Genel

Şubat ayı neşriyatından özel bir seçki

Şubat ayını farklı türlerden önemli eserlerle selamlayan Ketebe Yayınları'ndan derlediğimiz seçkiyi dikkatlerinize sunuyoruz.

Echenoz’dan Hem Polisiye Hem De Bir Polisiye Parodisi: Göl Ketebe Yayınları, Fransa'da ‘Günümüzün Flaubert’i olarak anılan Jean Echenoz’un yeni kitaplarını yayınlamaya devam ediyor. Geçtiğimiz ay bir nota ustası olan Maurice Ravel'in hayatının bir dönemini konu alan Ravel romanını yayınlayan Ketebe, şimdi de yazarın Grand Prix ödüllü romanı Göl’ü okurla buluşturdu. Hem bir polisiye hem de bir polisiye parodisi olan roman katmanlı yapısıyla dikkat çekiyor. 1947 doğumlu Fransız yazar Jean Echenoz, pek çok ödüllü romanı kaleme almış bir isim. Fransa’da ‘Günümüzün Flaubert’i olarak anılan yazar, ilk romanı Le Méridien de Greenwich (1979) ile Fénéon ödülünü almış, ardından Minuit Yayınları’nca yayımlanan ve pek çok ödül alan romanlar yazmıştır. Echenoz’un aldığı saygın edebiyat ödüllerinden bazıları Médicis, Novembre, Goncourt, BnF, Marguerite Yourcenar ve Grand Prix’dir. Jean Echenoz’un kaleme aldığı biyografik romanı Ravel, geçtiğimiz ay okurla buluştu. Echenoz bu ay da Göl romanı ile raflardaki yerini aldı. Çok katmanlı bir yapısı olan Göl, casus Franck Chopin’in etrafında yaşanan olaylarla şekilleniyor. Jean Echenoz, Fransa’nın en saygın edebiyat ödüllerinden biri olan Grand Prix ödülü alan romanı Göl’de okurlarını katman katman açılan, sahici mi alaylı mı belirsiz, kimi zaman anlamlı kimi zaman yersiz, ama illaki ironik ve sıra dışı bir maceraya davet ediyor. Esrarengiz bir dünyanın sırrını çözmeye çalışan Franck Chopin, hem böcekbilimci hem de bir casus. Banliyölerinin çıkmaz sokaklarından ünlü meydanlarına Paris’in fonda yer aldığı roman, ‘İhanet’ teması çerçevesine yerleştirilmiş bir aşk serüvenini anlatıyor. Eşsiz geometrisiyle birbirine doğru tutulmuş aynaların görüntüsü gibi sürekli çoğalan sıra dışı bir anlatı ile okuru yakalayan Jean Echenoz, Göl romanında hem polisiye hem polisiye parodisi, hatta belki de polisiyenin ‘yapısökümü’nü ilmek ilmek işliyor. Romanın kahramanı böcekbilimci Franck Chopin casusluk faaliyetlerini yürütürken sıra dışı yöntemler kullanıyor: “Chopin çantasını aldı. Çantanın içinde bölmeler vardı: Kafesli bir bölmede on iki canlı sinek vızıldayıp duruyordu, bir diğer pleksiglas bölmede aynı sayıda larva yatıyordu. Çeşitli küçük bölmelerde ucu sivri küçük gereçler, birkaç deney tüpü ve küçük şişe, minicik elektronik parçalar vardı, ayrıca daha geniş üç bölmenin içinde de teypli bir HF alıcısı, bir mikroskop ve bir alın lambası bulunuyordu. Chopin ellerini yıkadıktan sonra araç gerecini açtı, sineklerini gözden geçirdi ve üç güçlü sinek seçti. En zoru haşereyi tutmaktı ama bir kez tutulup sırt üstü yatırılıp sonra da mikroskobun objektifi önünde, karnına bastırılarak kanatlarının itici kasları ve ayakları sabitlendikten sonra, göğüs kısmının üstüne, denge dokungaçları arasına, tam ortaya bir mikrofon yerleştirmek Chopin için çocuk oyuncağıydı.” İsmini serüvenin etrafında döndüğü yapay bir gölden alan roman, Echenoz’un sade ve akıcı anlatımı ile sıra dışı kurgusunu bir araya getiriyor. Edebiyatın imkanlarını sonuna kadar kullanan yazarın diğer kitapları önümüzdeki aylarda Ketebe Yayınları tarafından okurla buluşturulacak.

