Genel

Tesiri Balkanlara kadar ulaşan Muhammed Es’ad Erbîlî Efendi kimdir?

1847 yılında Musul vilâyetinin Erbil kasabasında doğmuş, 3 Mart 1931 yılında Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Babası Erbil’deki Hâlidî tekkesi şeyhi Muhammed Saîd Efendi’dir. Dedesi, Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’nin halîfesi Hidâyetullah Efendi’dir. Hem baba, hem de anne tarafından Seyyid’dir.

Hazret-i Muhammed'in (sas) soyundan olan) Es‘ad Efendi Hazretleri zâhîrî ilimleri genç yaşta öğrenmiştir. Babasının irşad zamanına yetişemediği için zamanın kutb-i irşâdı (İnsanların doğru yolu bulmasına ve ve kurtuluşa ermesine vesîle kılınan zâtların reisi) Tâhâ el-Harîrî Hazretleri’ne intisâb etti. Bir sene sonra tarikata girmek isteyenlere ders vermeye mezun oldu. Beş sene sonra da üstadının emriyle onun makamında irşada başladı.

Es‘ad Efendi Hazretleri icâzet aldığı 1875 senesinde, hac vazifesini îfâ etmek üzere Hicaz’a gitti. Hac’da iken şeyhinin vefâtını öğrenmesi üzerine, İstanbul’a geldi. Hâlinin kemâlini gören kadirşinas insanlar, etrâfına toplanmaya başladılar. Fâtih Câmi-i Şerîfi’nde verdiği derslerde ilmî kemâli de fark edilince, Bâyezid dersiâmlarından Hoca Yektâ Efendi ve benzeri önde gelen bâzı kişiler kendisine intisâb etti.

Yüksek ilim, irfan ve fazîleti kısa zamanda bütün İstanbul’da duyulan Es‘ad Efendi’yi, Sultan 2. Abdülhamit’in damadı Hâlid Paşa, saraya dâvet etti ve kendisinden bir buçuk sene kadar Arapça ve dînî ilimler tahsil etti. Es‘ad Efendi Nakşibendiyye’den icâzetli iken, ayrıca Abdülhamid Birifkanî’den Kâdirî icâzeti aldı. Daha sonra Kelâmî Dergâhı’na tâyin edilerek orada irşad faaliyetlerine devam etti.

Fâtih ulemâsından ve diğer kesimlerden çok sayıda kişi kendisine intisâb ederek sohbet ve zikir halkalarına katıldı. Bunlar arasında, daha önceleri tarikata intisâbı sapıklık sayanlar da bulunmaktaydı. Bunlar, Es‘ad Efendi’nin derslerine devam ettikçe, bu tür taassuplardan vazgeçerek samimî birer mürîd oldular.

Dergâha gelip gidenler arasında âlimler, reîsü’l-kurrâlar, (Kur'an-ı Kerimi usul ve tecvidine göre okuyanlar) dersiâmlar (Medreselerde öğrencilere ders verenler) paşalar, yüksek idâreciler, zâbitler ve münevverlerden (aydınlar) tutun da, halkın her sınıfından insan vardı. Yüksek rütbeli subaylar, memurlar ve zenginler, eski ve solmuş elbiseler giyen yoksullarla gerçek bir din kardeşliği içinde diz dize otururlardı.

Es‘ad Efendi Hazretlerinin ilmî ve manevi liyakatini gören Sultan 2. Abdülhamid Han, onu Meclis-i Meşâyıh azalığına tâyin etti. (Osmanlılarda tekkelerin yönetimi) Es‘ad Efendi Hazretleri, Sultan Mehmet Reşad zamanında ise bu meclisin reisliğine tâyin edildi. Sultan Reşad’ın da muhabbetini kazanan Es‘ad Efendi, “Surre Emîni” olarak [her sene Harameyn’e (Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’de kurulan vakıflar) gönderilen Surre-i Hümayun’un idaresi kendisine verilen memur] Hacca gönderildi.

Es‘ad Efendi Hazretleri insanların irşâdı ve terbiyesi için çok gayret sarf ederdi. Daha fazla insana hidâyet ulaştırmak ve hizmet edebilmek için İstanbul’un ve diğer şehirlerin en ücrâ köşelerine kadar gider veya halifelerini gönderirdi. Kelâmî Dergâhı’nın yanında başka dergâhlarda da irşad faaliyetleri olurdu. Bu sebeple Anadolu’nun her tarafında talebeleri olduğu gibi Bosna ve Arnavutluk’a kadar tesiri uzanmıştı.

Es‘ad Efendi Hazretleri güler yüzlü, tatlı sözlü, vakar sahibi, kadri yüce bir Hak dostu idi. Onun en dikkat çeken yönü, eserlerinde de kendini gösteren tevazu, mahviyet, şefkat ve nezâketidir. O, kendisinde kesinlikle bir varlık görmezdi. Hiçliğe bürünmüş, zarif gönlü vuslat arzusuyla yanıp kavrulan bir Hak âşığı idi. Muhataplarına hep şefkatle hitap eder, daima nazik ifadeler kullanırdı.

