Hiç mektup yazmamış birinin kaybı nedir? Sinan Canan cevaplıyor
Bize beynimizin sırlarını anlattığı kitaplarını beğenerek okuduğumuz Prof. Dr. Sinan Canan’ın, üç kitap olacağını bildirdiği “İnsanın Fabrika Ayarları” serisinin ikinci kitabı okurlarını selamladı. Tuti Kitap etiketiyle yayımlanan ikinci kitap “İlişkiler Ve Stres” adını taşıyor ve olumlu, sağlıklı, zengin sosyal ilişkiler geliştirmenin yolları ile düşük stresli yaşamın şartları gibi modern insanın iki temel problemini masaya yatırıyor.
Sinan Canan, insanın doğası gereği yalnız kalamayacağını dile getirerek, “Diğer insanlar olmadan, sevmeden, sevilmeden, güvenebileceğimiz az sayıda insan olmadan yaşayamıyoruz; ömrümüz kısalıyor.” diyor. Yeryüzündeki canlılara kıyasla zayıflığına ve dezavantajlarına rağmen insanoğlunun baskın bir tür haline gelmesinde zihinsel faaliyetlerinin rolüne dikkat çeken Canan, bu başarıda sosyal ilişkilerin de büyük bir payı olduğunu söylüyor.
İnsanın sosyal bağlanmaya ayarlı bir canlı olduğunu vurgulayan Sinan Canan uzman olduğu saha doğrultusunda, sosyal ilişkilerin başarısının temelinde yatan biyolojik, nörobiyolojik ve genetik şartlar hakkında bilgiler veriyor. “Okulda başarılı olmak için yapılmadık” diyen Canan, insan beyninin gerçek varlık amacının farklı ortamlarda, farklı koşullarda ve kaotik sorunlar karşısında çözüm üretmek olduğunu ileri sürüyor. Bu sebeple insan zekâsı işlemsel ve dijital bellekten ibaret değildir ona göre.
Sağlıklı iletişimin şartları üzerinde duran yazar, “Mektup Hasreti” bölümünde modası geçmiş ve artık bir nostalji unsuru haline gelmiş mektuplaşmanın çok özel ve sağlıklı bir iletişim yöntemi olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle bu tecrübeyi yaşamamış genç kuşaklar için mektup yazmanın ve mektuplaşmanın insana neler kazandıracağını maddeler halinde sıralıyor:
Size ve o âna özel bir karakter:
El yazınızla kaleme aldığınız mektuplar hem genel yazı karakteriniz hem de o satırların yazıldığı an itibariyle sizi etkisi altına alan duygularınızla ilgili olarak, doğrudan sizi ve duygu dünyanızın durumunu yansıtır. El yazısı, beyinde hepimize özel bir şekilde depolanmış kişiye has motor kalıplarla ortaya çıkar. O nedenle yazılarımızın karakteri birbirinden oldukça farklıdır. Bilirsiniz; elinizdeki kalemle bir kâğıda yahut tebeşirle bir tahtaya aynı kelimeleri yazdığınızda, iki yazının stilleri birbirine çok benzer. Fakat ilk durumda minicik parmak kaslarınızı kullanırken, ikincisinde bu işi kol ve omuz kaslarınızla gerçekleştirirsiniz. Demek ki yazı karakteri, kullanılan kaslardan ve beden bölümlerinden bağımsız olarak beyninizde bulunan özel ve size has hareket kalıplarının uygulanmasına dayanır. Bu özellik de sizin el yazınızla kaleme aldığınız herhangi bir şeyi tamamen size özel yapar.
Duyguların aktarımı:
Yazı karakteriniz duygu durumunuza göre değişir ve evrilir. Her mektupta bu nedenle ufak tefek farklılıklar kaçınılmaz şekilde ortaya çıkacaktır. Bu da her kaleme aldığınız mektubu özel ve yegâne yapar. Mektupla haberleşen insanlar bir süre sonra birbirlerinin duygu durumlarını yazı karakterlerinden ve kâğıt üzerindeki yazının genel örüntüsünden tanımaya bile başlarlar.
Yavaşlama:
El yazınızla metin yazmak yavaştır. Sizi daha yavaş düşünmeye, düşüncelerinizi toplamaya zorlar. Özellikle bilgisayarda olduğu gibi yanlış yapınca “siliverme” şansınız olmadığında kelimelerinize, söylediklerinizin anlam bütünlüğüne, yazdığınız her şeyin önüne sonuna daha çok dikkat etmeniz gerekir. Bu gereklilikler, modern çağın dijital iletişim ortamında neredeyse hiç kullanmadığımız zihinsel devreleri bolca çalışmak zorunda bırakır. Mektup, dikkat ve yoğunlaşma ister; ona özel zaman ayırmanızı talep eder. Bu zihin devreleriniz çalıştıkça da güçlenir ve hayatın diğer alanlarında bunun birçok faydasını görürsünüz.
İhtimam:
Birisine göndermek üzere yazdığınız bir metin gönderildikten sonra geri alınamaz, silinemez ve sizin elinizden artık çıkmış olan bir belge hükmündedir. “Yeğenim yazmış, haberim yok!” yahut “Yanlışlıkla sana göndermişim!” gibi bahanelere mektup iletişiminde yer yoktur. Bu nedenle bambaşka bir özen ve dikkat gerektirir. Bu özen ve dikkat ise hayatın hemen her alanında ihtiyaç duyduğumuz ve bugün özellikle gençler arasında “zayıfladığından” çokça şikâyet ettiğimiz özen ve dikkat süreçlerini yöneten devrelerle aynıdır. Kısacası, birilerine düzenli olarak mektup yazmak, yazanı kesinlikle daha dikkatli ve özenli yapar.