Kadim Ateşin Başında Toplanan Çağdaş Yazarlar Dede Korkut Hikâyeleri’ne Yeniden Ses Verdi: Korkut Ata Ne Söyledi? Ketebe Yayınları kadim zamanlardan bugüne ulaşan 12 Dede Korkut Hikâyesi’nin çağdaş yazarların kaleminden çıkan yeni versiyonlarını bir araya getirdi. Ortaya çıkan “Korkut Ata Ne Söyledi?” kitabı geçmişle bugün arasında uzanan bir köprü olurken hikâye anlatımının sınırlarını da zorladı. Aykut Ertuğrul ve Güray Süngü’nün editörlüğünde hazırlanan çalışmaya destek veren 24 yazar, sadece bu toprakların damarından beslenen hikâyeleri yeniden yorumlamakla kalmadı, öykü kuramı üzerine düşünülmesi gereken bir eser çıkardı. Yüzyıllar öncesinden kutsal kitaplara, bugünden geleceğe uzanan insanlık tarihini içine alan bir zaman diliminde biçim ve türleri değişse de aslı değişmeyen bir eylem hikâye anlatmak. Bu toprakların hikâyeleri ise Binbir Gece Masalları’ndan Hazreti Ali Cenkleri’ne, Gazavatnamelerden Battalnamelere, Hamzanamelerden Nasreddin Hoca Hikâyeleri ve elbette Dede Korkut Hikâyeleri’ne dayanıyor. Aykut Ertuğrul ve Güray Süngü’nün titiz çalışmasıyla hazırlanan Korkut Ata Ne Söyledi?, Dede Korkut Hikâyeleri’nin peşinden gidiyor. Çağdaş edebiyatımızın 24 önemli yazarı 12 hikâyeyi yeniden yorumlayarak okura sunuyor. Klasik anlatının ötesine geçen bu hikâyeler özü koruyarak okura farklı bir deneyim yaşatıyor. Post Öykü Genel Yayın Yönetmeni olan ve daha önce Acâibü'l Mahlûkât ile Seyyahlar ve Kâşifler Kitabı adlı seçkileri de yayıma hazırlayan Aykut Ertuğrul kitabın girişinde eserin hazırlanış süreci hakkında bilgi veriyor ve şu önemli soruları soruyor: “Dede Korkut Hikâyeleri’ne bir şekilde yeniden yaklaşmak bugünden o güne bir köprü atmak mümkün mü? Yeni bir yorum mümkün mü? Yeni bir yazım mümkün mü? Mümkünse nasıl? Neyi değiştirip neye sadık kalarak olmalı bu. Önemli olan hikâyenin meselesinin güncellenmesi midir? Formun güncellenmesi mi? (Biçim mi öz mü vs.) Ya da hiçbir şeyi bozmadan hikâyeleri esas haliyle yeniden çevrime sokarak hikâyenin bizi dönüştürmesini mi ummalıyız? Bu hikâyeleri söyleten ruhla hâlâ bir akrabalık bağımız var mıdır? Varsa ve yoksa bu durum öyküye nasıl yansımalıdır?” Dede Korkut Hikâyeleri’nin ruhuyla akrabalık bağını ortaya çıkaran çalışmaya Akif Hasan Kaya, Arda Arel, Aykut Ertuğrul, Demet Şahin, Elif Genç, Emin Gürdamur, Emre Ergin, Gülşen Funda, Güray Süngü, Güven Adıgüzel, Güzide Ertürk, Handan Acar Yıldız, İsmail Özen, Kadir Daniş, M. Fatih Kutlubay, Mahmut Sami Yıldız, Mukadder Gemici, Murat k. Murat, Mustafa Aplay, Mustafa Çiftci, Naime Erkovan, Osman Cihangir, Şeyda Arslan ve Tuna Yukay destek verdi. Beş yıl önce yayınlanan eserde 12 hikâyeyi yazan 12 öykücüye genişletilmiş ve elden geçmiş yeni baskıda 12 yazar daha eklendi. Kadim ateşin başında toplanan 24 yazar bugün hâlâ ışıldayan