Genel

Kentleşme politikaları milli güvenlik sorunudur

Mimar Serkan Akın’ın (@Mimarserkanakin) 14 Haziran 2019 tarihinde kentleşme politikaları üzerine önemli tespit ve öneriler içeren Twitter paylaşımını alıntılıyoruz.

Kentler; adaletin ve merhametin olmadığı, mahremiyetin gösterişe dönüştüğü, hırsın tevazuun önüne geçtiği, her şeyin parayla ölçüldüğü, paranız yoksa yaşamanıza imkân olmayan, selamın alınıp verilmediği yerleşimlerdir.

Kentler, açların ve sefalet içindekilerin sokaklarda yaşamaya mahkûm edildiği, zenginlerin değeri artsın diye fazladan konut ve daire alıp kapısını kilitli tuttuğu, insanların üst üste kibrit kutusu betonarme apartmanlarda yaşadığı, ezansız, ibadetsiz yerleşim yerleridir.

Ülkemizdeki insanların %92'si kentlerde mutsuz bir şekilde yaşamaktadır. Yani doğayla iç içe toprakla bağlantılı yaşayan insan sayımız sadece 6.5 milyon. Şu an için ülkemizdeki ev sahipliği oranı da %59'dur. Yani yaklaşık 32 milyon kişi kiracı olarak bir konutta yaşamaktadır.

Ufak bir hesapla yaklaşık 9 milyon aile her ay kira ödemeye çalışırken, birileri de söz konusu 9 milyon konuttan 2. konutları olarak kira geliri elde etmektedir. Tüm inşaat politikalarına rağmen ülkemizdeki ev sahibi olma oranı son 29 yılda %75'ten %59'a düşmüştür.

Yakın gelecekte İstanbul'un nüfusunun 25 milyon olarak planlandığını biliyoruz. Marmara bölgesi 50 milyonun yaşadığı devasa bir yerleşim bölgesi olmak üzeredir. Bu arada Anadolu boşalmaktadır. Ege’den Doğu Anadolu'ya kadar tüm tarım arazileri boş bir şekilde bekletilmektedir.

Ülke topraklarının %2,5'luk bir alanına 80 milyon insanımızı en güzel şartlarda sığdırmak mümkün olduğu halde, kentlerde nüfus yoğunluğu sürmektedir. Başka bir deyişle Konya topraklarının yarısı kadar bir büyüklüğe bahsettiğim şekilde doğru bir yerleşme sağlamak mümkündür.

İnsanlar betonarme apartmanlarda, sıkışık konutlarda, yaşam imkânlarının kısıtlı olduğu dar sokakların bulunduğu ve üstüne üstlük ışık almayan hücre gibi mekânlarda yaşam mücadelesi vermektedir.

Kentsel dönüşüm politikalarının tamamı çıkar çatışmasına dayalı bir rant kavgasına dönüşmüş ve işler içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. Bununla birlikte yürürlükteki imar barışı ile de zaten yanlış olan kentsel dönüşüm projeleri yarım kalmış tüm hesaplar alt üst olmuştur.

Milletin birbirinin hakkını gasp ettiği kaçak inşaatlar imar barışı ile yasal hale gelmiş ve işini düzgün şekilde yürüten ve hakkına razı olan vatandaşın hakkı göz ardı edilmiştir. Ayrıca imar barışından kaynaklı yüzbinlerce yeni dava ileride bizi beklemektedir.

Çocuklar belediyelerin yanlış imar uygulamaları ve müteahhitlerin rant hırsı yüzünden oyun oynayacak alan bulamamakta. Bisiklet kullanmayı bilmeyen topaç çevirmemiş, çelik çomak oynamamış, ip atlamamış saklambaç oynamamış bir nesil, dijital dünyanın esiri olarak büyümektedir.

