Genel

Hakk âşıklarına göre müzik dinlemenin ilkeleri

Ekim ayında Sufi Kitap tarafından yayımlanan “Tasavvuf Öğretileri” kitabında İslam ve tasavvuf araştırmaları uzmanı Carl W. Ernst, tasavvufun doğuşunu ve gelişim sürecini derli toplu bir şekilde ele alıyor. Kitabı benzerlerden ayıran özellik ise Carl W. Ernst’in sufi bakış açısını verirken konuyu Kur’an-ı Kerim’le irtibatlı bir biçimde işlemesidir. Yazar kitabında tasavvufî bakış açısını incelerken Ebu Nâsır es-Serrâc'dan Rûzbihân Baklî'ye, Ebu'l-Kâsım el-Kuşeyrî'den Necmeddin Kübrâ'ya, birçok tasavvuf büyüğüne nispetle, onların eserlerinden ve görüşlerinden örnekler veriyor.

Müzik dinlemenin caiz olup olmadığı meselesi İslam tarihi boyunca tartışmalı bir konu olmuşsa da bilindiği gibi pek çok tasavvufi ekol musikiye özel bir önem atfetmiştir. Bu tasavvufi öğretilerin çoğunda musiki nefsi eğitmek, arındırmak ve hatta Allah’a yakınlaşmak amacıyla kullanılan bir bir yöntem olmuştur. Carl W. Ernst de bu sebeple tasavvuf ile müzik arasındaki ilişkiye ayırdığı bölümde konuyu detaylı bir şekilde işliyor. Arifler için musikinin ne anlama geldiğini, hangi amaçlara hizmet ettiğini ve müzik dinleme adabını tasavvufi öğretilerden örneklerle ortaya koyuyor.

Carl W. Ernst’in mutasavvıflar için musikinin önemini anlatırken başvurduğu örneklerden biri miladi 1209’da vefat eden Rûzbihân Baklî’nin “Risâletü’l-Kuds” adlı eserinde yazdıklarıdır. Rûzbihân Baklî’ye göre sufiler için musiki bir eğlence aracı olmadığı gibi bir ibadet ciddiyetinde önem taşır. Tasavvufta her şeyin olduğu gibi musiki icra etmenin veya dinlemenin bir adabı vardır. Buna göre kişi meclise abdestli ve güzel koku sürünmüş olarak gelmelidir; musiki meşkinden önce ve sonra mutlaka Kur’an’dan ayetler okunmalıdır; musiki dinleyen kişi oturuşuna dikkat etmelidir; bütün dikkatini müziğe vermeli ve gözleriyle şeyhini takip etmelidir. Önemine binaen Rûzbihân Baklî’nin “Risâletü’l-Kuds” adlı kitabından musikinin faydalarına değindiği bölümü alıntılıyoruz:

“Kardeşlerim (Allah müzik dinlemekle hayatınızın tadını arttırsın) biliniz ki, müzik dinlemenin ilkeleri Hakk âşıklarının çeşitlerine göredir. Bir başlangıcı ve bir de sonu vardır. Müzikten ruhların aldığı zevk değişiktir, mübârekler kendi mânevî mevkilerine göre o müzikten hoşlanırlar. Sadece mistik irfanın üstadları ona hazırlıklıdırlar çünkü müziğin içinde bedensel özellikler ile mânevî sıfatlar karışmıştır; çamur temizlenmedikçe mahremiyetin topluluğuna dinleyici haline gelinmez. Evet, bütün mevcut şeyler, yaşayan şeyler her ne ise müzik dinlemeye can atarlar çünkü her birinin kendisine has özel bir mânevî kapasitesi vardır ve bu ruh ile yaşarlar. Ve bu ruh da müzik dinleyerek yaşar.”

“İnsanlığın ağırlığından bütün düşünceleri tazelemek müzik dinlemekle olur. Müzik, insan niteliklerini karıştırıcı ve ilâhî sırları harekete getiricidir. Bazıları için baştan çıkarıcıdır zira onlar kusurludurlar, bazıları için ise işarettir çünkü onlar kemâl ehlidirler. Fiziksel özellikleriyle yaşayan fakat kalpleri ölü olanlar, müzik dinlememelidirler, çünkü böyleleri için müzik dinlemekte zararlı bir meyve vardır. Her kimin ki kalbi neşelidir, Sevgili’ye erişsin erişmesin, müzik dinlemelidir.”

