik ve görsel hizmetlerde bulunmuş. Bu isimleri özellikle yazıyorum. Bunun sebebini aşağıda okuyacaksınız.
Pekiyi, Mehmet Akif’ten şiirleri okuyanlar kimler?
Kenan Işık, Ali İpin, Hayri Küçükdeniz, Hakan Vanlı, Müge Oruçkaptan, Nuran Kutlubay, Alpay İzbırak, Ozan Uçar, Seyfullah Kartal, Sacit Onan, M. Davut Göksu. Bu zevat-ı kiram stüdyoya girmişler, mikrofonun karşısına geçmişler, kulaklıkları takmışlar, Akif’ten şiir okuyorlar. Nasıl okudukları konusunda bir değerlendirme yapmayacağım. Ama Vakıflar Genel Müdürlüğünde yetkili kim varsa onlar dahil, adı geçenler cd ellerine geçince bir tepki göstermediler mi? Neden mi harekete geçsinler, bir tepki versinler?
CD’nin ilk şiiri İstiklal Marşı’nı okuyan Kenan Işık, İstiklal Marşı’nı, Milli Marşımızı yanlış okuyor da ondan. Ses tonu, müzik, vurgu, yorum vs. yanlışı değil bu. Kelime yanlışı. Kenan Işık, İstiklal Marşı’nın son (10.) kıt’asındaki “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal” dizesini 2. kıtadaki hilal ile karıştırarak “ey nazlı hilal” diye okuyor.
Çok mu önemli ve neden önemli diye soracaklar için söyleyelim:
İstiklal Marşı, İstiklal Savaşı’nın seyri ile ilgilidir ve bidayette memleketin içinde bulunduğu sıkıntı, zorluk, imkansızlık sebebiyle millette bir korku, endişe vardır ve bu duygu “Korkma”….ve “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal” ile ifade edilmiştir. Şiirin diğer kıtalarında düşmanı tanırız, savaşa gireriz, şair, savaştaki hedefimizi açıklar ve savaş kazanılır. İşte son kıt’ada bu zaferin bir ifadesidir “şanlı hilal”
Ama gelin görün ki Kenan Işık, hiç de kendisine yakışmayan ve kendisinden beklenilmedik bir biçimde şiiri yanlış okuyor. Pekiyi bu arada –diyelim heyecandan dolayı fark etmedi- stüdyoda sesleri alan eleman nerede? Kenan Işık stüdyodan çıktıktan sonra nasıl okudum diye dinlemedi mi yani? Parayı alıp gitti mi? Kenan Işık dinledi fark etmedi diyelim, yukarıda adı geçen sorumlu zevat da mı dinlemedi? İster teknik ekip olsun ister şiir okuyucu kişiler olsun, adı geçen kişilerden hiçbiri bu CD’yi gerçekten dinlememiş olabilir mi? Ben alacağım paraya bakarım arkadaş, deyip herkes parasını sayıp CD’yi bir kenara mı attı yani? Bu projede görev alan herkese en azından hatıra olsun diye bu CD’den birer adet verilmiştir herhalde. Herkes Türk olduğuna ve İstiklal Marşı’nı okuduğuna, ezberlediğine göre bu kadar kişinin kulağından kaçabilir mi bu yanlışlık? (Şu bendeki iyi niyete bakınız, yoksa?) Pekiyi, teknik hazırlık bitip de CD olarak basıldıktan sonra Vakıflar Genel Müdürlüğünde bir Allahın kulu da mı dinlemedi CD’yi?
Kenan Işık’a şunu söyleyeyim: Bu şiiri aynı yanlış kelime ile bir ilköğretim okulunda okuyun, hemen müdahale eder, sözünüzü tamamlamadan düzeltir öğrenciler. Birçoğu da size güler. İsterseniz deneyin. Bu yazıyı özellikle şunun için yazdım. Günümüzde yarışma güdüsü veya başka saiklerle, bir veli, bir öğrenci bu CD’yi alsa, çocuklar İstiklal Marşı’nı nasıl öğrenir? Göbeğiniz çatlar Kenan Işık’ın İstiklal Marşı’nı yanlış okuduğunu inandırıncaya kadar. Ama niçin yanlış okuduğunu izah getirebilir misiniz?
Kenan Işık, geçtiğimiz aylarda Çöl adında bir CD/Kitap çıkardı. Baskısı, görseli özenli bir çalışma. Elime aldım, evirip çevirdim yerine koydum. İyi ki almamışım. İstiklal Marşı’nı özensiz okuyan adam, kim bilir diğer şiirleri nasıl yorumlamıştır?
Bu memlekette hiçbir iş doğru dürüst yapılmayacak mı? Doktoru iğneyi, makası hastanın karnında unutur. Müteahhit, dairenin, apartmanın malzemesini çalar, yüzlerce kişi ölür. Tiyatrocu, İstiklal Marşı’nı yanlış okur. Bir projede görev alan onca adam okuduğunu dinlemez, verilen CD’ye bakmaz. Bir genel müdürlük yukarıdan aşağıya, umuma dağıttığı CD’yi dinlemez.
Böyle işin çekiver kuyruğunu.