İslamiyet Aşağı Türkistan'da Nasıl Yayıldı?

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi, dünya ve Türk tarihinde önemli tesirleri olmuş, dünya ve Türk tarihinin akışını değiştirmiş büyük bir hadisedir. Türkler, İslam dinini kabul edince adeta yeni bir ruh kazanmış, var olan dinamizmini bu din uğrunda faaliyete geçirmiş, İslam’ın hizmetinde samimi olarak gayret göstermişlerdir. İslami kültürle bezenmişler, çok büyük şahsiyetler yetiştirmişler; kısaca bu din için canlarını feda etmişler, fetihler yapmışlar ve İslam’ın kılıcı olmuşlardır. Türkler nasıl Müslüman oldu? Bu süreç nasıl işledi? Bunlar aydınlatılmak için hâlâ üzerinde çalışılan konulardır.

Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, bu sahada yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan ilim adamlarımızdandır. Kendi ismini taşıyan sitesinde, biyografisi ile ilgili olarak şu bilgiler yer alır: Hoca 1937 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesinde doğmuş. Karaçi Üniversitesi’nden temin ettiği bursla Pakistan’da doktora yapmış. Çeşitli yönleri ile ‘Abbasiler Devrinde Türkler’ konulu teziyle 1968 yılında doktorasını tamamlamış. Türkiye’ye döndükten sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmış. Daha sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde görev almış ve buradaki çalışmaları ile İslam Tarihi doçenti olmuş. 1978 yılında Nijerya Jos Üniversitesi’nde beş yıl çalışmış. Burada Osmanlı Türk Tarihi, İslam tarihi ve Medeniyeti derslerini okutmuş. Daha sonra tekrar Türkiye’ye dönen Kitapçı, önce Elazığ Fırat Üniversitesi’nde görev yapar; 1987 yılında Selçuk Üniversitesi’nde Profesör olarak göreve başlar. Çeşitli idari görevlerde bulunur. 2004 yılında emekli olur. Kitapçı, ilmi çalışmalarına ve araştırmalarına devam etmektedir.

Hocanın, Türklerin İslamiyet’i nasıl kabul ettiği hususunda önemli bir çalışması, ilk baskısı 1988 yılında Konya Nur Basımevi tarafından yapılan Türkistan’da İslamiyet ve Türkler isimli eseridir. Bu eser daha sonra Yedi Kubbe Yayınları tarafından Türkler Nasıl Müslüman Oldu ismiyle birkaç baskı yapmış.

Siyasi Arap fetihleriyle, İslam dininin bölgedeki yayılışı birbirinden ayrı

Zekeriya Kitapçı, Peygamber Efendimizden (sa) sonra başlayan fetihlerle Arap İslam İmparatorluğunun sınırlarının çok genişlediğini, Orta Asya bozkırlarından Atlas Okyanusu sahillerine kadar uzandığını, fetihler sebebiyle İslamiyet’in bu bölgelerde yaşayan farklı din, dil, ırk, kültür ve inanca mensup değişik milletlerin müşterek dini ve ortak kültürü haline geldiğini ifade eder. Yazar, bu fetihler neticesinde meydana gelen siyasi zaferler hakkında, İslam tarihinin her sahasında, İslam kültür ve medeniyeti hakkında birçok eserin yazıldığını belirtir. Fakat Orta Asya bölgesinde mevcut bulunan muhtelif dinlere karşı verilen şiddetli mücadele, toplu şekilde meydana gelen ihtidalar ve bunlardan sonra bölgede İslam’ın gördüğü geniş kabule dair gereği kadar araştırma yapılmadığını ve bu konunun üzerinde fazla durulmadığını açıklar.

