Genel

Osmanlı’yı tarihin en büyük devletlerinden biri yapan başarının sırrı neydi?

Osmanlı Devleti küçük bir beylikten üç kıtaya hükmeden bir imparatorluğa dönüşmeyi nasıl başardı? Bu başarısını hangi kurumlara borçluydu? Farklı dinlere mensup farklı kavimleri barış içinde bir arada nasıl tutabildi? Yaklaşık 6 asır ayakta kalmasının sırrı nedir? Osmanlı tarihi literatürüne baktığımızda bu soruları cevaplamaya yönelik pek çok teori vardır. Ancak bu akademik çalışmalar tarihe meraklı okurlardan pek çoğunu zorlayabilir.

Ali Karaçam’ın “Osmanlı’yı Cihan Devleti Yapan 150 Sır” kitabı da bu amaca binaen kaleme alınmış. Karaçam kitabında Osmanlı’nın başarısını 150 madde halinde açıklamaya çalışmış. Nesil Yayınlarından çıkan kitap, bazı maddeler tartışmaya açık olsa da, özellikle gençler için oldukça faydalı bir çalışma olmuş. Yazar Osmanlı’nın başarısını borçlu olduğu maddeleri “Osmanlı devlet yönetimi”, “Osmanlı ekonomisi”, “Osmanlı toplumu”, “Osmanlı’da kültür ve sanat”, “Osmanlı’da eğitim ve öğretim” başlıkları altında sıralamış. Kitaptaki 150 sırdan 30 maddelik bir seçki yaptık:

1. Nizam-ı âlem ideali dünya barışını sağlamıştı Klasik dönemde Osmanlı Devleti, farklı din ve kavimlere mensup toplumları barış içinde bir arada yaşatmayı başarmıştı. Bu toplum düzenine “nizam-ı âlem” adını vermişlerdi.

2. İ’lâ-yı Kelimetullah Osmanlı’nın motor gücü olmuştu Osmanlı padişahları ve devlet adamları İ’lâ-yı Kelimetullah, yani Allah’ın adını yeryüzüne yaymayı dava edinmişlerdi.

3. Padişahları tecrübeli devlet adamları yetiştirirdi Geleceğin padişahları olan şehzadeler Amasya, Manisa, Kütahya ve Trabzon gibi sancaklara gönderilerek devlet yönetiminde tecrübe kazanırlardı. Bu süreçte kendilerine “lala” adı verilen tecrübeli hocalar eşlik ederlerdi.

4. Devlet kadroları uzmanlardan oluşurdu Osmanlı yönetiminde devlet kadrolarının ehil insanlardan oluşturulmasına ehemmiyet verilirdi. Bu kişiler en iyi eğitimi almış kişiler arasından seçilirdi.

5. Cuma selamlığı dertlerin çözüm yeriydi Padişahlar “selatin” camilerde Cuma namazı kılar ve namaz sonrasında halkın isteklerini ve şikâyetlerini dinlerlerdi.

6. İhtiyaç duyuldukça yeni müesseseler kurulurdu Osmanlı Devleti küçük bir beylikten bir imparatorluğa dönüşmüş ve bu süreçte ihtiyaç duyulan kurumları hızlı bir şekilde inşa edip geliştirmiştir. Bu esnekliğini yıkılıncaya kadar da devam ettirmiştir.

7. Farklı toplumlara farklı yönetim uygulanırdı Çok geniş bir coğrafyaya hükmeden imparatorluk farklı eyaletlerde farklı yönetim modelleri uygulardı.

8. Yükselmenin şartı liyakatti Osmanlı devlet kademelerinde yükselmenin en büyük şartı liyakat sahibi olmaktı.

9. Toplum düzenini adalet dairesi sağlıyordu Osmanlı’ya göre dünya barışı ancak adaletle sağlanabilirdi. Dünya duvarı devlet olan bir bahçedir. Devletin düzenleyicisi ise şeriattır, yani kanundur.