Herhangi bir işe yatırdığınız zaman ve özen, zihninizde ve beyninizde o işe verilen önemle doğrudan ilintilidir. Alelacele ve saniyeler içinde sağlanan iletişim, bu nedenle beyin devrelerinizde yer etmez ve bu tip mesajlar “önemli” kategorisine pek kaydedilmez. Bu gerçekten yola çıkarak özellikle gönül işlerinizi, yakınlarınızla olan münasebetlerinizi, dert ortağınızla paylaştığınız sıkıntılarınızı hangi iletişim kanalları üzerinden yürüttüğünüz çok daha önemli hale gelir. Bence bunlar önemlidir ve bunun gibi her türlü “dert”, mektup gibi ciddi ve kalıcı bir iletişim ortamına yakışır.
Sabır:
Sabır, günümüzün gittikçe tedavülden kalkan meziyetlerinden birisi. Dijital iletişim ortamlarında birkaç saniyelik gecikmelere bile tahammül edemez hale geldik. Halbuki mektuplaşmak tam bir sabır sınavıdır. Yazma aşamasında kendinizi iyi ifade etmek, yazdığınızı doğru zamanda ve doğru içerikle göndermek, hedefine ulaşmasını beklemek ve cevabın yolunu gözlemek sabır dediğimiz o kontrol mekanizmasına ait beyin devrelerimizin sapasağlam olmasını gerektirir. Bu nedenle klasik anlamda mektuplaşma, anlık dijital iletişime göre çok zor, imkânsız ve hatta aptalca gibi gözükür; hele ki bu devirde... Fakat bir kez bu sabrın tadını aldınız mı, ondan vazgeçmek de bir o kadar imkânsız hale gelir.
Hafıza:
Hafızamızın deneyimleri sağlıklı bir şekilde kaydedebilmesi için “zamana” ihtiyacımız var. Fakat bu dijital çağda iletişimimizin bu kadar hızlanmasına rağmen zamanımızın adeta hiç kalmamasından muztaribiz. Bir anlık mesajlaşma programında uzun sayılabilecek bir metin hazırlayıp gönderdiğimizde bile, onu kısa bir zaman içinde unutuyoruz. Zira hemen ardından tonla farklı veriyi işlemek durumundayız.
Mektup yazdığınızda ise zamanı adeta yavaşlatmak zorunda kalırsınız. Ağır ağır el yazınızla kaleme aldığınız metinler, hem belleğinizdeki bilgilerin iyice gözden geçirilmesini sağlayarak hafızanızı derli toplu kullanabilmenizi hem de kaleme aldığınız metni yeterli bir sürede içselleştirebilmenizi sağlar. Aslında kendinize ayırdığınız, zihninize verdiğiniz bir zamandır bu ve hele ki bu devirde, faydaları tartışmasızdır.
Kalıcılık:
Mektup gerçektir ve gerçek her şey gibi dayanıklı ve kalıcıdır. Hayatınızın belki de en önemli fikirlerini, duygularını, sözlerini ve düşüncelerini hızla yok olup gidecek sanal bir ortama salıp unut(ul)mak yerine, kalıcı eserler haline getirip yıllar sonra bile istifade edilebilecek belgelere dönüştürmenin en iyi yoludur mektuplar. Yıllar sonra bir çekmeceyi açıp da on yıllar önce kaleme alınan ve hemen hepsi sizin şahsî geçmişinize dair kayıtlar içeren duygu ve düşünceleri okuyabilmek, gerçekten de paha biçilmez bir hazineye bedeldir.
Yaratıcılık:
Belki de mektup yazmanın en güzel tarafı, dijital sistemin size dayattığı biçim ve formatlardan hiçbirisine uyma zorunluluğunuzun olmamasıdır. İster kâğıda dikey yazar ister resimler çizer ister çıkartmalarla süsler hatta isterseniz “daha fazla bilgi için” sayfaya bir kare (QR) kod bile yapıştırabilirsiniz. (Tamam, kabul ediyorum, böyle imkânlar eskiden yoktu!) Boş bir sayfaya tamamen kendi kurallarınızla kuracağınız bir mektup düzeni, karşı tarafa derdinizi anlatma işlevi gören bir belge olmanın çok ötesinde, aslında sizin yaratıcı zihninizden damıtılmış bir sanat eserine dönüşebilir. Böylece her mektup deneyimi yaratıcılığınızı kamçılayacak geliştirici bir meydan okumaya dönüşür. Listeyi siz çok daha fazla uzatabilirsiniz.
Sözün özü:
Mektuplaşma alışkanlığının kaybedilmesi, beraberinde çok fazla insanî kaliteyi de götürüyor olabilir. Elbette bunlara katılmıyor da olabilirsiniz fakat denemeden karar vermemenizi öneririm. Eğer hiç denemediyseniz, mektuplaşmak ilk başta biraz garip gelebilir. Ama bir kez tadını aldığınızda, bu kadim iletişim yöntemi hakkındaki fikirlerinizin kökten değişeceğine eminim.