Genel

Ocak ayı neşriyatından önemli bir seçki

Ketebe Yayınları, 2022 yılına romandan çeviriye, incelemeden estetiğe farklı kategorilerde bastığı özel yayınlarla giriş yaptı.

Sanat tarihçisi Panofsky’nin dünyası mercek altında: Erwin Panofsky'nin Görsel Sanatlarda Anlam'ı – Bir Tahlil Ketebe Keşif serisinin son eseri Emmanouil Kalkanis’in kaleme aldığı “Erwin Panofsky'nin Görsel Sanatlarda Anlam'ı – Bir Tahlil” okurla buluştu. Kalkanis'in tahlili hem büyük sanat tarihçisi Erwin Panofsky'nin hayatını, çevresini ve çalışmalarını hem de yayımlandığında büyük yankılar uyandıran eseri Görsel Sanatlarda Anlam’ın önemini ve aldığı tepkileri herkesin anlayabileceği bir dille anlatıyor. 1892’de Almanya’nın Hannover kentinde doğan Erwin Panofsky, kuşağının en etkili sanat tarihçilerinden biri oldu. 1930’larda Almanya’da Nazi rejiminin yükselişinden sonra, akademik kariyerinin çoğunu sürdürdüğü Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. New York’ta bir yıl geçirdikten sonra Princeton’da yaşamaya başladı ve 1935’te Princeton ve New York’ta yarı zamanlı hocalık yapmaya devam ederken İleri Araştırmalar Enstitüsü’ne davet edildi. Panofsky beraberinde, sanat tarihi metodu konusunda titiz bir eğitim ve disiplinin Amerikan sanat tarihinin geleceğini belirlemeye güvenle katılmasına izin veren uzun geçmişinin farkındalığını da getirdi. Hayatı boyunca oldukça üretken bir yazar olan Panofsky, Ortaçağ ve Rönesans araştırmalarından film ve müziğe kadar düzinelerce metin yazdı. Sanat tarihinin doğasında bulunan temalar, semboller ve fikirler aracılığıyla eserleri yorumlayan yazar, disiplin sınırlarını aşan ilk bilim insanlarından biri oldu. Çalışmaları devrim niteliğinde kabul edilen Panofsky, derin bir etki yaratarak bir akademisyen ve öğrenci neslinin sanata bakışını ve tahlil üslubunu dönüştürdü. “Panofsky’nin Görsel Sanatlarda Anlam” adlı eseri yayımlandığı dönemde büyük ses getirdi. Devrinin yerleşik sanat tarihçiliği ve eleştirisi teamüllerini sorgulayan Panofsky, geliştirdiği kendine has “ikonoloji teorisi”yle “Bir sanat eserine nasıl yaklaşılır?”, “Sanat eserinde anlam nasıl oluşur?”, “Vücuda getirildikten asırlar sonra, bir sanat eserini doğru yorumlamak nasıl mümkün olabilir?” gibi sorulara cevap verdi. Emmanouil Kalkanis’in akıcı ve anlaşılır tahlili Panofsky’nin hayatına, çalışmalarına, içinde bulunduğu çevreye, eserlerinin uyandırdığı yankılara ve aldığı tepkilere dair de pek çok önemli bilgi sunuyor. Kalkanis bu eserin önemini ise şu şekilde anlatıyor: “Görsel Sanatlarda Anlam, iki temel nedenden dolayı önemlidir. Birincisi, farklı disiplinlerin önemli ölçüde kesişmesiyle görsel sanatlar için bir yol oluşturdu. Kitabın yayımlanmasından önce, Avrupalı akademisyenler, önceki sanat tarihi yazılarından miras kalan kavramları kullanarak, Nazilerden etkilenen bir sosyokültürel ortamda tökezliyorlardı. Panofsky, sanat tarihi düşüncesine ve bir sanat eserinin yorumlanma usullerine yeni bir hayat veren, tamamen yeni bir kelime dağarcığı geliştirdi. İkincisi, kitap Almanca bilmeyen akademisyenlerin ve öğrencilerin Panofsky’nin