10. Konar-göçerler devlete yararlı hale getirilmişti Hareket halindeki toplumlar devletler için daima sorun olarak görülmüşlerdir. Osmanlı yönetimi bu toplulukları özellikle sarp dağlık arazilerinin güvenliğini sağlamakta, ordunun hayvan ihtiyacını karşılamakta ve sefer yollarının güvenliği için görevlendirmişti.

11. Toplum hayırda yarışırdı Osmanlı toplumu yardımseverlikte yarışırdı. Yoldan geçenlerin su içmesi için sebiller, çeşmeler, aşhaneler yaptırılırdı.

12. Hayvanları koruyan vakıflar vardı Osmanlı toplumu hayvanlara karşı son derece hassas ve merhametliydi. Bu sebeple onların yiyecek ve suyunu karşılamak amacıyla kurulmuş vakıflar vardı.

13. Müftüler adaleti hızlandırırdı Fetva kurumu Osmanlı toplumunda adaletin düzenli işleyişini sağlardı. Temyiz usulünün olmadığı bir dönemde fetva müessesi sayesinde kadıların verdiği yanlış kararlar müftüler tarafından bozulabiliyordu.

14. Tımar çok yönlü düşünmenin ürünüydü Toplumu olan Osmanlı’nın hem toprakların işleyişini sağladığı hem de buradan elde edilen gelirle (vergi) asker ihtiyacını karşıladığı sistemin adıdır tımar.

15. Loncalar mesleki eğitim kurumlarıydı Osmanlı kasaba ve şehirlerinde üretim yapan ve bunları satanların hepsi ekonomik, idari ve sosyal fonksiyonları olan Ahi teşkilatının üyesiydi. Meslek ve zanaatlar usta-çırak ilişkisi içinde öğrenilirdi. Esnafın ayrıca kendi loncasına karşı idari, sosyal ve ahlaki sorumlulukları vardı.

16. Osmanlı’da işsizlik sigortası vardı Osmanlı toplumunda başat rol oynayan loncalar, esnafın bağış ve yardımlarını “orta sandığı” adı verilen bir yerde biriktirirlerdi. Bu sandık yiğitbaşı kethüdanın sorumluluğunda olurdu. Bu sandıktan iş kurmak isteyenlere, zarara uğrayıp iflas edenlere veya yardıma muhtaçlara, hastalara yardım edilirdi.

17. Muhtesipler tüketici haklarını korurdu Osmanlı Devleti için temel yiyecek maddelerin halka sağlıklı şartlarda ve kalite standartlarına uygun bir şekilde ulaşması önemliydi. Bu amaçla “ihtisab kanunnâmeleri” hazırlanırdı. Muhtesipler ise esnaf ve tüccarların bu kurallara uyup uymadığını denetlerdi.

18. Vakıflar devletin yükünü hafifletiyordu Vakıflar devletin kuruluş yıllarından itibaren fethedilen bölgelerde Müslümanların iskân etmelerini sağlamış ve yeni oluşan ihtiyaçlara cevap vermiştir. Devletin hâkim olduğu coğrafya üzerinde haberleşme, ulaşım, taşımacılık, sağlık, eğitim, mesleki eğitim, ihtiyaç sahiplerine yardım gibi pek çok hizmeti bu kurumlar karşılamıştır. Kışın aç kalan kuşların beslenmesinden fakir gençlerin evlendirilmesine kadar vakıflar topluma her alanda hizmet etmişlerdir.

19. Tekke-zaviye-dergâhların hizmetleri büyüktü Bu kurumlar din, ahlak, musiki, beden eğitimi vererek topluma hizmet etmişlerdir. Bazı tekke ve dergâhlar meslek eğitimi vermekteydi. Vakıf usulü ile işletilen tekke, zaviye ve dergâhlar ayrıca ücra yerlerdeki yolcuları barındırmak, dağ geçitleri ve yolcuların güvenliğini sağlamak, sınır bölgelerinde fetih ve iskân hareketlerine yardım etmek gibi fonksiyonlar da üstlenmişlerdi.

