Jose Mauro De Vasconcelos’in Şeker Portakalı kitabından 15 alıntı
Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler.
Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum. Bazen suratıma garip bakıyorlar, o zaman uyanır gibi oluyorum.
İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin.
Gerçek olan, acımasız bir biçimde nedenini bilmeden dayak yiyen küçücük bir hayvan olarak iç yaramı bir türlü geçirmeyi başaramadığımdı.
Çocuk yüreği unutur ama affetmez.
Sevginin ne olduğunu gerçekten keşfedeli beri, bütün sevdiklerimi sevgiye boğuyordum.
Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar.
Büyükler bir takım masallar anlatıyorlar ve çocukların anlattıklarına inandıklarını düşünüyorlar.
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür tarafa dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür tarafa dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Hayata uzaktan bakarak, ilgisizliğimde yitip gitmiş gibiydim.
Fabrika bir ejderhaydı; her sabah insanları tutan, akşamlarıysa yorgun insanları kusan bir ejderha.
Oradan, az ileride, içlerinde bomboş duran lastik papuçlarımı seyrediyordum. Amaçsız sürüklenen yüreğim gibi bomboştu onlar da.
Birini sevmeyi bıraktığında içinde ölmeye başlar...
Garipti, çünkü ben herkesle her zaman konuşurdum. Ama yanıt verme işini içimdeki kuşun yüklendiğini düşünürdüm.