İslam’ın manevi yorumu olan tasavvuf yoluna müntesip zatlara derviş, mutasavvıf ve sûfi gibi farklı isimler vermişler. Derviş Farsça’da kapı eşiği anlamına gelir. Tasavvuf yolunun müntesibi de nefsini kapı eşiği gibi ayaklar altına almak niyetindedir.
Mutasavvıf, tasavvufla ilgisi, alakası olan, tasavvufa nisbet edilen gibi manalara gelir. Sûfi ise keçeyi andıran bir yün olan suf’dan türetilen bir isimdir. Kelime manalarına ya da isimlendirmelere çok takılmayarak, Müslümanlığını tasavvuf ekseninde yaşama gayretinde olanlara diğer iki ismi bir kenara koyarak sûfi diyelim. Kimdir sûfi, kime derler? Sûfilerin kendilerinden ‘Sûfi kimdir?’ sorusunun cevaplarını derledik.
Hallâc-ı Mansûr
Sûfi yalnızdır, ne kimseyi kabul eder ne kimse tarafından kabul edilir.
Ebû Hamza el-Bağdâdî
Gerçek sûfînin alameti zenginken fakirleşmesi, azizken zelil olması, meşhurken adı sanı bilinmez olmasıdır. Sahte sofunun alameti ise fakirken zenginleşmesi, zelilken izzet ve güç sahibi olması, adı sanı bilinmezken şöhret bulmasıdır.
Hamdun el-Kassâr
Tasavvuf ehli ile birlikte ol. Çünkü onlar sende görecekleri kusurları mazur görmek için birçok sebebe sahiptirler.
Ebû Said el-Harrâz
Tasavvuf ehli kimseler kendilerine Allah tarafından ihsan edilen nimetler sayesinde memnun olmuşlardır. Allah onların kalplerini masivâdan uzaklaştırmış, onlar da nefsanî arzulardan uzaklaşmışlardır. Bu yüzden insanlar onlara, "ne olur bizim için ağlayın" diye nida ederler.
Sehl b. Abdullah et’Tüsteri
Sûfi kanını Hâkk yolunda döken, malını bu yolda harcayandır.
Ebû'l Hüseyin en Nûrî
Sûfinin özelliği, bulamadığı zaman huzur ve sükûnet içinde olması, bulduğu zaman ise başkasını tercih etmesidir.
Cüneyd-i Bağdadi
Sûfîler aile fertleri gibidir, aralarına yabancı giremez. Sûfi yer/toprak gibidir, üzerine türlü kötü şeyler atılır, ama ondan hep güzel şeyler çıkar, iyi kötü herkes onu çiğner. Bulut gibidir, her şeyi gölgelendirir. Yağmur gibidir, her şeyi sular. Kimseyi ayırt etmez.
Ebû Mansur
Sûfi Allah'tan işaret alan kimsedir. Diğer insanlar ise Allah'a işaret etmektedirler. Sûfi, insanlardan ayrılıp vasıl olmuştur. Nitekim Yüce Allah "Seni kendim için seçip ayırdım" buyurmak suretiyle Hz. Musa'nın Allah'tan gayrısı ile olan alâkasını kesmiş, daha sonra ona “Beni göremezsin” demiştir. Sûfîler Hakk'ın inayet ve terbiyesinde bulunan çocuklardır.
Ruveym
Sûfîler birbirlerine Hakk yolda kızdıkları sürece hayır içindedirler. Ancak insanların yaptığı gibi bu konularda sulh üzere olmaya başladılar mı, artık onlarda hayır kalmamış demektir.
Ebû Turâb en-Nahşebî
Sûfînin saflığını hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla saflaşır.
Zünnûn-i Mısrî
"Onlar Allah'ı her şeye tercih etmiş kimselerdir, bu yüzden Allah da onları her şeye tercih etmiştir.”
Vâsıtî
Vaktiyle sûfîler işaretle konuşurlardı. Sadece kendilerine yakîn olanlar bunları anlardı. Sonra hâlleri zayıfladı, dereceleri düştü ve meramlarını birtakım zahirî hareketlerle ortaya koymaya başladılar. Derken dereceleri daha da düştü ve geriye sadece evvelkilerin hâllerine hasret kaldı.
Ebû'l-Hüseyin en-Nûrî'
Sufi Hakk'ın sözünü dinleyen ve kendisini O’na götürecek sebepleri tercih edendir.
Husrî
Sûfî, arzın kendisini taşıyamadığı ve semânın gölgelendiremediği kişidir. Sûfî var olduktan sonra yok olmaz, yok olduktan sonra da var olmaz.
Şiblî
Sûfilere bu ismin verilmesinin sebebi, üzerlerinde hâlâ nefsaniyetlerinden bazı kalıntıların kalmış olmasıdır. Eğer o kalıntılar da kalmamış olsaydı, o zaman onlara isim vermek mümkün olmazdı.
İbn Cellâ
Sûfî kelimesinin ilmî olarak ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki, bir insan fakirlik mertebesine ulaşır, bütün sebeplerden elini ve gönlünü çeker, mekândan münezzeh olarak Allah ile beraber olur ve Allah ona kâinatın bütün mekânlarının esrarını lütfederse, o kişiye sûfi denir.
Ebû Hasan es-Seyrevâni
Sûfi, kendi yaptığı evrâdla değil, kalbine ilkâ edilen vâridâtla bulunan kişidir.
Ebû Ali ed-Dekkâk
Tasavvuf ehli fakirin bir tek ruhu olsa da o ruhu köpeklerin önüne atsalar, dönüp de ona iltifat etmez.
Abdülkerim Kuşeyri
Sûfî, kötü huylardan arındığı zaman bu huylar bir daha ona dönmez. Hakk ile iştigal etmeye başladıktan sonra da insanların kendisini hakir görmesi onu itibardan düşürmez, yaşadıklarından müteessir olmaz.
Ahmed Sadreddin yazdı