Genel

Mâtürîdî'ye göre kadın ve erkek aynı amacın taşıyıcılarıdır

Toplumların genelinde dinlerin, özelde ise İslam'ın kadın anlayışında kadının sözde aşağılandığı, ikinci sınıf kabul edildiği argümanı ısrarla savunulmaktadır. Hatta "İslam" ve "kadın" kelimeleri yan yana telaffuz edildiğinde hemen olumsuz, hatta karşıt bir ilişki akla getirilmek istenmektedir.

Mezhep kurucusu ve kelâm âlimi olan Mâtürîdî, meşhur eseri "Tevilatü'l Kur'an"da; aileye, topluma yönelik mesajlara nasıl baktığını yorumlarıyla sunmuştur. Dr. Hülya Terzioğlu, “Mâtürîdî'de Kadın Algısı” kitabında Mâtürîdî'nin yorumlarından İslam’da kadın anlayışının nasıl bir görünüme sahip olduğunu, büyük bir âlimin ‘kadın’ konusunu nasıl değerlendirdiğini anlamaktayız.

Yaratılışın hikmeti Mâtürîdî'nin düşünce dünyasında, bütün bileşenleriyle birlikte kâinatın ve kadınıyla erkeğiyle insanın hangi özden yaratıldığından çok; ne için yaratıldığı anlamlıdır. Dolayısıyla kadınlık ve erkeklik nihai gayeye hizmet etmek yönüyle öne çıkarılmıştır. Yaratılışın en önemli özelliği; işte bu hikmettir. İnsanın yaratılışı boyutunda, ona yöneltilen emir ve yasakların açıklayıcı değeri vardır. Allah akıl yürütebilen mükellefler topluluğu yaratmıştır. Bu noktada Mâtürîdî'ye göre kadın ve erkek aynı amacın taşıyıcılarıdır. Kadının yaratılışının erkekten bağımsız bir anlamı yoktur. Nitekim; Kur'an'da da kadının yaratılışı doğrudan konu edilmemiştir. Mâtürîdî, kadının yaratılışı konusunun üzerinde pek durmamış ve detaylandırmamıştır. Kur'an'da cennet nimetlerinden bahseden ayetlerden birisi olarak karşımıza çıkan hurî tasvirleri üzerinde durmuştur. Hurîlerin saklı inciye, yakut ve mercana, gün görmemiş taze yumurtaya benzetilen, iri gözlü, eşine yaşıt gibi özelliklerle anlatılması Mâtürîdî açısından, eğer meseleye cinsiyetçi bakılmazsa gayet doğal bir hadisedir. Mâtürîdî, hurî tasvirleri hususunda, yaşadığı dönemin öncesinde ve sonrasında hüküm süren anlayışların baskın izleri yerine daha ölçülü yorumlar yapmıştır.

Kadının Manevi Yönü Kadın, yüzyıllar boyunca daha çok biyolojik ve psikolojik yapısına yüklenen anlamlarla ele alınmıştır. Kadının bedeni, aklı, psikolojisi üzerinden yürütülen haksız yargılar yürüyüp gitmiştir. Klasik tefsir geleneğinde kadının erkeğe göre zayıflığı, süs püs içinde yetişip savaşa katılmaması, akıl ve din yönünden eksik tanımlanması, tuzak kurma ve kıskançlıkla anılması, sihir ve büyüye düşkünlüğü üzerinde durulmuştur. Yalnız, kadının anneliği söz konusu olduğunda yüceltme ve övgüyle anılmıştır.

Kadınlara Atfedilen Olumsuzlar Mâtürîdî, kadınların hile yapmada ve savaşmada zayıf olduğunu vurgulayarak bir anlamda hem bedenen hem de stratejik durumlarda karar alma noktasında yetersiz olduklarına dair göndermelerde bulunmuştur. Kadınlar üzerinden ikinci negatif değerlendirme, onların akılca yetersizliği iddiasıdır. Bu düşünce daha çok erkeklerin kadınlar üzerinde kavvam olduğunu, bir derece üstünlük taşıdığı ifade eden ayetlerle kadınların şahitliğini anlatan ayetler üzerinden desteklenmektedir. Mâtürîdî'nin yaşadığı dönemden önce ve sonra pek çok âlim bu ayetlerden hareketle kadınların erkeklere nispetle aklen yetersiz olduğunu pek çok genellemelerle vurgulamışlardır.

