İsmet Özel uç şiiri mi yazdı?

Of Not Being A Jew’in ilk hali Kasım 1986’da Adam Sanat’ta neşredilmiştir. Dergâh’ta neşredilen Of Not Being A Jew adlı metin bu dergide yayımlanan şiirin “geliştirilmiş hali”dir. İsmet Özel, bu metinler arasındaki gösterdiği farklılıklarla, “Şiirin ilk mısraı ilham, diğerleri kuyumcu işçiliğidir.” sözünü doğrular bir tavır içinde görülüyor.

Yayımlandığında şairlerin gündemini epeyce işgal eden bu metnin tematik bir devamı olduğu anlaşılan Of Not Being A Jew / İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir ile Of  Not Being A Jew / Bir Vefa Daha / Son İlaveler adlı şiir kitapları aynı ilgi ve tartışmanın dışında kaldı. Neden acaba? Acaba sebep son zamanlarda İsmet Özel’in şiirleriyle değil de Türklük vurgusu içeren düşünceleri ile öne çıkması olabilir mi? Eğer doğru cevabı arıyorsak cevap bu olamaz; çünkü birinci kitap “Ben Türk Dediysem Eğer” şiiriyle başlıyor.

Ne “bunlar şiir değil” diyebildiler ne de…

Şairlerin, eleştirmenlerin ve İsmet Özelseverlerin adı geçen kitaplarla ilgili tavrı anlaşıldığı kadarıyla bu kitaplardaki metinlerin şiiriyeti ile ilgili yaklaşımlarından kaynaklanıyor. Çünkü İsmet Özel şairleri yine ters köşe etti. Bu metinlerle ilgili pek konuşmayan şair, şiiri üzerinde söz üreteceklere pek malzeme vermedi. (Bu tavrı daha önce Cahit Zarifoğlu’nda görmüştük.)

“Bunlar şiir değil” diyemedi hiç kimse; ama “işte şiir dediğin budur, İsmet Özel’in gerçek şiiri işte bu” da diyemediler. İki tarafı keskin bir bıçak durumu yani. Bu durumda izlenecek yol görmezden gelmek oldu. İsmet Özel bu, ne diyeceği belli olmaz. Son yazdıkları için övücü sözler söyleyenleri ters köşeye yatırabileceği gibi, yerenleri de öpebilir. İsmet Özel’in öptüğü kişilerin varacakları nokta ise çarmıhtır. Şair olmadığım için bir; lütfunu da kahrını da hoş karşılayacağım için iki, hemşehrim olduğu için üç, bendeniz İsmet Özel’in bu kitaplarda yer alan şiirleri için hariçten gazel okuyacağım.

Meydan şairi şimdi sesini içe çekmişe benziyor

Öncelikle şiirinin sesini değiştirmiş görünüyor şair. Kalabalıkların en ön sırasında yürüyen, kürsüden hitap eden kavgacı bir şairin şiirleriyle değil, sessiz veya içimizden okumamız gereken şiirlerle karşı karşıyayız çünkü. Göndergesi kendisi olan metinler bunlar. Telmihler, göndermeler açık değil. Kültürel alt yapı gerektiriyor. Eleştirel şiir zaten yüksek sesle okunamaz. Bu şiirlerdeki ironi öyle gırtlağa ihtiyaç duymuyor, konuşma üslubu içinde söylenmesi yeter. Yani ki meydan (partizan) şairi şimdi sesini içe çekmişe benziyor.

İsmet Özel’in dil tutumu

James Joyce’un Ulysses’te yaptığını İsmet Özel “Of Not Being A Jew” üst başlığını taşıyan kitaplarda yapıyor. Babil Kulesi ile Yahudiler arasındaki ilişki de buradan kaynaklanıyor ve şiirin adındaki (telmih) ile ses akışı birleşiyor. Eski Ahit’de anlatıldığına göre Tanrı Yahova, kendisine ulaşmaya çalışan insanların kibrine, isyanına ve küstahlığına gazap eder ve o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller. İnsanların dili bundan sonra çoğalmaya ve bozulmaya yüz tutmuştur. İtikada göre dünya dillerinin çoğalması bundan sonradır.

Hemen bütün dünya dillerinin bir halitası olan James Joyce’un Ulysses’teki dil tutumu aynı zamanda en saf dil kabul edilir. Sanatçılara ve eleştirmenlere göre bir edebî eserde dil ancak bu kadar zengin, bu kadar çeşitli, bu kadar arı duru kullanılabilir. İsmet Özel de ironik bir tutum olarak James Joyce’un Ulysses’teki bu dil tutumunu şiire taşımış görünüyor. “Yahudi Olmamaya Dair” anlamına gelen şiir, dil-tema ve ima bakımından da Yahudilere ait kültürün eleştirisini yapıyor. İsmet Özel bu metinlerde Türkçe’yi o kadar uç noktalara götürüyor ki eskilerin “tenafür” dedikleri sınırda dolaşıyor. Yakın anlamlı söyleyişler, kalıplaşmış ifadeleri farklı bağlamlarda farklı bağdaşıklık ilişkisi içinde kullanmalar bu dilin en önemli özelliği.

Yahudi değilsem bile, bende Yahudalık da mı yok,/ Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan” diyerek uğradığı ihaneti, Hz.İsa’ya ihanet eden Yahudilere benzetirken şair, vaat edilmiş topraklara (arz-ı mev’ud) karşı vaat edilmiş şiirlerle çıkıyor karşımıza. Elbette bir şair toprak değil, şiir vaat eder. Çünkü şairin iklimi şiiridir. Bu metinlere şiir değil diyecekler olacaktır. Ama kimin umurunda? İsmet Özel, bugünkü şiirden bahsetmiyor; şiirin gideceği yeri gösteriyor çünkü. Şair bir öngörüde bulunuyor (“altıncı hisle seziyor” mu deseydim acaba) ve şiirin varacağı yeri başkalarından önce tespit ediyor; gidip çadırını o en uç noktaya veya zirveye kuruyor. İsmet Özel’in yazdıkları için “zor anlaşılıyor ve okunması zor” diyenler var yıllardan beri. Şair onlara, “Siz okunması zor ve zor anlaşılır metin neymiş daha görmediniz; şimdi görürsünüz” dercesine yazıyor metinleri. Bu tutumuyla o, “Kırk Ambar” programına verdiği bir söyleşide Berk’in şiirine dair söylediği söze yaklaşıyor. İsmet Özel o programda İlhan Berk için “Türk şiirinin uç beyi” demişti. “Dilin Sıfır Noktası” olarak adlandırılan bu anlayışta şiir, tamamen kelimeye indirgenir. Saf söyleyişe böyle ulaşılacağını düşünür şair.

Taklit edilemezlik çıtasını yükseltiyor

İsmet Özel, yıllar önce bir şiirde söylediği, “Hiçbir şey söylemeyen sözlere varmak için/ Bütün sözlerin söylenmesi gerekti” anlayışını şiire de taşımış gözüküyor.

Bir şeyler daha: İsmet Özel bu şiirleriyle taklit edilemezlik çıtasını iyice yükseltiyor.

Şairlerin işi gerçekten zor. Altmış yaşın üstündeki bir şairin arayışlarını, yenilikten kaçmayışını ve cesaretle yenilik peşinde oluşunu görmek onların işini zorlaştıracaktır. Zira İsmet Özel’in gittiği güzergâhtan gidemezler, zira öncelikle bu poetikayı çözmek, metinlerin içine girmek gerekiyor. İkincisi, bu yolda atacakları her adım onları taklitçi durumuna düşürecektir. İyi ki şair değilim.