hikâyeleri Korkut Ata’nın kelimelerini, sesini ve kimi zaman da sözlerini muhafaza ederek, kendini, varlığını, zamanını ve yaşam serüvenini arayan insanları başka başka yollara çağırmak için yola çıktı. Sır Derya kıyısında atlarını dinlendiren, yalçın kara dağların bağrında yurt tutan, aslan yüreğiyle yeryüzünde dolaşan, on iki hikâye bu seçkide Oğuzlar’ı öykülerle selamladı. Korku Ata, hikâyelerin içinden başını uzatıp okura şöyle seslendi: “Hânım hey! Yiğit Basat, beni beş yüz yıllık derin uykumdan uyandırınca dünya çözüldü, zaman yeniden eğildi önümde, hikâyeler yeniden dize geldi... Ölümsüzlüğün peşine düştüm, yanıldım, yaşayan ten değil hikâyelermiş bildim. Çok gezdim, çok gördüm, çok yanıldım, döndüm dolaştım, kendimi sonsuza kadar uzayan bu hikâyede buldum. Yoldaşım Hızır, oğul bildiğim kardaşım Basat’ın himmetiyle silkindim. Kucaklaştık. Kendimi bildim. Yom vereyim Hânım: Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın! Günahımızı adı görklü Muhammed Mustafa’ya bağışlasın, hu!”

Kalbinin Acı Kuyularına Gömülen Bir Dehanın Portresi: Şairaneliğin Karanlığından / Paul Celan’ın Şiir Estetiği Yazdığı ve çevirdiği eserlerle edebiyatımıza önemli katkılar sunan Ahmet Sarı’nın kaleme aldığı “Şairaneliğin Karanlığından / Paul Celan’ın Şiir Estetiği” Ketebe’nin Poetika serisinden çıktı. Adorno’nun “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarcadır” cümlesine hayatıyla ve şiirleriyle en güzel cevabı veren Paul Celan’ın portresini tüm yönleriyle çizen çalışma, II. Dünya Savaşı’nın dünya edebiyatında yarattığı büyük etkiyi de gözler önüne seriyor. 1970 yılında Almanya’da dünyaya gelen Ahmet Sarı, 1984 yılında Erzurum’a kesin dönüş yaptı. Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdikten sonra akademik kariyerini burada devam ettiren Sarı, 2016 yılında aynı bölümde profesör oldu. Yazdığı ve çevirdiği onlarca eserle edebiyatımıza büyük katkı sunan Ahmet Sarı’nın Edebiyatın İyileştirici Gücü, Edebiyat ve Suç ile Edebiyat ve Utanç eserleri daha önce Ketebe Yayınları’nda tarafından okurla buluşturuldu. Kuramsal açıdan önemli çalışmalara imza atan yazarın son kitabı Şairaneliğin Karanlığından / Paul Celan’ın Şiir Estetiği, Ketebe Poetika dizisinden çıktı. Ahmet Sarı, Şairaneliğin Karanlığından’da Alman edebiyatının önemli isimlerinden Paul Celan’ın şiir estetiğine eğilerek onun, gecenin sonuna yolculuk eden ışıl ışıl, karanlık sözcükleriyle bizi karşı karşıya getiriyor. Şairin Kara Ormanlar’daki uzun yürüyüşlerinden yaşam hikâyesine, şiirlerinde açıkça görülemeyen politik göndermelerinden çağdaşı olan edebiyatçı ve felsefecilerle olan ilişkilerine kadar eksiksiz ve etkileyici bir Paul Celan portresi çizen eser, şiirler kadar onları yazan şairlerin hayat hikâyelerine neden dikkat kesilmemiz gerektiğini