önceki çalışmalarını incelemelerini kolaylaştırdı, bunlardan bazıları onun temel fikirlerinin gelişimini daha iyi anlamanın anahtarı oldu.” Görsel Sanatlarda Anlam’da Panofsky’nin bütün ömrüne yayılan dokuz makalesi yer alıyor. Her bir makale farklı bir amaca hizmet ederken 50 yılı aşkın birikim tek bir ciltle okura sunuluyor. Emmanouil Kalkanis, Panofsky’nin bugün bile neden önemli bir sanat tarihçisi olduğunu ise şu sözlerle anlatıyor: “Görsel Sanatlarda Anlam, sanat eserinin çeşitli anlamlarını sorgulamak ve Panofsky’yi devrimci bir sanat tarihi yazarı olarak anlamak için verimli bir metin olmaya devam ediyor. ‘Panofsky’nin Görsel Sanatlarda Anlam’ı, bir klasik olarak hatırlanacak ve unutulmayacak, ilgi çekmeye ve etkide bulunmaya devam edecektir. Panofsky, sanat tarihi alanının yöntemlerini ve çıkarlarını kendi kuşağının diğer bilim insanlarından daha çok şekillendirdi, disiplinin perspektiflerini genişletti ve sanat tarihini beşerî bilimler arasında yeni, saygın konuma yükseltti.”

Soluksuz okunacak bir macera: Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten “2021 Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü”ne layık görülen Kadir Daniş’in kaleme aldığı “Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten” okurla buluştu. Ketebe’den çıkan kitap, tarihî roman, polisiye, fantastik ve bilimkurgu gibi pek çok türü bir arada sunarken dili ve üslubuyla öne çıkıyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde boy gösteren dahi dedektif Yıldırım Agah’ın önce imparatorluğu sonra da dünyayı ele geçirmek isteyen ezoterik bir örgüte karşı verdiği mücadeleyi konu alan eser, ironik yaklaşımı ve baş döndüren kurgusuyla okura bol tebessümle birlikte edebi bir şölen vadediyor. Yazdığı eserlerle genç yaşında büyük bir başarı yakalayan Kadir Daniş’in romanı Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten, Ketebe etiketiyle raflardaki yerini aldı. Serçelerin Ölümü ve Yeryüzü Blues kitaplarıyla tanınan yazar, 20 yaşındayken yazdığı ve ilkin Panoptik Bela adıyla yayımlanmış olan romanı Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten’de okurlarını eski İstanbul’un karanlık dehlizlerinde geçen dehşetli bir maceraya götürüyor. Bu öyle bir macera ki hem cinlerden, perilerden, vampirlerden, cadılardan, kadim anlatılardan ve ezoterik örgütlerden dem vuruyor hem de bunu eski Türkçeyle yenisini başarılı bir şekilde harmanlayarak ortaya dimağda edebi lezzeti arşa çıkaran bir tat bırakarak yapıyor. Osmanlı’nın son döneminde dahi bir dedektif olan Yıldırım Agah’ın başrolde yer aldığı macera, eğlenceli, ironik ve akıcı anlatımıyla yüzlerde tebessümü asılı bırakırken bazen beyinde havai fişekler patlatıyor bazen de ele aldığı temel insanlık meseleleriyle ilgili kapıları aralıyor. Kitapta 15 yaşından öncesini hatırlamayan ve 40 yaşlarında sadece Osmanlı’da değil tüm dünyada çözdüğü vakalarla büyük bir üne kavuşan Yıldırım Agah’ın macerası, cennetin yeryüzündeki gölgesi olarak gördüğü İstanbul’da işlenen garip cinayetlerle başlıyor. Çözülen her düğüm vakayı başka birine götürürken dahi dedektifimiz