Banu Mahir’in kaleme aldığı “Osmanlı Minyatür Sanatı” adlı eser, İslâm sanatının önemli bir kolunu oluşturan minyatürü ve bu sanatın Osmanlı Devleti’nde gördüğü değeri etraflıca ele alıp incelemektedir. Kitap, minyatür sanatının ortaya çıkışı, Osmanlı Devleti’nde nasıl şekil aldığı ve Osmanlı minyatürlerinin İslâm sanatındaki yeri ve önemine ilişkin bilgiler verir.
Kitabın içeriğinde yer alan minyatürlerin, konularına ve örneklerine ayrıntılarıyla yer verilmekte, pek çok minyatür sanatçısı ve nakkaşa değinilmekte ve minyatür sanatı evrelere ayrılarak ele alınmaktadır. Kitapta bu sanatçıların İslâm sanatına kazandırdıkları yenilikler hakkında bilgiler de yer almaktadır. Oluşan bu sanat anlayışında, İslâm sanatının ve dönem itibariyle çağdaşı olan birçok devletin sanatının etkili olduğu dile getirilmektedir. Osmanlı Devleti’nde oluşan minyatür sanat anlayışının Doğu ile Batının harmanlanması ile meydana geldiği anlatılmaktadır.
Kitapta, ayrıca minyatür sanatının nasıl icra edildiğine de yer verilmektedir. Minyatür çizimi öncesindeki sanat anlayışı ve bu anlayıştaki değişimde dinin rolü hakkında bilgiler de yer almaktadır. Nakkaşların diğer uğraş alanları içerikte anlatılırken söz konusu sanatçıların, devletin üst kademelerinde görevli olan şahıslar tarafından korunup haklarının gözetildiği de dile getirilmektedir.
Minyatür sanatının alanı oldukça geniştir. Tarihten edebiyata pek çok konuda eserler verilmiştir. Üstelik eserlerde gerçekçi bir yaklaşımın var oluşu kayda değerdir. Bu eserler, özellikle tarihi konuları anlama ve değerlendirmede bir belge işlevi görmekte, tarihçilere büyük fayda sağlamaktadır.
İslâm sanatında minyatür
Yazma eserlerde anlatılan olayları görselleştirmek için kitap üzerine yapılan resimler, minyatür olarak adlandırılmaktadır. Türkçeye Batı dillerinden giren kelime, Ortaçağ Avrupası’nda yazma eserlerde kullanılan kırmızı boya “minium”dan türeyerek minyatür hâlini almıştır. Batı dillerindeki kullanımına rağmen benzer dönemlerde Osmanlı kaynaklarında söz konusu görseller, “tasvir” ve “nakış” sözcükleriyle karşılanmaktadır. Minyatür geleneği, Türk tarihine Uygurlar Dönemi’nde dâhil olmuştur.
Minyatür sanatı zahmetli bir iştir ve bazı incelikleri gerektirir. Renkler üst üste sürülürken bunların birbirlerine karışmaması için suyla inceltilmiş toprak boyalar kullanılır. Bu boyaları sabitleyebilmek için içerisine yumurta sarısı katılmaktadır. Zamanla sabitleme işlevini görmesi için yumurta sarısı yerine boyaya suda eritilmiş tutkal karıştırılmaya başlanmıştır. Ayrıca kullanılan boyaların kuruması hâlinde suda eritilmiş olan tutkalın içerisine pekmez damlası veya üzüm suyunun katılması ile boyaların tekrar kullanımı mümkün hâle gelmektedir. Minyatür yapımında kullanılan kâğıtlar yumurtalı veya aharlı kâğıtlar olurken fırçalar ise üç aylık beyaz kedi yavrusunun gıdı tüyünden yapılmış çok ince kıllı fırçalardır. Minyatürde işlenecek konular eskiz olarak kâğıda çizilir, boyama işleminden önce altın sürülür ve devamında ise diğer renklere geçilir.
