Şairin şiir dışında ürün vermesi, okuyucularına çektiği bir kıyaktır. Cahit Zarifoğlu’nun deneme, hikaye, roman ve çocuk kitaplarıyla birlikte, ilk baskısı 2013’te yapılan Radyo Oyunları(Beyan y.) da bu tür kıyaklardan biri. Cahit Zarifoğlu Radyo Oyunları’nı bir kitap olarak tasarlamamış, anlaşıldığı kadarıyla çocuk masallarının bir devamı, farklı bir şekli diye düşünmüş. Zaten kitabın bel kemiğini oluşturan Katıraslan temsili, önce bir çocuk masalı olarak yazılmış ve yayımlanmış, daha sonra radyo oyununa uyarlanmış. Bu haliyle Radyo Oyunları’nda altı tane temsil bulunuyor. En uzunu Katıraslan. Diğerleri kısa, sanki tamamlanmamış, eksik gibi duruyor. Bütünüyle Cahit Zarifoğlu’nun zengin düşünce dünyasını yansıtan tek temsil Katıraslan.
Zarifoğlu, Katıraslan’ı yazmadan önce bir plan yapmış mı bilemiyoruz. Gerçi o, Yaşamakadlı kitabında ve kendisiyle yapılan birkaç söyleşide nasıl yazdığına dair, herhangi bir tasarı, plan dahilinde yazmaya başlamadığını, eline kalemi aldığında veya daktiloyu önüne çektiğinde kafasında bir şey bulunmadığını, o anlık düşünce, his ve istekler doğrultusunda yazmaya başladığını, daha doğrusu ortaya çıkan şeyin, yazım sürecinde şekillendiğini söyler. Fakat Yaşamak kitabında bir roman, Radyo Oyunları’nda ise bir temsil tasarımı vardır. Bu, beş bölümden oluşan bir radyo oyunu planı. Hatta Zarifoğlu ilk bölümünü yazmış bile. Fakat ne yazık ki devamını getirmemiş.
Bu, Zarifoğlu söz konusu olduğunda ilginç bir durumdur. Tahminim, Zarifoğlu bazı eserlerini içten içe, yani herhangi birine anlatmadan veya yazıya dökmeden planlamış, belki bu plandan kendisinin bile haberi yoktur, yani bilinçli bir planlama değildir bu, sonra bunu bir oturuşta yazıp kalkmış. Bazı eserlerini ise görev duygusunun, sorumluluk bilincinin baskısıyla, yazmak içinden çok gelmediği halde “yazmam gerekir” diyerek, kendini zorladığı için önce bir plan yapma gereği duymuş, daha sonra da onu yazıya dökmüş. Özellikle Zarifoğlu’nun, romanlarını ikinci şekilde yazdığını söyleyebiliriz. Çünkü Zarifoğlu'nun sanki romanlarında, diğer eserlerinde rastladığımız, kendini eserine bütünüyle bırakışı yoktur.
Zarifoğlu’nun Katıraslan’da toplum oluşumuna dönük dikkat çektiği iki unsur
Katıraslan doğrusu bir çocuk masalı olmaktan çıkmış. Zaten Zarifoğlu’nun çocuk kitaplarıyla ilgili sık sık “yetişkinler için masal” tanımlaması yapılır ki bu, doğrudur. Katıraslan’ı bir çocuk masalı çerçevesinden çıkaran unsur nedir? Bizce bu unsur, Zarifoğlu’nun Katıraslan’da toplum ve devlet sistemi çözümlemesine girişmesidir. Zarifoğlu belki de ilk önce gerçekten kahramanları yalnızca aslan, tilki, katır ve eşekten oluşan bir masal yazmak istedi. Fakat işin içine insanlar girince, masalın çerçevesi genişledi, maksadı ciddileşti, semboller konuşmaya başladı ve kendileri dışında birtakım düşünce, sistem, uygulama ve gerçekleri işaret etti. Bilemeyiz. Fakat ortada bir tuhaflık vardır. O da katıra binen ve tilkiyle yolculuk yapan bir aslandır. Ve bu tuhaflık insanlar açısından tehlikeli olmaya başlamıştır. Aslan, katırın üzerindeyken tüfekle ateş edebilmektedir. Tuhaflık ve tehlikeye karşı insanlar bir araya gelir. İşin içinden çıkmaya çalışırlar. Çünkü karşılarında ne katır ne de aslan olan bir hayvan vardır. Bir de tilki. O da eşeğe binmektedir ve aslanın söylediği her şeyi yapmaktadır. Bunu gören dört insan, görmeyen binlerce insana anlatmaya çalışır. Fakat anlatamaz. Daha doğrusu anlatırlar ama buna kimseyi inandıramazlar. Ortaya o kadar çok söz çıkar ki, asıl hikaye geri planda kalır.