ve yardımcıları Muin Paşa ile Fuad Sani kendilerini Yediler Tarikatı’nın kıskacında buluyorlar. Oyun içinde oyunun yer aldığı hikayede bir sonraki adımın ne olacağı, gerçek suçluların kimler olduğu kitap boyunca gizemini koruyor. Çok geniş teknolojik imkanlara sahip olan Yediler Tarikatı, karmaşık manipülasyonlarla önce Osmanlı Devleti’ni yıkmak, sonra büyük bir Dünya Savaşı çıkararak yeryüzünün hakimiyetini ele geçirmeye çalışıyor. Yıldırım Agah ve arkadaşları ise bu ezoterik tarikate karşı canla başla mücadele ediyorlar. Kitapta tarikatla ilgili verilen şu bilgiler tüm bu fırlamalıkların içinde çok tanıdık durumlar ve öngörüleri de işaret ediyor: “Simyacı da anlatmıştı Yediler’i size. Söylediklerinde hakikat payı var... Sizi manipüle ederken sık sık gerçeklere de başvurdu. O şeytanların bir taktiğidir bu; yalanlarını gerçeklerle örerler. Böylece foyalarını meydana çıkaramayacak kadar karışır kafan, kazara bir falsolarını yakaladığında da hemen söyledikleri doğruları suratına fırlatıp seni iftiracılıkla suçlarlar. Bu yüzden tekzip etmek imkânsızdır onları.” Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten’de dünya tarihinden kimi gerçek kimi keskin bir zeka ürünü olarak yeniden ele alınmış pek çok mesel, hikaye, anlatı, masal yer alıyor. Hatta Kadir Daniş tüm bu eğip büküp yeniden şekillendirdiği hikayede zaman zaman kendini tutamayıp sayfaların içinden okura göz kırpıyor: “Kadriel Mekdanniş isminde, eserlerini Fransızca veren İngiliz bir yazarın bilimkurgu türünden Gülünç Kıyamet adlı kitabı elinde tuttuğunuz. Kimbilir ne zaman, nereden geçmişti elime. Vaka için bu kitabı son derece mühim kılan noktalarsa epey dikkat çekici. Romanda dünyayı esrarengiz maksatlar doğrultusunda kıyametvari felaketlere sürükleyen ezoterik bir teşkilat anlatılıyor...” Romanın sürpriz sonu ise kahramanımızın sonsuz yolculuğunun beklenmedik durağını oluşturuyor. Tür olarak tarihî roman, polisiye, fantastik, bilimkurgu arasında mekik dokuyan kitap hem bunların hiçbiri hem de hepsi ve daha fazlası aslında. Bu farklı ve özgün anlatı, dilin tüm imkanlarını da kullandığı için şimdiden Türkçenin eşsiz romanları arasına adını altın harflerle yazdırıyor.

Kanonun Estetiği, Haz ve Estetiği Masaya Yatırıyor! Ketebe Exlibris dizisinin on yedinci kitabı “Kanonun Estetiği” okurla buluştu. Dünya edebiyatındaki önemli isimlerin kuramsal yaklaşımlarını ve metinlerini bir araya getiren Exlibris serisi bu defa Frank Kermode’nin Kasım 2001’de University of California’da yapılan Tanner Konferansı’nın ve üç katılımcı sayesinde yaşanan canlı görüş alışverişinin kaydını yayınlıyor. Frank Kermode, Cambridge Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü’nde emeritus profesörüdür. Dünyanın önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Kermode, Ahd-i Cedid’den Shakespeare’e, Romantiklerden Wallace Stevens’a ve edebiyat kuramına kadar birçok alanda eserler vermiş bir yazar aynı zamanda. Yayımlanan çok sayıdaki kitabı arasında kanonun oluşumu konusu açısından önemli eserleri bulunmaktadır. Kermode’nin kanon konusundaki görüşleri kitabın ana