İslâm dünyasında ilk minyatür yazma eserlerinin 11. asrın son yıllarında oluşturulduğu bilinmektedir. Ancak kitapların hazırlanmasının sistemli bir şekil alması Halife Me’mun zamanına denk gelmektedir. Bu dönemde Antik Dönem kitapları Arapçaya çevrilmeye başlanmıştır. Günümüze kadar gelmiş olan antik eserlerin kopyalarının 11. asır Selçuklu Devleti’ne ait olduğu bilinmektedir. Selçukluların çeşitli coğrafyalara yayılması ile birlikte var olan İslâm minyatür geleneğinde Türklerin etkisi de artış göstermiştir.
Antik döneme ait eserlerin kopyalandığı bu dönemde, Bizans resminin etkileri de görülmektedir. İlerleyen yıllarda Selçukluların ve onların koruması altındaki sanatçıların katkılarıyla bilim konulu minyatürlerde değişiklikler meydana geldiği gözlenmektedir. Döneme ait bilim içerikli eserlerde Uygur kökenli Selçuklu tiplerinin yanı sıra gündelik hayata ait tasvirlere de yer verilmeye başlanmıştır. Bu yöntemlerle Geç Antik ve Bizans etkilerinin harmanlanıp özümsendiği yeni bir üslup meydana getirilmiştir. Bu tarz, edebiyat konulu eserlerde gelişimini daha da üst seviyelere çıkartmıştır. Bunlara örnek olarak “Kelile ve Dimne” ve Hariri’nin “Makâmât” eserleri gösterilebilir. Bu eserlerde döneme ait sosyal yaşam ve bu yaşam içerisindeki çeşitlilik gösteren nüfus yapısını anlatan tasvirler bulunmaktadır.
Selçuklularda hükümdarlardan başka Mevlânâ ve müritlerinin çabalarıyla Anadolu’da meydana gelen sanat ortamında minyatürler de oldukça önemli bir yere sahiptir. Selçuklu Devleti’nden başka 1200’lü yıllara kadar Artuklu emirlerinin resim sanatına destek verdiği de bilinmektedir. Özellikle Diyarbakır yöresinde kitap faaliyetlerinin hız kazandığı görülmektedir. Diyarbakır ve Konya’da Artuklular ve Selçuklular’ın desteği ve güvencesiyle gelişim gösteren Anadolu minyatür sanatına ait ilk örneklerin 12. ve 13. asırlarda çoğunlukla bilimsel eserlerde yer edindiği gözlenmektedir.
Osmanlı minyatürlerinin ilk örnekleri
Günümüze ulaşan Osmanlı dönemi minyatürlerin ilk örnekleri, 14. asrın sonlarına aittir. Osmanlı minyatür sanatının ilk örnekleri Selçuklu, Timur ve Türkmen üsluplarından etkilenmiştir. Osmanlı minyatür sanatının günümüze kalan en erken tarihli eserleri, Edirne’de ve Amasya’da hazırlanmıştır. Buna örnek olarak da Şair Ahmedî’nin İskendernâme’si gösterilebilir. İskendernâme, Osmanlıların ilk resimli tarihleri olması hasebiyle oldukça önemlidir.
Araştırmalar sonucu elde edilen bilgilere göre erken dönem Osmanlı minyatürünün, 1455-1480 yılları arasında hazırlanan boyut bakımından küçük, içerik bakımından edebiyat konulu yazmaların içinde şekil aldığı görülmektedir. İstanbul’un fethedilmesiyle birlikte Batılı sanatçıların saraya davet edilmesiyle minyatür sanatı da yeni boyutlara taşınmıştır. Değişim gösteren minyatür geleneğine, padişah portreciliği gibi yepyeni bir anlayış getirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet hem Batı’nın hem de Doğu’nun sanatına ilgi duymuştur. Akkoyunlulara hizmet eden İsfahan, Şiraz ve Tebrizli sanatçılar, İstanbul’a getirilmiştir ve bu sanatçılar, II. Bayezid Dönemi’ndeki minyatür geleneğine destek vermişlerdir. Bu döneme ait minyatür geleneği çağdaşı olduğu diğer devletlerde yaratılan üslubun özelliklerine denk gelişim göstermiştir.