Es‘ad Efendi Hazretleri maddî ve mânevî yönden engin bir kültüre sahipti. Bütün İslâmî ilimlere vâkıftı. Rûhunu büyük ahlâkî meziyetlerle donatmıştı. Edebî yönü de kuvvetliydi. Bilhassa şiirlerindeki ilâhî aşk ifadeleri, zirve teşkil edecek derinlikteydi. “Mektubat” isimli eserinden seçilen birkaç alıntı:

İhlas “Bütün gaybları en iyi şekilde bilen Cenab-ı Hak, ibadetlerin suretleri ile birlikte kulluk vazifesinin ifasını da ruh ve ruhaniyetinin en derin ve en hassas noktasından bekler.”

“Tarikatte feyz alma ve terakki, yalnız zikir ve dersin çokluğuna bağlı değildir. Bu hususta kalbi ve samimi muhabbetin de büyük bir tesiri olduğu aşikardır… Cenab-ı Hakka itaat etmeyen ve şer’i emirleri nazar-ı itibara almayan günahkarlar, hiçbir zaman ve mekanda evliyaullahın teveccühlerine nail olan kişilerden olamazlar.”

“Malum olduğu üzere feyz alıp manevi olarak yükselmeye sebep olabilecek hasletlerin başında ihlas ve muhabbet gelir. Ebedi saadet ve selamet, ihlas ve muhabbet ağacının meyvesidir.”

“Cenab-ı Hak bir an bile kullarından gafil olmadığı gibi, tarikatın şerefli çizgisinde hareket ederek rabbini hatırından hiç çıkarmayan kullarını da çok sever. İşte bu sebeble ricam şudur ki, bu yüce şereften mahrum kalmayalım. Nefsani muhabbetlere tutulmuş bir kalp ile Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmayalım.”

Zikir Es’ad Efendi hazretleri manevi evlatlarına devamlı zikir halinde bulunmayı tavsiye ederek şöyle buyururdu: “Cenab-ı hak kalb gözünüzü nurlandırsın! Nasılki gül yaprağının her noktasında gül suyu mevcut ise , aynen onun gibi sizin kıymetli vücudunuzun her zerresini de muhabbet ve daimi zikrin hoş kokusuyla güzelleştirsin ! Amin…”

Tefekkür Es’ad Efendi hazretleri, kainattaki ilahi sanat harikaları üzerinde tefekkür edip bunlardan gereken dersleri almaya teşvik ederdi. Bazı tefekkür misalleri şöyledir:

“Nutfeden kan pıhtısını, kan pıhtısından kemikleri yaratan, kemiklere et giydiren, beşeri azaları ikmal edip insana en güzel sureti veren ve ona ruh üfleyerek hayat veren Cenab-ı Hak ne yücedir!”

“Cenab-ı Hak, ağlamaktan başka bir şeye kadir olmayan mini mini bir yavruya anne ve baba gibi iki merhametli hizmetçiyi tayin eder. Suya, ateşe, yağa, tuza ve zamana muhtaç olmayan, tatlı ve hoş bir gıda olan anne sütünü ona ikram eder. Ve her an hususi bir hal ve yeni bir tecelli ile o yavruyu olgunlaştırır. Bütün bunları en mükemmel bir şekilde yapan Cenab-ı Hak, ne Kerim bir sanatkardır. -O’nun, yiyecek, giyecek, süs eşyaları, aile, beşeriyet, insaniyet, İslamiyet, medeniyet gibi sayısız nimetlerini düşünüp şükretmeliyiz.”

“Kabir karanlığında ve mahşer meydanında insanların karışıp birbirine girdiği hengame de, Cenab-ı Hakk’ın yüce zatından başka medet umulacak bir yardımcı ve sahip yoktur.”

“Tefekkür-i mevt (ölümü düşünmek) insanın başına gelen musibetlerin üzüntüsünü hafifleteceği gibi, kişinin kendi ölümünü de kolaylaştırır. İnsanı huzursuz eden ve azaba sürükleyen dünya muhabbetini azaltır. Çünkü dünyanın geçici mal, mevki ve güzelliklerini sevmek ve onları aşırı bir şekilde arzulamak, her türlü günah ve rahatsızlığın esas sebebidir. Cenab-ı Hak gönlümüzü bu gibi nefsi muhabbetlerden muhafaza eylesin! Kalbimizi zikir ve muhabbetullah dergahı kılsın! Amin!”

Namaz Namazı huşu ve huzur ile kılmaya çok ehemmiyet veren Es’ad Efendi Hazretleri’nin bu husustaki bazı ifadeleri şöyledir:

“Kişi, namazda kimin huzurunda bulunduğunun farkında olmalı namazı huşu, niyaz ve iltica kılabilmeyi gayret etmelidir. Ayet-i kerimede: Allah’ım! Ancak sana kulluk eder ve yalnız sen’den yardım dileriz! (Fatiha suresi/5) buyrulur. Kulun yardım istemeye hak kazanmasının, kulluk vazifesini yerine getirdikten sonra olacağına açık bir işaret olan bu ayeti-i kerimeyi görmezden gelmeyelim. Cenab-ı Allah bu güzel insanın hasletlerinden bizlere de nasip eylesin inşallah.” Mahmut Şevket Serik yazdı