Halbuki siyasi fetihlerden ve diğer dinlerle girişilen çetin mücadelelerden sonra İslamiyet, buradaki çok çeşitli ve farklı unsurların ortak dini olmuş ve cihanşümul bir mahiyet kazanmış. Bu kitabın gayesi, verilen bu büyük mücadele sonunda İslam dininin bölgede kazandığı kalıcı zafere dikkat çekmektir. Hoca, bölgedeki siyasi Arap hakimiyetinin sona ermesine rağmen, birçok rejim baskısına, olumsuzluklara karşı koyan İslamiyet’in din hakimiyetinin bugüne kadar devam ettiğinin altını çizer ve bu hususta şunları söyler: ‘‘Emeviler devrinde (661-750) girişilen fetih hareketleri dini olmaktan ziyade, bir takım iktisadi, sosyal ve siyasi faktörlerin zorlamasıyla başlatılmıştır. Bu fetihler, iktisadi ve sosyal refahın yanı sıra, politik hakimiyet sınırlarının genişletilmesini öngören hareketlerdir. İslam hakimiyeti ve İslamlaşma ise çok daha sonraki devirlerde gerçekleşebilmiştir. Siyasi fetihler zaman zaman kesintiye uğrasa da, İslam dini kendi şartları içinde yayılmaya ve gelişmeye devam etmiştir.’’ Hocanın ısrarla üzerinde durduğu, altını çizdiği husus, siyasi Arap fetihleriyle, İslam dininin bölgedeki yayılışını birbirinden ayırmak gerektiği, bu iki ayrı oluşumun bağımsız olarak değerlendirmesi lazım geldiğidir.

Aşağı Türkistan’ın İslamlaşmasında Kuteybe b. Müslim’in ayrı bir yeri vardır

Aşağı Türkistan’daki Arap fetihleri genellikle vergi, ganimet ve siyasi Arap hâkimiyetini pekiştirmek için yapılır. Buraya gönderilen Arap valiler ve komutanlar da bu politikaya çok sıkı bir şekilde riayet ederler, bunun için gerektiğinde cebir ve şiddet kullanmaktan geri kalmazlar. İslamiyet’i yaymak gibi bir gayeleri yoktur. Ya da ikinci plandadır. Kuteybe b. Müslim, bölgede İslamiyet’in yayılması hususunda kendisinden önceki vali ve komutanlardan farklı hareket eder. O da siyasi Arap hakimiyetini bölgede hâkim kılmak ve halka kabul ettirmek gayesiyle görevlendirilen bir vali ve komutandır. Ama o, İslamiyet’i tabana yaymadan, halk nezdinde kuvvetli bir inanç birliği oluşturmadan, kalıcı bir siyasi hâkimiyet kurulamayacağı düşüncesindedir. Zekeriya Kitapçı, Kuteybe’nin de eleştirilecek yanlarının olduğunu, fetihleri esnasında onun da cebir ve şiddet kullanmaktan geri kalmadığını, ama bütün bunlara rağmen İslamiyet’in yayılması hususunda basiretli hareket ettiğini söyler. Hatta yazara göre Kuteybe, İslam’ın yayılması için samimi gayret gösteren ilk Arap vali ve komutanıdır. Kuteybe’nin bölgeyi İslamlaştırma gayretleri, kendisinden sonra gelenler için bir temel teşkil eder. Müslümanlık onun uygulamaları, taktik ve stratejileri ile tabana yayılır, geniş halk kitleleri tarafından kabul görmeye başlar.

Kuteybe, bölgenin o zamanlar en eski ve önemli merkezlerinden olan ve ticari hayatın da canlı ve hareketli olduğu Baykent şehrini, Türklerin kuvvetli direncine rağmen fetheder. Fetihten hemen sonra Müslüman Arap ailelerini şehre yerleştirir. Bu kolonize hareketi onun sıkça başvurduğu bir uygulamadır. İslam’ı yaymak için Müslüman Arap ailelerden istifade eder. Onlar vasıtasıyla yerli halka İslam dinini öğretmeye çalışır. Bunda da çok zaman muvaffak olur. Daha sonra şehre Müslüman kadı, vali, vergi tahsildarları tayin eder. Yine şehrin muhafazası ve asayişi için Müslüman muhafızlar görevlendirir. Bu şekilde çekirdek bir cemaat oluşturur ve kısa süre içinde İslamiyet diğer dinlerle rekabet edebilecek duruma gelir.

Zerdüştlük ve Budizm’e büyük darbe vuruldu

Valinin bu şehirdeki en önemli adımlarından birisi de, Zerdüşt ve Budist mabetlerine vurduğu darbedir. Buda heykellerini yıktırır. Bu heykelleri meydanda bir alana toplatır ve yaktırır. Yakılan heykellerin adedi yüz binlerle ifade edilir. Bu hadiselerden sonra İslamiyet, halk nezdinde kabul görmeye başlar.

