İstanbul hafızları musikimize neler kazandırdı?

Ali Rıza Sağman ismini Cumhuriyet tarihinin ilk yıllarında farklı tarihlerde, farklı sahnelerde görürüz. Ancak ben ilk defa Dücane Cündioğlu ve eserlerinde Ali Rıza Sağman atıfları ve vurgusu dolayısıyla tanıdım. Yine Dücane Cündioğlu tarafından Dergâh dergisinde neşredilen Ali Rıza Sağman hatıraları da ayrı bir bahs-i diğerdir.

Ali Rıza Sağman’ın özellikle Türkçe Kur’an provalarının yapıldığı dönemde başrollerde olduğunu görürüz. Ancak bu onun kültüre, tarihe yaptığı mühim katkıyı örtmez/ örtmemeli. Zira yayınladığı kitapların bazılarının sadece isimlerini verdiğimde ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. İbretnümâ-İtikadsızlık ve Menşei (İstanbul 1328), Meşhur Hâfız Sami Merhum (İstanbul 1947), İstanbul’u Ne Şekilde Aldık? (I-II, İstanbul 1947-1948), Din Adamları Nasıl Yetiştirilmeli? (İstanbul 1950), Hazret-i Kur’ân Radyoda Okunabilir mi? (İstanbul 1950), İstanbul Hendekleri (İstanbul 1951), Mevlid Nasıl Okunur ve Mevlidhanlar (I, İstanbul 1951), Sağman Tecvidi, İstanbul’un Fethi Hakkında Enteresan Bir Fetvâ (İstanbul 1957), İslâm Tarihinde Râhip Bahîrâ Meselesi (İstanbul 1959). Bunun yanında zikretmediğimiz eserleri ve yayınlanmayı bekleyen çalışmaları da olan Sağman, yakın tarihimizin önemli isimlerinden birisidir. Hafız, bestekar, hanende, tarihçi ve sayamadığımız diğer meziyetleri ile silinmez bir iz bırakmıştır.

Hafız Sami bir başlangıç, diğer eserleri de yayınlanmalı

Ali Rıza Sağman’ı yeniden gündemimize almaya vesile olan husus, ilk baskısı 1947’da yapılanMeşhur Hafız Sami Merhum kitabının aradan geçen 68 yıl sonra yeniden basılmasıdır. Dr. Timuçin Çevikoğlu’nun yeniden yayına hazırladığı eser TDV Yayınları arasında yerini aldı. Neden bu kadar yıl beklendi bilmiyoruz ancak bu yayına müsaade eden Ali Rıza Sağman’ın torunu Ahmet Doğan Işık’a teşekkür etmek gerekiyor. Zira bu yayın aradan geçen bunca zaman içinde unutulan, tozlanan eserlerin ve isimlerin tekrar silkelenip temizlenmesine ve hatırlanmasına vesile olacaktır. Yoksa yeni nesil ne Hafız Sami’yi ne de bu ismi bize tanıtan Ali Rıza Sağman’ı hatırlayacaktı. Sadece Hafız Sami’yi de değil, kitapta adı geçen Hafız Saadettin Kaynak, Hafız Şaşı Osman, Hafız Rıza, Hafız Kemal, Hafız Ali, Hafız Cemal, Hafız Burhan, Hafız Fahri ve diğer mühim isimleri tanıma imkânına sahip olacaklar.

1874’de Filibe’de dünyaya gelen ve 1943’te ruhunu teslim eden Hafız Sami merhum, çok farklı meziyetlere sahip üstad bir şahsiyet imiş. Kur’an okuyuşu, manaya vukufiyeti, ilmi kıraattaki başarısı yine bunun yanında mevlid ve gazel okuyuşundaki güzellik her türlü takdirin üzerinde imiş.

Kurb-i sultan, âteş-i sûzan

Ali Rıza Sağman’ın anlattığına göre 1908 yılında Hac vazifesini yapmak üzere Hafız Sami yola çıkar. Hicaz’a vardığında Hicaz Valisi, Hafız Sami’yi Hicaz Emiri Şerif Hüseyin Paşa’ya takdim etmiş ve orada okuduğu Kur’an üzerine Şerif, “Oğlum senin ecdadın arasında mutlaka bir Arap vardır. Sen farkında değilsin, zira bu şekilde Kur’an okumak ancak Arab’a mahsus bir keyfiyettir.” demiş.

Yine döneminde iltifatına mazhar olduğu kişi Sultan Reşad’dır. Hünkar İmamı Malak Hafız vefat etmiş, Sultan Reşad, o sırada Şeyhülislam bulunan Hüseyin Hüsnü Efendi’ye münasip birinin bulunmasını ferman buyurmuş. O da Hafız Sami’yi çağırtarak, bu vazifeyi telkin etmiş ve kabul etmesi için de ısrar eylemiş ise de Hafız Sami, “Kurb-i Sultan âteş-i sûzân büved” (sultana yakın olmak yakıcı ateşe düşmektir) diyerek itiraz ile bu teklifi kabul etmemiştir. Hafız Sami bir ekol ve okul olarak pek çok hususiyeti de bünyesinde taşıyor. Ali Rıza Sağman onun Kur’an okuyuşundaki samimiyetini ve hiçbir bedel düşünmeksizin ihlasla Kur’an’ı yüreğinden gelerek okuyuşunu şu cümlelerle naklediyor:

Kur’an okuyuşundaki edep ve samimiyet

Denebilir ki merhum, bu işte bütün eşlerine üstündü. Okumaya başlamadan diz çöker, sağ dizine koyduğu sağ avucunu yumar. Sol dizindeki elini muntazam açarak, dizinin üstüne uzanır. Gözlerini yumar. Bütün yüreği, bütün samimiyeti ve bütün aşkıyle okur idi. Bağrındaki yangını başka göğüslere aşılar. Bir şule olur, her yanından uçuşan pervaneleri yakar durur.

Aşk odu evvel düşer ma’şuka, ondan âşıka

Şem’i gör kim, yanmadan yandırmadı pervaneyi” gazelini çok sever okurdu.

Kitabı yayına hazırlayan Dr. Timuçin Çevikoğlu’nun da ifadesi ile bu eser, Türk musikisi ses icracılık eğitimi konusunda temel sayılacak kitaplar arasındadır. Eserde bir ilk olması hasebiyle Ali Rıza Sağman’ın kendi kaleminden hayat hikayesi ve fotoğraf albümü de yer almaktadır.

Konservatuarlarda ve ilahiyatlarda İstanbul hafızları çalışılmalı

Kitap, okunduğunda görülecektir ki sadece Hafız Sami için değil, diğer merhum hafızların hayatları ve musikimize kazandırdıkları açısından iyi okunması ve araştırılması gerekiyor. Bu kitap bir başlangıç olmalı ve Türk musikisi konservatuarlarında özellikle İstanbul hafızları ve onların musikimize kazandırdıkları üzerine hususi bir çalışma yapılmalıdır. Sadece konservatuarlar değil tabi, ilahiyat fakülteleri de ihmal ettikleri sanat, edebiyat alanına giriş yapmalı. Bu anlamda hafıza tazelemesi gerçekleştirmelidirler. Bu çalışmanın ön hazırlığı olarak Hafız Sami merhumun Edirnekapı’daki mezarını ziyaret ederek başlanılabilir. Nasıl bulacağız derseniz Ali Rıza Sağman mezarın yerini kitapta tarif etmiş. Dileyenler bakabilirler.