Müslümanlar olarak yaklaşık iki yüz yıldır kafası karışık bir vaziyette yaşıyoruz. Dini, felsefi, siyasi, kültürel, ekonomik bir kafa karışıklığı… Osmanlı’nın yıkılışıyla birlikte Batı karşısındaki siyasi üstünlük ortadan kalktı. Müslümanların yenilemeyeceğine olan inanç sarsıldı. Konuşulması bile muhal olan birçok mevzu eleştiri konusu olmaya başladı. İslam medeniyetinin Batı karşısındaki bu geriye çekilişi derin bir travmaya sebep oldu. Yerküre üzerinde egemenliği ilan edilen Batı kültür ve medeniyeti insanlığın merkezine yerleşti. Batı dışı bütün anlayışlar kendini bu merkeze göre konumlandırdı. Müslüman dünya da bu hengâmede varlığını koruyabilmek için önce savunmacı bir pozisyon aldı. Mevcudu korumak gayesiyle Batıya cevap verme anlayışı hâkimdi. Bunun başarılı olup olmadığı konusu çok su götürür. Bırakın mevcut olanı korumayı, modernite daha da içselleştirildi. Modernite karşıtı söylemler bile içeriğinde karşıt olduğu anlam dünyasından nüveler taşıyordu. İslam dünyasında hem çöküşü ortadan kaldırmak hem de Batı karşısında durabilmek için çeşitli düşünce ve hareketlerin sınandığı bir zihinsel alan oluştu. İslamcılık da işte böyle bir ortamda ortaya çıktı.
İslamcılık üzerine ciddi çalışmalarıyla tanınan Kürşad Atalar, Çağdaş Müslüman Düşünce & Sembol Şahsiyetler adını verdiği çalışmasında hem çağdaş İslamcılığı hem de bu hareketin on iki öncü şahsiyetini kritize ediyor. On iki sembol şahsiyet… Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Muhammed İkbal, İmam Humeyni, Mevdudi, Malik Bin Nebi, Hasan El Benna, Seyyid Kutup, Malcolm X, Aliya İzzetbegoviç, Ali Şeriati, Ercüment Özkan. Yazar kitabına aldığı sembol şahsiyetler dışında çağdaş İslami düşünceye katkısı olan daha birçok düşünür ve eylem adamının da olduğunu ve listenin uzatılabileceğini belirtiyor. Burada kendi açısından önemli gördüğü şahsiyetlere yer vermiş. Liste oluşturulurken İslami harekete olumlu katkısı olan ve hareketi direkt etkileyen şahıslar seçilmiş. Harekete orijinal katkı sunanlar… Bunun dışında tali etkisi olanlar listeye alınmamış.
Çağdaş İslamcılığa mührünü vuran düşünce ve eylem adamları
Kitabın en göze çarpan yanı klasik bir biyografi metni olmaması. Ele alınan şahsiyetler kronolojik bir dizgeye hapsedilmiyor. Çağdaş Müslüman düşünce artıları ve eksileriyle değerlendirmeye tâbi tutuluyor. Sembol şahsiyetlerin genel manadaki düşünceleri ve katkıları ele alınıyor. Bu yönüyle önemli ayrıntılar barındırıyor. Düşüncelerin ve şahsiyetlerin kıyaslanması ayrıca değerli. Derli toplu bir bakış açısı sunuyor.
Kitapta ele alınan sembol şahsiyetlerin yaşadığı dönemler yazarın da özellikle vurguladığı gibi İslam coğrafyasının gücünü kaybettiği, sömürgeleştirildiği, Batının emperyalist akınlarına maruz kaldığı zamanlar. Bir yanda çöküp giden bir düşünce ve yaşam tasavvuru, diğer yanda zinde bir Batı düşüncesi… İki dünya arasında sıkışmışlık… Zor zamanlar… Bu çözülüş zamanlarında dini hayatın yozlaştığı, kurucu ilkelerin bulanıklaştığı, dini düşüncenin birtakım hurafeler, gelenekler tarafından silikleştirildiği de görülmektedir. Çağdaş İslamcılığa mührünü vuran düşünce ve eylem adamları hem hurafelerle hem de Batı medeniyetine cevap vermekle uğraştılar. İşleri gerçekten zordu. Bir tarafta binlerce yıldır süregelen bir inanç silsilesi, diğer yanda hem geleneği hem de bugünü tehdit eden Batı düşüncesi. Afgani-Abduh-İkbal çizgisinde de görebileceğimiz gibi bu şahsiyetler bahsi geçen zorlukları bütün boyutlarıyla yaşadılar. Emperyalistler kendi çıkarlarını zedeliyor diye bu şahsiyetlerle çok uğraştılar. Müslümanlar ise kimi zaman bu insanların Batıcı diye suçladılar, kâfirlikle itham ettiler.