Yavuz Selim Han döneminde Osmanlı minyatürü verimli bir dönem geçirmiştir. Bu verimlilik, Selim Han’ın oğlu Kanuni Sultan Süleyman zamanında da devamlılık göstermiştir. Yavuz Sultan Selim Han’ın yaptığı seferler sonucu Mısır’dan ve Tebriz’den payitahta getirilen nakkaşlarla beraber dekoratif bir üslup meydana getirilmiştir. Bu dönem tarzında Akkoyunlu ve Türkmenlerin oluşturmuş oldukları Şiraz üslubuna ek olarak, Memluk ve Safevî Tebriz üslubunun etkisi de minyatürlere yansımaktadır. Bu tarz örnekler ilk olarak edebiyat konulu yazmalarda görülmektedir.
Yavuz ve Kanuni dönemlerinde tarih konulu eserleri kaleme alıp resmeden Matrakçı Nasuh, Osmanlı minyatürüne yeni bir tasvir şekli olan “topografik ressamlık” türünü kazandırmıştır. Matrakçı Nasuh, farklı bakış açılarından derlemiş olduğu görüntüleri birleştirerek şematik ve figürsüz manzaralar oluşturmuştur. Matrakçı Nasuh tarafından kaleme alınan tasvirlerde şehirler nesnel bir şekilde anlatılmıştır. Kent tasvirleri ilerleyen zamanlarda da resimlendirilen çoğu tarih konulu eserlerde topografik görüntülerini koruyarak devam ettirilmiştir. Şehnâme türü tarih konulu eserler, Kanuni Dönemi’nde resmi bir karakter kazanmıştır. Yine bu dönemde sanat ortamında padişah portreciliği devam etmiştir.
Osmanlı minyatürü, Sarı Selim ve II. Murad zamanında klasikleşen üslubuna kavuşmuştur. Sultan II. Murad sanata ve sanatçıya yakın ilgi göstermiştir. Saraya uygun eserlerin hazırlanması için maddi ve mânevî olarak destek vermiştir. Döneme ait resimlenen eserlerin konuları genellikle kazanılan zaferler ve padişahların meziyetlerini konu edinmektedir. Bu dönemde, minyatür anlayışı sade bir anlatım dilini benimsemiştir. Yalın olan tarzın oluşmasını sağlayan Nakkaş Osman’dır. Yaratılan bu tarzın görüldüğü ilk eseri Ahmed Feridun Paşa’nın kaleme almıştır.
III. Murad Dönemi’nde padişahların dizi hâlindeki portrelerinin olduğu yazma eserler meydana getirilmiştir. Ayrıca yine aynı dönemde şenliklerin konu edinildiği eserler de oluşturulmuştur. III. Murad’ın oğlu Mehmed’in sünnet düğünü şenliklerinin anlatıldığı kitap, Nakkaş Osman ve ekibi tarafından resimlendirilmiştir. Bu sayede yeni bir türe de geçiş yapılmıştır.
Osmanlı Devleti’nin Doğu’da sürdürdüğü savaşlar esnasında çeşitli yollarla birçok Safevî minyatürleri ve sanatçıları Osmanlı’nın eline geçmiştir. Ülkeye gelen bu sanatçılar İstanbul Nakkaşhânesi’ne alınmışlardır. Burada birçok gazavatnâme türündeki eserleri resimlendirmişlerdir. Bu yüzden bu eserde Safevî Dönemi Kazvin üslubu etkili olmuştur. Bu üsluba ait etkilerin görüldüğü eserlerin başında da Dal Mehmed Paşa’nın kaleme aldığı “Şecâatnâme” gelmektedir.
16. asrın son yıllarında Kahire, Bağdat gibi şehirlerdeki devlet görevlileri tarafından hazırlatılan yazmalarda eyalet üslubu görülmektedir. Bu tarz, payitahttaki nakkaşların çalışmalarından farklıdır. Söz konusu tarza uygun minyatürlerin olduğu ilk eser ise Zekeriyyâ el-Kazvînî’nin kaleme aldığı “Aca’ibü’l-Mahlukât”ın kopyalandığı bir nüshadır.