gösteriyor. Alman edebiyatına dair yetkinliğiyle kaynaklara birinci elden ulaşan Ahmet Sarı kitabında Paul Celan’ın hayatını ve şiir yolculuğunu etkileyici bir dille hikâyeleştiriyor. Adorno’dan Derrida’ya, Erich Kästner’den Ingeborg Bachmann’a pek çok insana ve onların Celan’la olan bağlarını anlatan eser, II. Dünya Savaşı’nın edebiyatta ve düşünce hayatında açtığı yaraların yansımalarını da aktarıyor: “Theodor Wiesengrund Adorno’nun 1949 yılında dillendirdiği ‘Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarcadır.’ sözü, dünyada belki de hiç kimseyi, hem ‘ruhuyla ve bedeniyle bir temerküz kampları artığı’ hem de çok duygusal bir şair olması hasebiyle Paul Celan kadar etkilememiştir. Neden böylesi bir cümleyi kurdum? Zira Shoah dönemi, Hitler’in altı milyon Yahudi’ye kan kusturduğu; onlara insanların sıkışmayacağı, yatıldığında dar gelmeyecek ‘gökyüzünde bir mezar kazdırdığı’ dönemlerde, babası ve annesi Gestapo’nun kendilerini zorla götürdüğü temerküz kamplarında hayatlarını kaybetmişlerdi. Babanın orada tifüsten öldüğü ama annenin ensesine hunharca sıkılmış bir Nazi kurşunu ile öldürüldüğü ve Paul Celan’ın çok sevdiği annesinin bir laytmotif olarak şiirlerinde dönüp durduğu düşünülecek olursa, Celan’ın annesinin böyle hunharca öldürülmesinden dolayı kalbindeki hüznünü, varlığındaki oyuğu Auschwitz’ten sonra şiir yazarak rahatlatmayacak da nasıl rahatlatacaktı?” diyen yazar, Celan’ın hayatını kökten değiştiren bu kayıpların şiirinde nasıl yer bulduğunu farklı örneklerle okura sunuyor. Paul Celan’ın şiirlerindeki kapalı anlatımın dönemin siyasi atmosferiyle bağına dikkat çeken Ahmet Sarı, şairin 20 Nisan 1970’de hayatına son verdiği ana kadar yaşadığı ruhsal ve zihinsel gelgitleri, şiirini büyük yapan öğeleri, Almancadan vazgeçememesinin sebeplerini, ailesiyle olan ilişkilerini, dönemin düşünce ve edebiyat dünyasının ustalarıyla kurduğu bağı sürükleyici bir dille anlatıyor. Yazarın şu cümleleri ise Celan’ın içinde yaşadığı hayatın fotoğrafını çekiyor: “Celan’ın şiirinin aslında hiç kapanmayan bir yara olduğu söylenebilir. ‘Ölüm Fügü’ annesi için nasıl bir mezar taşı şiiriyse, Celan şiirinin Shoah’ın, Holokost’un açtığı yaraları sarmak için bir mücadele verdiği de söylenebilir. Bu mümkün müdür? Celan’ın elli yıllık yaşamına sığıştırdığı melankoli, hüzün, yas, umutsuzluklar, hastalıklar, güvensizlikler, aşağılanma duyguları, kendini bir yere ait hissedememe güdüsü, yalnızlık; bunların hepsi yarayı büyütür. Celan’ın şiirlerinde yaraya ne tekabül eder diye bir soru sorulduğunda elbette trajik yaşantısı denilebilir.” Paul Celan’ın ölmeden önce Wilhelm Michel’in “Hölderlin” biyografisinde altını çizdiği şu son cümle ise sanki onun için yazılmış bir dize olarak beliriyor: “Bazen bu deha kararır ve kalbinin acı kuyularına gömülür.”