Masalı ve radyo oyununu özetlemek değil amacımız. Zarifoğlu’nun Katıraslan’ına dönük bir merak uyandırmak istiyoruz. O yüzden ayrıntıya girmeden, Zarifoğlu’nun Katıraslan’da toplum oluşumuna dönük, dikkat çektiği iki unsuru belirtmekle yetinelim. Toplum oluşumunu tetikleyen bu iki unsur; “korku” ve “tuhaflık”tır. İnsanlar dış bir tehdide karşı bir araya gelirler ve onunla mücadele etmek için çeşitli alet edevat geliştirirler. İnsanlar arası ilişkiler çeşitlenir ve kurumlaşma meydana gelir. Önce ordu kurulur. Ordu, toplumun dış tehdit korkusuna karşı maddileşmiş yönüdür. Diğer kurumlar, ordu merkezinde oluşur, onun ihtiyaçlarına binaen şekil alır. Kurumlar arası ilişkiler “sistem” oluşturmaya başlar.
Tuhaflık ise entelektüel, kültürel, düşünsel oluşumların tetikleyicisidir. Ortada anlam verilemeyen ama inkar da edilemeyen bir gerçek, Katıraslan vardır. O güne kadar karşılaşılmayan bir gerçek önce anlamlandırılmalıdır ki zihinsel sağlık, iç huzur, kendini güvende hissetme tesis edilebilsin. İnsanlar için sadece korkuya, yani can güvenliği tehlikesine karşı oluşturulan ordu tek başına yeterli olmaz. Bir de iç huzuru sağlayacak anlamlandırma, tanımlama hareketi gerekir. Bu da bir olayla ilgili yapılan araştırma, tahmin yürütme ve yorumda bulunmalarla gerçekleşir. Katırın üzerine binen bir aslan, tüfekle ateş ederek, insanı yaralamıştır. Bunu dört kişi görmüştür. Ortada bir de yaralı vardır. Fakat bu, hiç de inandırıcı değildir. Yaralanan kişi, gerçeğin inkar edilmesine engeldir. Aslında bu dört kişi katıra binmiş aslan da diyemezler. Öyle olsa tanımlama yapılmış, anlamlandırma bitmiştir. Onlar bunu fark etmedikleri için Katıraslan diyerek, ortaya yeni bir tür sürerler. Fakat diğer insanlarda bunun karşılığı hemen bulunamaz. Bulunması için zaman gerekir. Toplum kültürünün böyle bir tuhaflık, belirsizlik veya anlam verilemeyen bir nokta etrafında oluştuğunu mu söylemek istiyoruz? Biz söylemiyoruz, Katıraslan masalı söylüyor.
Çocuk masalıyla veya bir radyo oyunuyla sosyolojik bir çözümlemeye girişmek
Katıraslan’ın bir de insan ve toplum dışında aslan, tilki, eşek ve katır hikayesi var. Onlar da küçük bir toplumdur. Aslan, iktidar ve kaba gücü; tilki, kurnazlığı ve düşünce gücünü; eşek ve katır ise çalışma ve bedensel gücü temsil eder. Aslan acıkınca tehlikeli olur. O, diğerlerinden güçlüdür. İsterse diğerlerini parçalayıp yiyebilir. İnsanlara karşı onları tüfeğiyle koruyan da aslandır. Bu yüzden aslanın her sözü dinlenilmek zorundadır. Tilki bunu ilk fark edendir. Ve aslanın bu zalimliğine karşı farklı çıkış yolları arar ve bulur. Mesela yanında yiyecek konservesi taşır. Fakat aslan konserveyi sevmez. Tilki, o zaman tavuk hırsızlığına girişir. Bu arada tilki, katırla eşeğe ihtiyaçları olduğunu, onlara binerek daha uzun ve rahat bir yolculuk yapabileceklerini söyleyerek, alttan alta aslanı yönlendirir. Zarifoğlu, eşekle katırı manidar bir biçimde, temsil boyunca hiç konuşturmaz. Onlar aslanla tilkinin taşıyıcılarıdır. Nereye gidilecek, neler yapılacak, insanlara karşı nasıl mücadele edilecek gibi konularda fikir beyan etmezler. Toplumsal hareketlerin düşünsel yönünden tamamen soyutlanmışlardır. Bu konularda salahiyetleri yoktur, söz sahibi değildirler. Masalın beyni aslan ve tilkidir. Onların düşüncelerini ortaya çıkaran ve yönlendiren ise aslanın her an tilki, katır ve eşek için tehlike oluşturabileceği aç karnıdır. Onun keyfi ve rahatlığı her şeyden önemlidir. Eğer o, kendini tutup tilkiyi yemezse bu, tilki için büyük bir ihsandır. Yine de tilki, aslanın saldırısından hiçbir zaman emin olamayacaktır.
Çocuk masalıyla veya bir radyo oyunuyla sosyolojik bir çözümlemeye girişmek… Bunu ciltler dolusu tarih, sosyoloji, siyaset felsefesine gerek duymadan, fakat onlardan daha etkili, açık, anlaşılır, sağlam ve herkesin anlayabileceği bir şekilde, hiç olmazsa kafa karışıklığına yol açmadan, sadeliği yitirmeden yapmak… Sanırım bunu yalnızca Cahit Zarifoğlu gibi büyük bir yetenek başarabilirdi. O yüzden Radyo Oyunları, Cahit Zarifoğlu’nun toplu eserleri dışında tutulamayacak, önemli bir parçasıdır.