Kuteybe’nin diğer önemli bir teşebbüsü de, fethin sembolü için Cuma Camii’nin inşasına başlamasıdır. Cami, kısa sürede faaliyete geçirilir. Baykent semalarında ezan ve tekbir sesleri duyulmaya başlanır. Bu faaliyet, yazarın ifadesiyle “bozkırlarda yaşayan Türk kavimlerine yeni bir hayatın, parlak bir medeniyetin müjdecisidir.”

Kuteybe, mücadelesi esnasında büyük dirençlerle karşılaşır. Bu direnci kırmak ve Müslüman halka olan hoşnutsuzluğu gidermek için yeni uygulamaları devreye koyar. Cuma namazı kılmaya gelen yeni Müslüman olmuş mühtedilere nakdi yardım vaad eder. Kitapta, Cuma günü bir tellalla cumaya gelenlere iki dirhem verileceğini ilan ettirdiği belirtilir. Bu uygulama görünüşte de olsa muvaffak olur. Geçim sıkıntısı çeken fakir halk, akın akın camilere koşar.

Kuteybe b. Müslim, başta BaykentBuharaSemerkant ve diğer şehirlerde giriştiği fetih hareketlerinde de, Baykent şehrinde olduğu gibi hareket eder. Camiler, mescitler yaptırır. Müslüman Arapları, yerli halkın evlerine misafir olarak yerleştirir. Bu sayede yerli halkın İslam’ı öğrenmesini sağlar. Uygulamalarının neticelerini görmeye çalışır. Fethedilen şehirlere Müslüman amirler, kadılar, askerler yerleştirir. Nakdi yardımlar yapar. İslam’ın yayılması için daha başka ve daha değişik uygulamalardan da faydalanır, başka stratejiler de geliştirir.

Kuteybe, bölgede İslamiyet’in yol açısı, itici ve sürükleyici gücüdür

Kuteybe, 714 yılında Halife Süleyman’a karşı Fergana’da isyan etmiş ve nice zaferler kazandırdığı kendi askerleri tarafından öldürülmüş. Fergana’da, Komutanlar Ribatı civarında Kah adlı bir köyde bulunan türbesinin önemli bir ziyaret merkezi olduğu belirtiliyor eserde.

Türk halkı, değişik vesilelerle kendisine zulmetmiş bulunan bu Arap komutana, Arapların aksine büyük hürmet ve saygı gösterir. Kitapçı, Kuteybe’nin şahsiyeti ve hizmetleriyle ilgili olarak Batılı şarkiyatçıların, İslam tarihçilerinin, Müslüman tarihçi ve müelliflerin görüşlerini de aktarır. Mesela L. RasonyTarihte Türklük isimli kitabında Kuteybe’yi, bölgede “İslamiyet’in yol açıcısı, itici ve sürükleyici gücü” olarak vasıflandırır. Tarihçi İbn Kesir de şu değerlendirmede bulunur: “Umeranın ulularından biri olan Kuteybe, aynı zamanda büyük ve kahraman bir komutandır. Allah onun vasıtasıyla o kadar çok kimseyi hidayete ulaştırmıştır ki, sayılarını ancak Allah bilir. Bu kimseler Müslüman olmuşlar ve Allah’ın dinine sımsıkı sarılmışlardır.”

Kitabın ilerleyen bölümlerinde, Kuteybe’den sonra bölgede İslam’ın geçirdiği safhalar işlenir. İslam tarihinde “İkinci Ömer” olarak şereflenen Ömer bin Abdülaziz’in gayretleri hakkında bilgi verilir. Yazarın Orta Asya Türk militarizminin yeni temsilcileri olarak nitelediği Türgeşler ve bunlar karşısında başarısız olan Arap valilerin mücadeleleri anlatılır. Enes b. Abdullah Es-Sülemi’nin İslamlaşma için bölgede giriştiği yeni davet kampanyası ve büyük İslam misyoneri Ebu Sayda’nın faaliyetlerine temas edilir.

Eser, Türklerin İslamlaşma mücadelesiyle ilgili önemli bir kaynak. Bu zorlu sürecin, uzun yıllar süren çetin ve sert mücadelenin nasıl cereyan ettiğini ve nasıl neticelendiğini detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Yazarının ömrüne bereket diliyoruz.