Ketebe Çocuk İki Yeni Eserle Okurlarını Selamlıyor! Ketebe Çocuk dünyaca ünlü yazar ve çizerlerin elinden çıkan kitapları minik okurlarla buluşturmaya devam ediyor. Ödüllü yazar ve çizer Catherine Raner’in “Ağustos ve Kayıp Gülümsemesi” ile Jeanne Willis’in yazdığı, Chantelle ve Burgen Thorne’nun resimlediği “Kıpır Kıpır Kıpırdak” kitapları Şubat ayında raflardaki yerini aldı. Kendi gibi olmanın önemini ve mutluluğun burnumuzun dibinde olduğunu fısıldayan bu kitaplar çocukları eğlendirirken farklı bakış açıları kazandırıyor. Kıpır Kıpır Kıpırdak Jeanne Willis’in kaleme aldığı, Chantelle ve Burgen Thorne’nun resimlediği Kıpır Kıpır Kıpırdak, arkadaşlığı ve yardımlaşmayı anlatan bir hikâyeden oluşuyor. Toplumda sıra dışı karaktere sahip çocukların, oldukları gibi kabul görme ve anlaşılma ihtiyacı için ortaya koydukları ısrarlı çabaya dikkat çeken kitap, sürükleyici ve merak uyandırıcı kurgusuyla dikkat çekiyor. Macera türünde farklı kitapları bulunan yazar Jeanne Willis, Kıpır Kıpır Kıpırdak’ta yağmur ormanlarının derinliklerinde yaşayan maymun Kıpırdak’ın hikâyesini anlatıyor. 7 yaş ve üstü için uygun olan kitap, ilk okuma dönemi için iyi bir tercih. Kitapta, her şeyin huzur dolu ve sakin olduğu yağmur ormanlarına gelen, yerinde duramayan, sürekli bağırıp çağıran, hoplayıp zıplayan ve dans eden Kıpırdak maymunun diğer hayvanlar için yarattığı rahatsızlığın dönüşümü aktarılıyor. Karakteri nedeniyle arkadaş bulmakta zorlanan Kıpırdak’ın baş gösteren tehlike sonrası nasıl bir kahramana dönüştüğünün anlatıldığı hikâyede, çocuklara kendileri gibi olmalarının önemi ve bulundukları ortamlarda farklı karakterlere önyargılı bakmamaları gerektiği veriliyor. Öyle ki yaşanan maceradan sonra tüm hayvanlar Kıpırdak’a “Asla kendin olmaktan vazgeçmediğin için sana teşekkür ederiz” diyor.

Ağustos ve Kayıp Gülümsemesi “Ağustos çok üzgündü. Çünkü gülümsemesini kaybetmişti. Onu bulmaya karar verdi ve tam da bir kaplan gibi kocaman gerinerek yola koyuldu.” Daha önce Ketebe Çocuk’tan çıkan Arlo Uyuyamayan Aslan’ın yazarı ve çizeri olan Catherine Rayner bu sefer hikâyesini, gülümsemesini kaybeden kaplan Ağustos üzerinden anlatıyor. 2009 CILIP Kate Greenaway Medal ödülü alan Rayner, 3 yaş ve üstü için hazırladığı kitapta dünyanın güzelliklerine gözlerimizi açmanın bize getireceği mutluluğun resmini çiziyor. ‘Mutluluk’ kavramını somutlaştırarak, onun çok uzakta değil yanı başımızda olduğunu hatırlatan Ağustos ve Kayıp Gülümsemesi, çevrelerindeki dünyayı keşfetmeyi seven çocuklar için yaratıcı ve sımsıcak bir resimli kitap olarak karşımızda duruyor. Kitabın sonunda yer alan ‘Muhteşem kaplanlar hakkında’ ve ‘Kaplanlar tehlikede’ isimli bilgilendirici içerikler ise çocuklar için farkındalık oluşturuyor. “Ağustos, sonunda anladı! Aslında gülümsemesi her an onunlaydı. Onu bulmak için araması gerekmezdi” diyen Catherine Rayner, hepimize mutluluğun anahtarını bu eğlenceli eserle sunuyor.