Genel

Yeni çıkan yayınlardan önemli bir derleme

Ketebe Modern serisi Mart ayında iki yeni romanla okurun karşısında. İsmail Kadare’nin Man Booker ödüllü romanı Taş Kentin Düşüşü ve Andrey Platonov’un kaleme aldığı Çukur, sosyalizmin yansımalarını aktarıyor. Farklı üsluplarla aynı ideolojinin anlatıldığı kitaplar, Lenin ve Stalin dönemlerinin gölgesinde yaşayan iki farklı coğrafya ve halkın kendilerini arayış hikâyesini anlatıyor.

Taş Kentin Düşüşü, İsmail Kadare Cino del Duca ve Man Booker ödüllü Arnavut şair ve romancı İsmail Kadare, 1936 yılında dünyaya geldi. 1960'lı yıllarda şiirleriyle ünlendiyse de dünya çapındaki asıl şöhretini Ölü Ordunun Generali’yle kazandı. Adı birkaç kez Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında da geçen Kadare'nin romanları pek çok dile çevrildi. Dünyaca ünlü yazarın eserlerinden Taş Kentin Düşüşü, Ketebe Modern serisinden çıktı. Yazarın, Taş Kentin Kroniği ve Ölü Ordunun Generali romanları daha önce Ketebe etiketiyle raflardaki yerini almıştı. Kadare, Taş Kentin Düşüşü’nde okuru yine memleketine, anlatmaktan asla usanmadığı o Taş Kent’e, Ergirikasrı’na götürüyor. Nazi işgali, isyanlar, bombardımanlar, idamlar, komünist rejimin kurulması, sorgular ve işkenceler arasındaki hayatı kendine has üslubuyla anlatan yazarın romanını okurken, Taş Kent’in aslında dünyanın ve hayatın ta kendisi olduğunu fark ediyorsunuz. Bütün faciaları, gülünçlüğü, acımasızlığı ve güzelliğiyle bütün bir dünya ve bütün bir tarih, bu taş kentte vücut bulurken İsmail Kadare’nin ironik üslubuyla bazen gülümsüyor bazen de derin düşüncelere dalıyorsunuz. Roman Ergirikasrı’nda yaşayan ve isimleri Büyük Doktor Gurameto ile Küçük Doktor Gurameto olan iki doktorun ilişkisi üzerinden ilerliyor. Kitap boyunca bu iki karakterin hayatları etrafında Arnavutluk’un 1943’ten sonraki dönüşümü gözler önüne seriliyor. Nazilerin Avrupa’yı işgal ettiği yıllarda kendine has çeşitliliği ve zenginliği ile yaşayan Ergirikasrı, Nazi subayının kente gelişiyle bambaşka bir dönemece giriyor. Almanya’da eğitim gören Büyük Doktor Gurameto’nun öğrencilikten arkadaşı olan subaya evde verdiği yemek ve bu yemek üzerinden yıllara yayılan söylentiler dönemin ideolojik yaklaşımlarını ince ince işliyor. İsmail Kadare’nin o dönem yaşanan tüm dramı mizah dozu yüksek bir şekilde ele alışı, tarihî gerçekleri hiç olmadığı kadar okunur kılıyor. Stalin döneminin baskın ideolojisinin fonda yer aldığı Taş Kentin Düşüşü, okura edebi lezzeti yüksek bir şölen sunuyor. Kitap boyunca kent halkı tarafından sürekli karşılaştırılan iki kahramanın hikâyesi savaşın ayrım yapmaksızın herkesi nasıl eşitlediğini de gösteriyor: “Bundan daha beter bir şubat görülmemişti. İlk hafta daha yumuşak bir haberle ya da hiçbir haber olmadan sonlanacağına, herkesi ani bir kararla sarstı. Hem Büyük Doktor Gurameto hem de Küçük Doktor Gurameto tutuklanmıştı. İlk defa ikisi arasında kıyasa başvurulmamıştı. İkisi de aynı şekilde prangaya vurulmuştu. Ve ikisi de aynı hapishaneye götürülmüştü.”