metnini oluştururken alanlarında uzman isimler olan John Guillory, Geoffrey Hartman ve Carey Perloff’un bu görüşlerle ilgili yorumları geliyor. Son sözü ise yine yapılan yorumlara cevap vermek adına Frank Kermode alıyor. Kanonun Estetiği, düşünce ve edebiyat tarihine yön vermiş isimler ve örnekler üzerinden haz ve estetiği merkeze alarak farklı bir tartışmayı ortaya koyarak zihin açıyor. Kanonun Estetiği’nin girişinde Robert Alter’in edebiyat, haz ve kanon hakkında söyledikleri içerikle ilgili önemli ipuçları taşıyor: “Konusu, havası, biçimi ne olursa olsun edebiyat yine de haz verir, çünkü saf kelime büyüsünü iş başında gördüğümüzde ve hayal gücüne arkitektonik açıdan hâkim olduğuna tanıklık ettiğimizde haz alırız ya da müthiş seviniriz. Bir zamanlar değer verilen eserler, hazlar ve zaman değiştiğinde hoşa gitmemeye başladığında, kanonun kenarlarına doğru itilirler; James Thomson’ın şiirleri ya da George Meredith’in romanları buna örnektir. Okumaktan haz almak tabii ki ne sadece estetik ne de sadece metnin biçimsel özelliklerinin sonucudur; okumanın verdiği haz çoklukla eserde eklemlenen değerlerin renklerini taşır.” Frank Kermode’nun kanon hakkındaki şu görüşü ise tartışılan meselenin önemli bir ayağını ortaya koyuyor: “Kanonluğun sonuçlarından biri de kanon teolojik irade ya da pedagojik otorite ya da gerçekten talih eseri ortaya çıksa da kanonun her üyesinin ancak ötekilerle birlikte tam anlamıyla var olabildiğidir; her üye başka bir üyeyi besler ya da niteler, öyle ki yorumlamanın yaşamı koruyan ihtimamından yararlanmak yanında her üye ötekilere yakın olmakla da serpilip gelişir: Bir anlamda hepsi de daha büyük tek bir kitabın parçası olur ve bu süreçte hepsi de değişir. Bu anlamda bizim de Schleiermacher’la birlikte yorumlama edimlerinin parçalara değil, bütüne yöneldiğini vurgulamamız gerekir. Bir kanon çerçevesinde yer alan bir kitap bu kanon dışında kaldığı hâlindeki kitaptan farklıdır.” Kanonun Estetiği, edebi metinleri yorumlama ve algılama biçimlerine yeni perspektifler getiren önemli bir tartışma olarak karşımızda duruyor. Haz ve estetik konularının merkezde olduğu kitap, hem okurlar hem de yazarlar için yeni pencereler açıyor.

Bir Kelime Ustasının Kaleminden Bir Nota Ustasının Trajik Hayatı: Ravel Dünyaca ünlü Fransız besteci Maurice Ravel'in hayatının son on yılını anlatan “Ravel”, Ketebe etiketiyle raflarda. Fransa'da "Günümüzün Flaubert'i" olarak anılan Jean Echenoz’un kaleme aldığı roman, ünlü bestecinin üretim sürecinden günlük hayatına, dönemin entelektüel çevreleriyle olan ilişkilerinden müziğe yaklaşımına pek çok detayı yeniden ele alarak başarılı bir şekilde okura sunuyor. Bir kelime ustası olan Echenoz’un dilinden bir nota ustası olan Maurice Ravel'in hayatını okumak okur açısında önemli bir buluşmaya tanıklık etmek anlamına da geliyor. 