Kadının Sosyal Hayata Katkıları Kur'an'da kadının konumunu değerlendiren pek çok eser; onu biyolojisinden psikolojisine, dindeki konumundan kocasının karşısındaki pozisyonuna kadar pek çok açıdan edilgen tanımlamaya giderken; anneliğini diğer pozisyonlardan ayrı ve kıymetli bir anlamlandırma ile ele almışlardır. Özellikle Hz. Peygamberimizin eşleriyle alakalı bazı hususlar Kur'an'a da konu olmuştur. Bunlardan bir kısmı doğrudan peygamberimizin evlilikleriyle alakalı hükümleri anlatırken, bir kısmı da onlarla yaşadığı kimi olaylardan söz etmektedir. Kur'an'da müminlerin anneleri olmakla tavsif edilen bu muhterem kadınlarla ilgili hükümler bu yönüyle de diğer kadınlardan farklılaşmaktadır. Bir diğer konu da kadınların peygamberliği hususudur. Eş'ariler, kadınlardan da bir peygamber gelmiş olabileceğini savunmuşlardır. Mâtürîdî ise bu konuda pek fazla düşünce ileri sürmemiş; kendisine vahiy inen tarafın sadece erkekler olduğunu açıkça söylemiş ve kadınların risalet ve nübüvvet görevlerinin gerektirdiği şartları, kâmil olarak taşımadıklarını belirtmiştir.

Mâtürîdî'nin Kadın Hususunda Adalete Bakışı İnsanın toplumsal ilişkilerinde ondan beklenen tutum ve hareket olarak, adil davranmasının sıkça Kur'an'da emredilmesi, hatta bu ölçünün bizzat kendi ve yakınları, sevdikleri aleyhine de olsa adaletten ayrılmamasının öğütlenmesi çok bilinen bir telkindir. Kadınlar konusunda da durum böyledir. Mâtürîdî, ayetlerden bazılarına getirdiği yorumlarla büyük ölçüde kadına ve erkeğe adil bir bakış sergilemiştir; kendisinin Kur'an-hadis-akıl anlayışı bu konuda da egemendir ve onu ölçülü yorumlara sevk etmiştir. Kur'an'da da belirtildiği gibi adaletin emredilmesi birtakım sorumluluklar yüklenmeyi de ifade eder. Adalet için zaman zaman bedel ödemek gerekebilir. Şöyle ki bazen kendimiz, anne babamız ve yakınlarımız aleyhine durumlarla karşılaştığımızda adaletli davranıp davranmakla sınanabiliriz. Kadınlara karşı erkeklerin davranış şekli de bu anlamda şekillenmelidir.

Mâtürîdî'nin Evliliğe Bakışı Kadın ile erkeğin karı koca olarak başlattıkları ilişki olan nikâh, İslam hukukunda hak ve sorumluluklarla alanı belirlenen bir çeşit anlaşmadır. Matüridi, nikâhta; velayet, mehir, kavvam, çok eşlilik, muharremat, ehli kitapla nikâh ve talâk gibi pek çok konu üzerinde durmuştur.

Nikâhta velayet: Nikâhta velayet meselesi, ulemanın belli ayetler üzerinden fıkhî çerçevede tartıştığı bir konudur. Velayet, genel manada bir malın veya bir şahsın üstünde hak sahibi olmak, her türlü alım satım ve hukuki muamelelerde onun namına yetki taşımak anlamına gelmektedir.

Mehir: Mehir, genel manada nikâh akdinin sonucu olarak kocanın karısına ödemek zorunda olduğu para veya mal şeklinde tarif edilmiştir. Mehirin miktarını doğrudan şeriat belirlememiştir. Dolayısıyla ulemanın kanaatleri bağlayıcı değildir.

Emirlik: Kavvamlık, genel olarak emirlik, yöneticilik anlamı taşır. Kur'an'da aile içi hiyerarşinin kurulması anlamında kavvamlık; erkeğe verilmiş ve erkeğin ailenin koruyucusu ve düzenleyicisi olması istenmiştir. Kadınlar ise bu konuda itaatkâr olmaya yönlendirilmiştir.

Çok eşlilik: Çok eşlilik, tarihin her döneminde pek çok toplumda görülen bir sosyal olgudur. Kur’an'a göre ise şayet birden çok eş alınacaksa, bu; dışarıda münasip bir kadın veya kadınlarla olmalıdır. Buna karşın erkeğin adaletli olması istenmiştir. Ama Mâtürîdî'ye göre adaletsiz davranmak nikâhı bozmaz. Adaletli olmak, hukuki bir bağlayıcılık taşımaz sadece yol gösterme amaçlıdır.

Ehli kitapla nikah: Ehli kitapla nikâh konusu ise Kur'an'ın gayet net olduğu bir konudur. Kadın, ehli kitap da dahil hiçbir gayrimüslimle evlenemez.