Çukur, Andrey Platonov Yazdığı dünyaca ünlü romanları kadar hayatıyla da dikkat çeken Andrey Platonov’un kaleme aldığı Çukur, Sovyet hayatının acı gerçeklerini işliyor. Kitapta maddi dünyanın boşluğunda hayatın anlamını arayanlar, ideolojinin peşinden sorgusuz sualsiz gidenler ve Sovyet rejiminin kolektivizasyonu esnasında yaşanan olaylar çarpıcı bir dille anlatılıyor. Platonov’un bazen isteyerek bozduğu eser, zaman zaman ironikleşen diliyle öne çıkıyor. Gerçek soyadı Klimentov olan Andrey Platonoviç, 1889 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak Voronej şehrinde dünyaya geldi. On kardeşi olan Andrey, 1913 yılına kadar dökümcülük ve tomarcılık yaptı. 1920 yılında Kızıl Ordu’ya giren yazar, 1921’de Voronej Politeknik Üniversitesi’nden mezun oldu. Bu zaman zarfında edebiyatla yakından ilgilendi, ilk şiir ve denemelerini çeşitli gazete ve dergilerde yayımladı. Mahlas olarak babasının adını kendi soyadı olarak kullanan yazar, ideolojisine bağlı bir komünist olmakla birlikte romanlarında rejimi bütün dramatik hâlleriyle işlediği için bizzat Stalin’in eleştirisine maruz kaldı. Yazarın en iyi eserleri ise ölümünden sonra yayınlandı. “Voşov kişisel yaşamının otuzuncu yılında, ekmek parasını kazandığı küçük makine fabrikasından çıkarılmıştı. İşten çıkarma belgesinde, giderek artan güç kaybı ve genel çalışma temposu içinde durup düşüncelere dalması nedeniyle işine son verildiği yazıyordu” cümlesiyle açılan Çukur, Vaşov’un işten çıkarıldıktan sonra kentten köye gidişi ve orada yaşadıklarını anlatıyor. Romanda kahramanın köyde kohlozla birlikte bütün proletaryayı içine alan tek bir ev inşası için çalışması, komünizme körü körüne bağlı emekçi sınıfın Vaşov gibi “hakikati” arayan bir tutunamayana yaklaşımı ve bütün bunların içinde işçilerin yoksulluğu çarpıcı bir şekilde veriliyor. Şiirsel dili, inşaat çukuruyla ideoloji arasında kurduğu metafor, doğanın ve insan doğasının acımasız gerçekliği içinde Platonoviç, sanki yeryüzünün merkezinden okura sesleniyor. İşçilerin kaldığı yere yakın bir alanda ölen bir anne ve geride kalan küçük kızın bütün bir ekip tarafından sahiplenilmesi eserin dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Küçük kıza köylülere gönderilecek tabutların içinden birinin seçilip yatak yapılması, köylünün şu cümlelerle karşı çıkışı mevcut ideolojinin acımasızlığını özetliyor: “Meçhul adam durdu, bir şeyler düşündü ve razı olmadı: ‘Olmaz! Biz çocuklarımızı nereye koyacağız peki? Tabutları boy boy hazırlamıştık. Üzerleri işaretli, kim nereye sığar diye. Hepimiz tabutumuz olduğu için yaşıyoruz. Tabut bizim tek mülkümüz!’” Sosyalizmin bireyi yok ettiği bir dönemde doğaya ve iç sesine kulak veren Vaşov’la birlikte kitap boyunca hakikati arayan okur, onu anlamayan çarkın dişlilerini de yakından tanıma fırsatı buluyor: “Voşov ideolojisiz, bedeniyle o kadar zayıf düşmüştü ki baltayı kaldıramıyor, kara yatıyordu: Bu dünyada nasılsa gerçek yoktu, belki de gerçek bir bitkide ya da kahraman bir yaratıktaydı ama yol kenarı dilencisi yürüyor ve bu bitkiyi yiyordu ya da toprağın tam yüzeyinde ezilen mahlûku ayakları altında çiğniyordu, kendisi de sonbaharın dere yatağında ölüyordu sonra ve rüzgâr bedenini bir hiçliğe savuruyordu.”