I. Ahmed Dönemi’nde “murakka” hazırlama geleneğiyle ilişkili olarak tek yaprak resimler ve minyatürler de artış göstermiştir. Bu dönemde saray nakkaşları, tarih konulu eser sipariş almamışlardır. Bu döneme ait en önemli tarih konulu eser, Hoca Sadeddin’in kaleme aldığı “Tacü’t-Tevarih” adlı eserdir. Bu eser, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’den Yavuz Sultan Selim’e kadarki dönemi kapsamaktadır. Bu eserin 1600’lerde düzenlenen bir kopyasında bahsi geçen padişahların maiyetleriyle beraber gösterildikleri minyatürler yer almaktadır.
Gazavatnâme türü resimli yazmaların 17. asrın yarısından itibaren önemini kaybetmeye başladığı görülmektedir. Bu döneme ait eserlerden günümüze pek fazla kalan olmamıştır. Elimizdeki örnekler sınırlıdır. Günümüze kalan örnekler ise “Mir Ali Paşa Vekayi” ve “Paşanâme” adlı eserlerdir. Bu iki eserde de klasik tasvir geleneğinin etkisi görülmekte ancak nakkaşları bilinmemektedir. Bu eserler, gazavatnâme türünün son örnekleri olarak kabul edilmektedir.
Batılılaşmanın hız kazandığı dönem, Lale Devri yani III. Ahmet dönemidir. Bu dönemde Avrupalı ressamların çalışmaları Osmanlı tasvir sanatında değişimlere yol açmış ve minyatür sanatı eski ihtişamını yitirmiştir. Bunlara 19. yüzyılda fotoğrafın yaygınlaşması gibi başka faktörler de eklenince neredeyse unutulmuştur.
Osmanlı minyatüründe işlenen konular nelerdir?
1. Osmanlı kitap sanatında cülûs konulu tasvirler bulunmaktadır. Bu türe ait ilk eser olan “Şehname-i Melik-i Ümmi”de II. Bayezid’in tahta çıkışının anlatılması önemlidir. Osmanlı padişahlarının tahta çıkışları minyatürlerde sıkça işlenen konulardandır.
2. Genellikle sarayda düzenlenen eğlenceler işlenir. Sünnet düğünleri, düğünler, bayramlar ve farklı amaçlarla toplanan meclisler çokça karşılaşılan konulardandır.
3. Yabancı elçilerin kabul töreni ve Hil’at merasimleri işlenir.
4. Osmanlı padişahlarının cenaze törenleri işlenir.
5. Padişah portreleri çalışılmıştır.
6. Av merasimleri ve eğlenceleri.
Osmanlı minyatürün en meşhur sanatçıları kimlerdir?
1. İlk ismi zikredilmesi gerekenler Sinan Bey ve onu talebesi Şiblizade Ahmed’dir.
2. Matrakçı Nasuh, topografik ressamlık denilen türün mimarıdır. Yavuz Selim Han için bir matematik kitabı hazırlamıştır.
3. Nigarî mahlaslı Haydar Reis ise önemli bir portre sanatçısıdır. Kanuni ve II. Selim Dönemleri’nde eserler vermiştir.
4. Nakkaş Osman, klasik Osmanlı minyatür üslubunun oluşturucusudur. Ve gerçek bir kurgu ustasıdır.
5. Levnî mahlaslı Abdülcelil Çelebi, doğa ayrıntılarına biçim vermeye çalışmıştır. Resimlerinde Batı etkisi görülmektedir. Minyatür geleneğinin son temsilcilerindendir.
6. III. Selim Dönemi’nde etkili bir şekilde yer edinen Kapıdağlı Kostantin, portre, manzara ve duvar resimleri yapmıştır. Sultan III. Selim portresi oldukça ünlüdür.
Minyatür geleneğini sürdüren yukarıda bahsi geçen nakkaşlar kadar kıymetli, birçok nakkaş daha bulunmaktadır. Bu isimlere örnek olarak ise Refail, Ahmed Nakşî, Musavvir Hüseyin İstanbulî, Nakkaş Hasan gösterilebilir.
Ömer Avcı