Mahalle yerleşimi tamamıyla terkedildiği, insanların adrese dayalı nüfus sitemi ile kontrol edilmeye çalışıldığı apartman dairelerinden oluşan yerleşim sistemimizde kimse kimseye selam vermemekte kapının ardında kim hangi sıfatla kalmakta bilinmemektedir.

Tarım arazilerinin kentleşmeye açılması, yapılan inşaatların %99'unun betonarme olması bir doğa felaketinin sebebi olacaktır. Tarihi yapıların ve alanların kaçak yapılaşma ve büyük yatırım kararları yüzünden yok edilmesi, kültür ve tarihimizle olan bağımızı koparmaktadır.

Sıkışan ve yoğunluktan dolayı doğru planlanamayan kentlerdeki trafik sorunları ciddi bir enerji ve zaman kaybına yol açmakta, sağlık sorunları doğurmaktadır. Gereksiz yere ağır ve yüksek bir şekilde betonarme olarak inşaat yapma saplantısı fazladan teknoloji gerektirmektedir.

Kentleşme politikaları ile finansal yük artırmakta, alıcı, satıcı ve finansör arasındaki haksız ve tek taraflı ilişkiyi olumsuz yönde tetiklemekte; faizli, kredili, karşılıksız para üremesiyle gereksiz değer artışı oluşmakta, insanlar faizli kredi borcu altında ezilmektedir.

İmar barışı ile binaların depreme karşı dayanıklı olup olmamasından doğan sorumluluğunun vatandaşın üzerine yıkılması çok büyük bir yanlıştır. Olası bir depremde zarar görüp ölmesi muhtemel on binlerce insanın canı, her açıdan değerlidir.

Bahsettiğim ve örneklerle çoğaltabileceğim bu sorunların tamamı “ulusal milli güvenlik sorunudur.” Ha PKK terör eylemi gerçekleştirmiş ha Suriye'nin kuzeyinde PYD bir devlet kurmaya çalışmış ha askeri teknolojide füze savunma sistemleri açısından dışa bağımlı olmuşuz.

Görünür terör ya da askeri sorunlar, açıktan ve cepheden bizi yok etmeye çalışırken yukarıda saydığım kentleşme politikaları yüzünden sorunlar uzun vadede ve için için bizi yok oluşa sürüklemektedir.

Askerî savunma sanayinde yerlilik ve millilik oranını artırmaya ve dışa bağımlılığımızı azaltmaya çalışıyorsak aynı şekilde kentleşme politikalarını da yerli ve milli bir anlayışla tarihimizden ve kültürümüzden gelen verilerle “amasız” ve “fakatsız” hayata geçirmek zorundayız.

Büyük kentlerin sayısını artırmak sosyolojik demografik biyolojik istihbari ve askeri problem sebebidir. Kontrollü yönetilebilir eğitilebilir doyurulabilir dayanışma içinde yaşanılabilir şehirlerin nüfusu az olmalı ve tüm ülke topraklarına dengeli olarak yayılmalıdır.

Anadolu'yu boşaltmak adeta “bizi işgal etmek çok kolay” demektir. İstanbul'u ve gözde büyük şehirlerimizi sıkışık bir şekilde büyütmek, tüm yumurtaları tek sepete koyma gibi riskleri bir arada tutmak ve büyük bir kumar oynamaktır.

Doğadan ve geleneksel yaşamdan uzak betonarme apartmanlarda elektriğe, suya, gıdaya, iletişime muhtaç bir şekilde yaşamak, bununla birlikte taşı toprağı ağacı işlemeyi unutmak bizi biz yapan, dünyanın en değerli topraklarında yaşayan bu millete büyük zulüm ve açık pozisyondur.

Paganist küreselcilerin tüm dünyaya pazarladığı ekokentler, smart kentler, lojistik kentler ve kentlerin sürdürülebilirliği kavramları geleceğimizi ve insanlığımızı yok edecek yeni modellerdir. Bunların dikkate alınması gerekir.