Genel

‘Kaybolan Tarihin Peşinde’ veya barbarlığımızın kısa tarihi

Mehmet Dilbaz sosyal medyadan “Kaybolan Tarihin Peşinde” hesabı nedeniyle pek çok kimsenin tanıdığı ve severek takip ettiği bir isim. Şüphesiz bunda paylaşımlarının büyük payı var. Zira o, deruni bir yaramızın tercümanı oluyor ve bizleri kaybolup giden mimari eserlerimizden haberdar ediyor. Hem de bunu her yerde göremeyeceğimiz özel fotoğraflarla yapıyor.

Tarihe meraklı olanlara güzel bir haberimiz var. Mehmet Dilbaz, sosyal medyadan yaptığı kıymetli paylaşımlarını yine aynı isimle, yani “Kaybolan Tarihin Peşinde” adıyla iki kapak arasında topladı. Timaş Yayınları etiketiyle okurla buluşan kitap bol görselli hazırlanmış. Böylece bahsi geçen, hazin hikayesi anlatılan eserleri görme ve onlarla ünsiyet kurma imkanı doğuyor.

Teşkilat-ı Mahsusa'nın fedaisi Yakup Cemil nerede kurşuna dizildi? Hangi konsolosluk binası Osmanlı mezarlığının üzerine inşa edildi? Kâğıthane sarayları hangi dönemde yağmalandı? Hangi Osmanlı mezarlığının üzerinde konser alanı var? Mezarında rahat bırakılmayan Mevlevi Şeyhi kimdi? Hangi Mimar Sinan eseri yıkılıp yerine benzin istasyonu yapıldı? Ünlü sanatçı Safiye Ayla'nın çocukluğunun geçtiği yetimhane aslında hangi saraydı?

Kitap buna benzer onlarca soruyu doyurucu bir şekilde cevaplıyor. Kaybolup giden veya başka şeylere dönüşen, tahrip edilen yaklaşık 30 mimari eserin hüzünlü hikayesine yer verilen kitap, sizi asırlar içinde yolculuğa çıkarıyor. Örnek kabilinden altı eserin hikayesini özetleyerek paylaşıyoruz:

1. Aziziye Karakolu “1854 yılında İstanbul’da Avrupa tarzında ilk belediye yapılanması olan “Şehremaneti”nin kurulması ile o zamana kadar asayiş birimlerinin sorumluluğunda olan yangın söndürme gibi pek çok hizmetler Şehremaneti birimine geçmiş, kolluk kuvvetleri asli görevleri olan asayişi sağlama konusuna daha fazla ehemmiyet göstermeye başlamışlardı. II. Mahmud döneminde şehrin önemli semtlerine ahşap olarak inşa ettirilen karakol binaları Abdülmecid Han döneminde yenilenmeye başlanmış, azınlık mensubu ya da ecnebi mimarlara kâgir karakol binaları inşa ettirilmişti. Sultan Abdülaziz Han döneminde karakol inşaları daha da hızlandı. 1863 yılında şehirde tam 232 karakol binası yapıldı. Bunlardan en güzeli Karaköy’de, eski Galata Köprüsü’nün hemen başına inşa ettirilen karakol idi. Yaptırıldığı döneme atfen “Aziziye Karakolu” olarak bilinen yapı, mimari güzelliğinden dolayı “Süslü Karakol” olarak da adlandırılıyordu. Zarif dış cephesi, sonradan ilave edilen bahçe duvarları ile Karaköy meydanında adeta nazlı bir gelini andıran Aziziye Karakolu, XIX. yüzyılda İstanbul’da inşa edilen en güzel mimari yapılardan biriydi.” 10 Temmuz 1894 günü İzmit Körfezi’nde meydana gelen depremle yıkılan karakol Karaköy’deki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin İtalyan mimarı Raimondo d’Aronco tarafından yeniden yapıldı. 1912 yılında yerine “Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi” yaptırılması kararı çıkınca yıktırıldı.

2. Beşiktaş Mevlevihanesi Ohrili Hüseyin Paşa sadrazamlık makamına gelince duasını aldığı Mevlevi Şeyhi Ağazâde Mehmed Dede Efendi’ye şükran borcunu ödemek amacıyla Beşiktaş Mevlevihanesi’ni inşa ettirir. Mevlevihanenin ilk postnişini, Gelibolulu Ağazâde Mehmet Dede Efendi olur. Beşiktaş Mevlevihanesi günümüzde Çırağan Hoteli’nin bulunduğu, eski Çırağan Sarayı’nın inşa edildiği yerdedir. 1622 yılından 1868 yılına kadar olan zaman diliminde mevlevihanede on altı şeyh görev yapar. Bu on altı şeyhten dördü farklı hazirelere, on iki tanesi ise Beşiktaş Mevlevihanesi’ndeki hazireye defnedilir. Mevlevihanenin başına gelen acı hadiseler Sultan II. Mahmud döneminde başlar. Padişah, eski Çırağan Sahil Sarayı’nı büyütmeye karar verir ve hemen bitişiğindeki mevlevihaneyi yıktırarak arazisini saray arazisine dâhil eder. Mevlevihaneyi ise diğer tarafta bulunan Musahip Abdi Bey Yalısı’na nakleder. Bu sırada, Mevlevi şeyhlerinin kabirleri sarayın bahçesinde kalır.