Tesettür Genel manada tesettür, insanın fıtri, kültürel ve dinî gerekçelerle vücudunun belli kısımlarını kapatması demektir. Bu uygulama İslam öncesi Araplarda ve diğer semavi dinlerde de vardır. Mâtürîdî, gayrimüslim kadınların hatta Yahudi ve Hristiyan kadınlarının yanında Müslüman kadınların ziynetlerini açmamaları gerektiğini düşünür. Bu onların başkalarına anlatma ihtimalleri sebebiyle tedbir amaçlıdır. Ama Müslüman kadınların yanındayken böyle bir çekince söz konusu değildir, onların kendi aralarında mahremiyetleri serbesttir.

Miras Miras, ölenin arkasından geride bıraktığı mal varlığının düzenlenmesidir ve fıkhi bir meseledir. Mâtürîdî önce genel hatlarıyla kadınların da mirastan pay alma hakkının olduğunu söyler. Miras hakkında en çok tartışılan konu, kadına erkeğin hakkının yarısını verme konusudur. Mâtürîdî bu konuda döneminin şartları çerçevesinde bir değerlendirme yapmış, fazlaca bir yoruma gitmemiştir. Ona göre de erkeğin payı, kadınınkinin iki katıdır.

Şahitlik Şahitlik, İslam hukukunda önemli bir ispat vasıtası olarak bilinmektedir. Bazen iki bazen de dört şahidin şahadetiyle problemlerin halledilmesi söz konusu olmaktadır. Şahitlik, İslam'a göre çok kıymetli bir vazifedir; şahitlikten kaçılmaması gerekir. Mâtürîdî'ye göre kadının şahitliğinde temel mesele, onun bu netameli konularda korunmasıdır. Zira onun şahitliği iki erkek şahidin bulunmaması durumunda ancak söz konusu olmaktadır. Evinden çıkması, kadı ve sultanların karşısına gelmesi, sıkıntılı pozisyonlarda kalması hem mahremiyeti hem dış güvenliği adına pek de arzu edilecek durumlar değildir. Öte yandan aslında kadınların mali konularda da diğer konularda da şahitliği meşrudur.

Cariyelik Cariyeler savaş esiri kadınlardır. Köle ve cariyeliğin yalnızca savaş esiri yoluyla olması, onlara iyi davranılmasının emredilmesi, ihtiyaçlarının giderilebilmesi, onlarla evlenilebilmesi, özgürlükleri yolunda pek çok adımların atılması, cezai ehliyetlerinin kısıtlı sayılması sebebiyle kimi cezalarda indirim almaları gibi hususlar; İslam'ın gelmesiyle birlikte onların geliştirilmiş kazanımları olmuştur.

Zinâ Evlilik dışı cinsel münasebet anlamına gelen zinâ, Kur'an'da ve hadislerde kesin bir dille yasaklanmış ve insan onuruna yakışmayan çirkin bir eylem olarak tanımlanmıştır. Mâtürîdî zina sonucunda evli ve hür kadınların recmedileceğini, bekârların sopa ile cezalandırılacağını ifade etmiştir. Kur'an'da doğrudan recm cezası olmadığı halde pek çok müfessir hadislerdeki açıklamalar ve sünnetteki uygulamalar ışığında recm cezasını dillendirmiştir. Mâtürîdî ise zinâ cezasında ayetlerin birbirini nesh etmediğini bilakis Peygamber’in sözleri ve uygulamalarının bunu sağladığını iddia ederek onlara katılmaktadır. Ayrıca Mâtürîdî, zina cezasının ağır olması gerektiğini kabul etmektedir. Bu fiil çok ağır bir suç niteliği taşımaktadır, öyleyse cezası da aynı nispette ağır olmak zorundadır. Cezada merhamet olmaz, en merhametli olan Allah bile suçun cezasını verirken merhamet etmez.

İftira Bir ithamın iftira olması iki şarta bağlıdır: Birincisi iftiraya uğrayan kimsenin "muhsan" olması, ikincisi de atılan iftiranın kasıt taşımasıdır. Muhsan kelimesine yüklenen anlam, iffeti bir şahıs veya konum tarafından korunan manasındadır. Mâtürîdî, iftira suçu mevzubahis olduğunda muhsan kavramına "hür kadın" anlamını vermektedir.

Kadının varlık değerini, onun doğrudan erkeğe göre konumlandırılma biçiminde aramak, her iki tarafı da doğru anlamayı güçleştirir. Aile ilişkisinde kadının erkeğe tabi oluşu, erkeklerin derece üstünlüğü vurgusu, ontolojik ve mutlak bir üstünlük payesi değil; dünyevi alanda bir çeşit görev ve sorumluluk düzenlemesidir. Dolayısıyla Mâtürîdî'nin de uyguladığı gibi bu çeşit görüşlere daha adil ve ölçülü bir şekilde yaklaşmak gerekir. Mâtürîdî, döneminin genel özelliklerinden izler taşıyan bir âlim olmakla birlikte daha makûl ve ölçülü bir anlayışı benimsemiştir. Hasan Mahir Mert yazdı