Çağdaş İslam düşüncesinin savunmacı ve meydan okuyucu evreleri
Kürşad Atalar sadece biyografik, kronolojik bir bilgi sunmuyor. Afgani-Abduh-İkbal çizgisini savunmacı olarak niteliyor. Bu da daha önce değindiğimiz gibi emperyalist işgalin sonucu. Bu şahsiyetlerin ülkeleri sömürgeleştirilmişti. Yazar, Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh’un çağdaş Müslüman düşünce içinde özel yerlerinin olduğunu belirtiyor. Öze dönüş çağrısı çağdaş dönemde en berrak şekilde bu iki şahsiyetçe dillendiriliyor. Muhammed İkbal ise öze dönüş çağrısını felsefi bir dil ve içerikle yapıyor. Bu dönemlerde emperyalist işgallerin de etkisi dolayısıyla özellikle Afgani acil bir şeyler yapılması gerektiği düşüncesinde. Acilci yani… Abduh ise ilk önceleri böyle düşünürken daha sonra eğitime önem verilmesi gerektiğini ve aceleye gerek olmadığını düşünüyor. İkbal’de de bu görüş baskın.
Yazar, Seyyid Kutup ve Ali Şeriati ile birlikte çağdaş İslam düşüncesinin savunmacı karakterinden sıyrılıp Batıya karşı meydan okuyucuyu, sorgulayıcı bir evreye girdiğini söylüyor. Seyyid Kutup ve Şeriati’nin Batı düşüncesini iyi tanıdıklarını ve buradan hareketle bu düşünceye ciddi eleştiriler getirdiklerini belirtiyor. Kürşad Bey, Seyyid Kutup’un cahiliye kavramına getirdiği orijinal yorumu ve yaklaşımı özellikle anıyor.
Çağdaş İslam düşüncesine yön veren şahsiyetler bir çok zorlukla ve ithamla da karşı karşıyalar. Mesela Afgani’nin masonluğu konusu. Her platformda onun muarızları tarafından ağza sakız edilen bir durum. Atalar bu konuda Afgani’yi suçlayan, eleştiren tarafta yer almıyor. Siyasi bir hamle olarak değerlendiriyor. Bunu Afgani’nin acilci çözüm arayan ve dünyaya sesini daha çok ve çabuk duyurmak isteyen aceleci yönüyle açıklıyor. Müslümanlar için herhangi kötü bir niyet taşımadığını, aksine stratejik bir konumu ele geçirme ve bunu kullanma niyetine bağlıyor. Yazarın da söylediği gibi Afgani’nin genel olarak hayatına baktığımızda zorlukları ve meşakkati görebiliriz. Onu sadece bu masonluk dönemiyle değerlendirmek haksızlık olur. Zaten üyeliği de uzun sürmüyor.
Çoğu rahat bir uyku uyuyamamış
Pınar Yayınları'ndan çıkan Çağdaş Müslüman Düşünce & Sembol Şahsiyetler, tarihimizin, İslam tarihinin zor ve meşakkatli bir dönemini ele alıyor. Modernle gelenek arasında kendine mecra arayan bir dünyanın tarihi. Doğruları yanlışları, avantajları, dezavantajları iyi değerlendirilmesi gereken bir süreç. Kitapta ele alınan düşünce ve o düşünce sahiplerini yargılamadan, etiketlemeden, kategorize etmeden tanımak ve anlamak gerekir.
Gelenekçilerin türlü sebeplerle burun kıvırdığı bu şahsiyetlere baktığımızla gerçekten zor zamanlarda yaşamışlar. Çoğu rahat bir uyku uyuyamamış. Modernist diye yaftaladığımız bu insanların yaşantıları günümüzdeki birçok gelenekçiden daha sade ve sıkıntılı geçmiş. Farkında olarak ya da olmayarak dini düşünce üzerinde meydana getirilen yanlış anlayışlar düzeltilebilir. Adı geçen şahsiyetleri yok saymak, dedikodu malzemesi yapmak ancak bizim muarızlarımızın, düşmanlarımızın işine gelir. Anlamak ve anladıktan sonra eleştirmek en güzeli…