3. Beşiktaş Sinan Paşa Hamamı 1550 yılında Osmanlı donanmasının başına kaptan-ı derya olan Sinan Paşa, Beşiktaş’ta bir külliye inşa ettirmeye karar verir ve bu iş için Mimar Sinan’ı görevlendirir. 1553 yılında vefat eden Paşa'nın ömrü maalesef ki külliyenin bittiğini görmeye yetmez. Paşa’nın vefatından sonra tamamlanan külliyede camii, medrese, mektep ve hamam mevcuttu. Hamam külliyeden biraz uzakta, Beşiktaş Caddesi ile Hayreddin İskelesi’ne inen yolun köşesinde bulunuyordu. Günümüzde izinden dahi eser kalmamış olan Beşiktaş Deresi, hamamın hemen yanıbaşından akıp denize dökülürdü. Hamamın yanında, derenin üst kısmında bulunan köprünün varlığından dolayı bu yapıya “Köprü Hamamı” da denirdi. Prost Planı'nı esas alan ve pek çok yıkımın yapıldığı Adnan Menderes’in şehri imar etme projesine göre, Beşiktaş–Kabataş–Tophane yolunun genişletilmesi gerekiyordu. 1957 yılında pek çok tarihî eserle birlikte, Mimar Sinan eseri bu güzel hamam da yıktırılan yapılar arasında yerini aldı.

4. Dolmabahçe Saray Tiyatrosu Kabataş ve Beşiktaş’ın arasında, Bizans döneminde “Kraliyet bahçesinin küçük vadisi” olarak adlandırılmış güzel bir körfez vardı. Daha sonra doldurulan bu alana “Dolmabahçe” adı verilir. Avcı Mehmed adıyla da bilinen IV. Mehmed, 1679 yılında Dolmabahçe’ye Çinili Köşk’ü inşa ettirir. Sonrasında III. Ahmed, I. Mahmud, III. Mustafa, III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde yapılan kasırlar, bölgede “Beşiktaş Sahil Sarayları” olarak isimlendirilen bir yapı grubunu oluşturur.

Nihayetinde 1842 yılında Dolmabahçe Sarayı’nın inşasına başlanır. Sultan Abdülmecid, 7 Haziran 1856 günü resmî açılışı yapılan Dolmabahçe Sarayı’nın içinde Avrupa tarzı bir tiyatro binasının da inşa edilmesini ister. Padişah’ın emri ile Dolmabahçe Camii’nin karşısında, Gümüşsuyu’na çıkan yolun hemen başına inşa edilen tiyatro binasının 12 Ocak 1859 günü açılışı yapılır. 1863 yılında tiyatro binasında çıkan bir yangın, yapının bir kısmına zarar verir. Sultan Abdülhamid Han’ın 1876 yılında tahta çıkmasından sonra Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmayarak Yıldız Sarayı’nı tercih etmesi, saray yapı grubu ile birlikte tiyatronun da ikinci plana atılmasına neden olur. 1937 yılında Dolmabahçe Meydanı’nın düzenlenmesi adına alınan bir kararla yıktırılır.

5. Kasımpaşa Mevlevihanesi Fırıncızâde Şeyh Sırrî Abdi Dede tarafından Kasımpaşa’da sahibi olduğu bostanın içine 1623-1631 seneleri arasında kurulan Kasımpaşa Mevlevihanesi, İstanbul’un en büyük üçüncü mevlevihanesi idi. III. Selim döneminde esaslı bir yenileme yapılan bina son halini II. Mahmud döneminde almıştı. Tekkelerin 1925 yılında kapatılmasından sonra semahane kısmı Kasımpaşa Güreş Kulübü’ne tahsis edilmişti, diğer kısımları ise ilkokul yapılmıştı. Bu dönemde ana yapının üst kısmındaki müştemilat, hazire ve şadırvan da yok edilmişti. Mevlevihane sonraki yıllarda fakir fukaranın yakacak ihtiyacı için parça parça tahtalarını söktüğü bir yere dönüşmüş, bu hor kullanmanın neticesi olarak 1979 yılında çıkan bir yangın neticesinde yanarak yok olmuştu.

6. Koşu Köşkü İskender Paşa Çayırı'nda XIX. yüzyılın son çeyreğinde at yarışları düzenlenmeye başlamıştı. Büyük heyecanla takip edilen yarışlara devlet ricali de kayıtsız kalmadı ve İskender Paşa Çayırı’nın Kâğıthane Deresi’ne yakın olan kısmına Sultan Abdülaziz Han döneminde bir köşk inşa edildi. Yarışların başlangıç noktasında bulunması hasebiyle Koşu Köşkü olarak bilinen bina, Kâğıthane ormanlarında avlanmaya çıkan Padişah’ın dinlenmesi amacıyla da kullanılıyordu. Tek katlı, taş görünümlü ahşap üslupla yapılmış köşk büyük bir bahçenin içindeydi ve güzel, zarif bir havuzu da vardı. Sultan Abdülhamid Han döneminde altın çağını yaşayan bölgedeki kasır ve saraylar, Sultan'ın tahttan indirilmesi ve devamındaki Balkan Harbi dönemlerinde bakımsız kalmış ve yavaş yavaş harap olmuşlardı. Koşu Köşkü 1930’lara kadar bakımsızlıktan parça parça çöktü ve bir harabeye dönüştü.