Bilgiyi ve Duyguyu Eğlenceli Şekilde Sunan Kitaplar! “Ayaklarımın Altındaki Dünya” ve “Tam Bir İnatçı Keçi!” minik okurlarla buluştu Ketebe Çocuk Mart ayında farklı yaş gruplarına hitap eden iki yeni çalışmayla minik okurlara merhaba diyor. Charlotte Guillain’in yazdığı ve Yuval Zommer’in resimlediği “Ayaklarımın Altındaki Dünya” hem içerdiği bilgiler hem de farklı formatı ile öne çıkıyor. Didem Demirel’in kaleme aldığı ve Gözde Eyce’nin çizdiği “Tam Bir İnatçı Keçi!” ise keçilerin inatçı olmadığını iddia eden bir keçinin başından geçenleri eğlenceli bir dille aktarıyor. Ayaklarımın Altındaki Dünya, Charlotte Guillain & Yuval Zommer "Ayaklarınızın altındaki yer kabuğunun derinliklerinde neler olup bittiğini merak ettiniz mi?" sorusundan hareketle ortaya çıkan Ayaklarımın Altındaki Dünya, Ketebe Çocuk etiketiyle raflardaki yerini aldı. Şehrin sokaklarında yürürken sadece yerkürenin üstündekilerle temas halinde olan çocukların, ayaklarının altında nasıl bir dünya olduğunu anlatan çalışma, dünyanın merkezine yapılan bir yolculuğu resmediyor. Kitap ayrıca minik okurların dünyanın değişik katmanları üzerine bilgi edinmesini ve düşünmesini de sağlıyor. Pek çok çocuk kitabı yazan ve Roald Dahl Komik Kitap Ödülü için aday gösterilen Charlotte Guillain’in kaleme aldığı eser, Yuval Zommer’in birbirinden özel ve güzel çizimleriyle çocuklara eğlenceli ve gizemli bir dünyanın kapısını açıyor. Grafik tarzı ve akordeon benzeri katmanlı tasarımıyla çocukların ilgisini çeken çalışma, merak unsurunu hep ayakta tutuyor. Bir jeoloji atlası olan ve bu konuda temel bilgilerin yanında gündelik hayata dair yeni bilgiler de sunan Ayaklarımın Altındaki Dünya, 7 yaş ve üzeri için uygun. Yeryüzünü ve üzerinde yaşadığımız yerküreyi tanıtan bir ders kitabı niteliğinde olan çalışma, okullarda ilgili dersler için de iyi bir yardımcı kaynak.

Tam Bir İnatçı Keçi!, Didem Demirel & Gözde Eyce İnatçı iki keçi şarkısıyla birlikte çocuğunuza okuyabileceğiniz bir kitap: Tam Bir İnatçı Keçi! Pek çok çocuk kitabı kaleme alan Didem Demirel’in yazdığı ve ulusal ve uluslararası alanda çocuk kitapları çizeri olan Gözde Eyce’nin resimlediği eser, inat duygusu üzerine yoğunlaşıyor. Didem Demirel’in daha önce Ketebe Çocuk’tan çıkan “Renkli Çoraplı Kuzgun” ve “Postacı Fero” kitapları da bulunuyor. Çocuk kitapları dünyasının kahramanları arasında pek yer bulamayan keçinin başrolde olduğu kitap, inat gibi olumsuz duyguları çocuklarla konuşmak için bir aracı görevi üstleniyor. Tam Bir İnatçı Keçi!, ayrıca duygusal farkındalık ve duygusal gelişim için de destekleyici bir kitap olma özelliği taşıyor. “Mutlu olduğumu mu düşünüyorsun? Zıplıyorum diye illaki mutlu mu olmam lazım?” diyen keçi, kendi türü hakkındaki “inatçı” ön yargısının doğru olmadığını düşünüyor. Tabii bu düşüncesi dünyanın en inatçı keçisiyle karşılaşana dek sürüyor. 3 yaş ve üstü için uygun olan kitap, birbirinden güzel ve ilgi çekici resimleriyle minik okurların görme ve okuma zevkini geliştiriyor.