1947 doğumlu Fransız yazar Jean Echenoz’un Maurice Ravel’in hayatının bir bölümünü ele aldığı romanı “Ravel” okurla buluştu. Ketebe’den çıkan roman sade dili, anlatımındaki sıradışı yaklaşımı ve ünlü bestecinin bilinmeyen yönleriyle ilgili detaylarla dikkat çekiyor. Dünyaca ünlü Bolero eserinin bestekarının son on yılını anlatan roman ünlü eserini besteledikten sonra sağlığını yavaş yavaş kaybeden Ravel’in hayatını trajik bir anlatımla sunuyor. Alzheimer hastalığından dolayı düşüncelerini ifade etmekte zorlanan, hafıza ve uyku problemleri yaşayan, hatta kendine ait bazı bestelerini dahi tanıyamayan Maurice Ravel’in hayatı geçirdiği trafik kazasıyla kökten değişiyor. Pek çok ödüllü romanın yazarı olan Jean Echenoz, Fransa'da "Günümüzün Flaubert'i" olarak anılan bir isim. Ravel, Echenoz’un kaleme aldığı ilk biyografik roman olma özeliği taşırken önümüzdeki aylarda Ketebe’den çıkacak yeni kitaplarının da ilki. Yazar, Ravel’de şöhretinin doruğundaki ünlü bestecinin içinde bulunduğu yalnızlığı ve müziğini oluştururken ona ilham veren tüm unsurları satır aralarında anlatıyor. Yazarın üçüncü bir gözle ve mesafeli bir üslupla kaleme aldığı hikaye Maurice Ravel’in Amerika turnesiyle başlıyor. Bu yolculuğun ardından usta bestecinin ülkesine döndükten sonra yaşadıklarına odaklanılıyor. Hayatı müziğin etrafında dönen ve şekillenen Ravel’in sağlık sorunlarının hayatını nasıl değiştirdiği Jean Echenoz’un kaleminden ve hayal gücünden yola çıkılarak veriliyor. Çünkü aslında kurmaca bir eser olan Ravel, gerçekle hayal gücünün çok başarılı bir şekilde harmanlandığı önemli bir çalışma. Usta bestecinin en iyi bilinen eseri Bolero’su ve müziğe getirdiği yeni bakış açısını da işleyen romanda gittikçe uykusuzlukla, beyin fonksiyonlarındaki duraklamalarla ve içine düştüğü boşlukla müziğini kaybeden bestecinin buhranlarına tanıklık ediyoruz. “İşte böyle. Elli yedi yaşında. Beş ölçüden fazlasını içermeyen, iki dakika bile sürmeyen ama en az beş el gerektiren parçaya, piyano için Frontispice’e son notayı koyalı on üç yıl oluyor. Sonat ve quatuor formlarıyla hesabını kesti. Bolero’yla düzenleme yapma gücünü, oyuncağı kırma pahasına, sonuna kadar zorladıktan sonra bir türlü girişemediği konçerto sorununu da halletti. Peki şimdi ne yapmalı? Pekâlâ, şu sıralar iki projesi var: Biri, Pabst’ın çekeceği, Chaliapine’in başrol oynayacağı ve Paul Morand’ın da diyaloglarını yazacağı Don Quichote filminin müzikleri. Şimdilik Dédale 39 kod adını taşıyan diğeriyle ilgili bildiğimiz sadece Ravel’in bir gün Manuel de Falla’ya söylediği: Do majör bir uçak olacak.” Geçirdiği trafik kazasının ardından hayatında başka bir döneme geçen Ravel’in içinde bulunduğu ruhsal durumu Echenoz şöyle anlatıyor: “...düşüşün hem öznesi hem de dikkatli izleyicisi, aklına itaat etmeyen bir bedenin içine canlı canlı gömülmüş, kendi içinde bir yabancının yaşadığını görüyor.” Büyük bir nota ustasının hayatını büyük bir kelime ustasının kaleminden okuyacağınız Ravel’de Jean Echenoz bizi büyük bestekârın neredeyse bizzat yanında olduğumuza ikna ediyor. Ravel’i bestelerken, zirvedeyken, sevinirken, üzülürken, yavaş yavaş belleğini yitirirken ve çöküşe, ölüme, bedenin ölümünden ziyade kendi bestelerini bile mutlak surette unutmaya adım adım yaklaşırken kanlı canlı görüyoruz. Echenoz’un başarısının temeli de çizdiği bu gerçekçi resimde yatıyor.