20. Tarikatlar ordunun manevi dinamikleriydi Savaşlarda kazaskerler dini esasların yerine getirilmesinden sorumluydular. Benzer bir şekilde şeyh ve dervişler de askerlerinin moralinin yükseltilmesiyle ilgilenirlerdi.

21. Kütüphaneler eğitim kurumlarıydı Osmanlılar için kütüphaneler sadece kitapların korunduğu yerler olmayıp burada görev yapan hafız-ı küttübler sayesinde bir eğitim ocağı olarak da faaliyet gösterirlerdi.

22. İmaretler fakirin ocağıydı Vakıflar eliyle inşa ettirilen imaretler medrese öğrencilerine, fakire, muhtaca, cami ve diğer hayrat hizmetlilerine, yolculara, kimsesizlere ücretsiz yemek dağıtırlardı.

23. Darülmesneviler kültür merkeziydi “Mesnevî” okumak amacıyla açılan darülmesneviler aynı zamanda sanat erbabının, ilim ve kalem ehlinin bir araya geldikleri mekanlardı.

24. Hamam kültürü gelişmişti Osmanlı toplumunda sıradan insanların hayatlarında hamamların önemli bir yeri vardı. Bunlar sadece saray ve konaklara has mekanlar değildi. Her mahallede mutlaka bir hamam bulunurdu.

25. Şehri güzelleştirecek binaların yapımına izin verilirdi Ünlü mimar Turgut Cansever’den öğrendiğimize göre Osmanlılar imar faaliyetlerinde titiz davranırlar şehri çirkinleştirecek binaların yapımına izin vermezlerdi.

26. Akıl hastaları musiki ile tedavi edilirdi Osmanlı toplumunda akıl hastalarına ayrı hastanelerde bakılırdı. Akıl hastalarını tedavi için su sesi, musiki gibi farklı yöntemler kullanılırdı.

27. Eğitimin amacı faydalı insan yetiştirmekti Osmanlı Devleti’nin eğitim ve öğretimdeki temel amacı insanların İslam’ın temel hükümlerini, ilkelerini öğrenmeleri ve bunları uygulamalarıydı. Gençler yardımsever ve bencillikten uzak bir şekilde yetiştirilirdi. Meslek eğitimi uygulamalı olarak verilirdi. Gençler geçimlerini sağlayacak iş ve zanaatları öğrenirken ahlaki ve dini açıdan da eğitilirlerdi.

28. Dünyaca ünlü âlimler transfer edilirdi Osmanlı padişahları devletin kuruluşundan itibaren her türlü bilgiye önem vermiş ve farklı coğrafyalarda şöhret bulmuş âlimleri kendi yurtlarına davet etmişlerdir. Ali Kuşçu bunların en meşhurlarıdır.

29. Padişahlar huzur dersleri vasıtasıyla ilimle meşgul olurlardı Osmanlı padişahları sarayda belirli dönemlerde düzenlenen özel derslerle ulema ile bir araya gelirlerdi. Bu toplantılarda Kur’an, hadis, tefsir gibi ilim dallarına dair dersler yapılırdı.

30. Enderun gayrimüslimleri yönetime katardı Saray içindeki eğitim kurumlarından biri olan Enderun’da gayrimüslim toplumlardan devşirilen çocuk ve genceler yeteneklerine göre eğitilerek devlet kademelerinde görevlendirilirlerdi. Dini ilimler başta olmak üzere farklı meslek dallarına göre eğitilen gençler çeşitli ocaklara dağıtılarak kabiliyetleri doğrultusunda devlet bürokrasisi içinde sadrazamlığa kadar yükselebilirlerdi. Hazırlayan: Munise Şimşek