“Müzikte yüz bin zevk vardır, birisi tasavvuf irfanı yolunda binlerce yıl gidebilir; hatta Hakk’ı bilen biri için de dinî bağlılık temelinde bile bu başarı kolay olmayabilir. Müzik dinlemeyi arayanın damarlarının temel isteklerden temizlenmesi ve bağlılığın temizliğinden gelen nur ile dolu olması gerekir. Müzik dinlerken nefsin cazibesinden uzak olmak için -ve bu hal aşkı kuvvetli olanlar dışında kimseye garanti edilmemiştir- tüm varlığı ile mevcut olmalı, ilâhî huzurda kalbiyle dinlemelidir.”

“Aşkın müridleri nefisleri olmadan dinlerler, hasret yolcuları müziği akıl olmadan dinlerler, aşkla hayrette kalmış olanlar kalpleri olmadan dinlerler ve mahremiyetten hayrette kalanlar ise ruhları olmadan dinlerler. Eğer onlar bu melekelerden biriyle dinlerlerse Allah’la aralarına perde girer. Eğer nefisle dinlerlerse kâfir olurlar; eğer akılla dinlerlerse yorumcu haline gelirler, kalple dinlerlerse gözlemci olurlar, ruhla dinlerlerse mevcut olurlar –ve müzik dinlemek varlığın ötesindedir. Şaşkınlık ve çılgınlıktır, hayret üzerine hayrettir. Bu dünyada anlaşmalar kesilir, dünya bilgisizdir ve âşık mahvolmuştur.”

“Dinleyici ve okuyucu aşk şöleninde birdirler. Âşıkların yolunun hakikati müzik dinlemektir fakat onun hakikatinin hakikati dinlemeksizindir. Dinlemek Allah’ın hitabından gelir ve dinlemenin yokluğu ilâhî güzelliğin tefekkürü iledir. Lisanın olduğu yerde mesafe vardır fakat sükûnet olduğu zaman yakın zuhur eder. İşitmenin olduğu yerde cehalet vardır ve cahiller ikilik içindedirler. Müzik dinlemekte akıl ayrılmıştır; emir yasaktır ve inkârın kendisi inkâr edilmiştir. Müzik dinlemenin başlangıcında bütün inkârlar inkâr edilmiştir ve bütün inkâr edilen şeyler inkâr haline gelmiştir. Müzik dinlemek hakikat hazinesinin anahtarıdır ve farklı yollarda Hakk’ı bilenlere paylaştırılmıştır. Bazıları mânevî makamlarla dinler, bazıları mânevî hallerle dinler, bazıları açılımlar ile dinler ve bazıları da şahit olarak dinlerler. Mânevî makamlarda olduklarında sıkıntıdadırlar, mânevî hallerde olduklarında kaynaklarındadırlar, açılımda olduklarında birliktedirler (tevhiddedirler) ve şehadet halinde olduklarında güzelliğin içindedirler.”

“Mânevî makamların başından sonuna, yüz binlerce makam vardır, her birinde müzik dinlemenin milyonlarca türü vardır. Müzik dinlemenin her türünde, dönüşüm ve utanç, ayrılık ve birlik, yakınlık ve uzaklık, yanmak ve tahrik, açlık ve susuzluk, korku ve ümit, uyarı ve iç çekişler, çılgınlık ve hayret, sâfiyet ve ismet, hizmetkârlık ve efendilik gibi bir milyon nitelik bulunur. Dünyanın dervişlerinin ruhlarına bu niteliklerden biri dahi erişmiş olsa, o ruhlar anında onları terk eder.”

“Aynı şekilde, mânevî makamların başlangıcından sonuna kadar, müzik dinlemenin her birinde binlerce ipucuyla bir milyon makam vardır. Ve her bir ipucunda aşk ve hasret, tutku ve yanmak, dışlanış, şiddetli arayış/özleyiş ve kısmet gibi farklı türlerde ızdırap vardır. Bunlardan sade biri bile müridlerin kalplerinden geçmiş olsa başları vücutlarından kopar.”

“Bunun gibi, ilk açılımdan sona kadar, müzik dinlemede görüntü üzerine görüntü vardır. Bütün âşıklar bu görüntülerin sade birini dahi görseler civa gibi erirler. Bunun gibi, şehadette müzik dinlerken yüz binlerce nitelik yüzlerce kere oluşur. Bunların her biri âriflere ilâhî irfan ve hakikat, idrakler ve şimşek pırıltıları, kutsallığın nurları ve huşu, istikrar ve coşku, kabz ve bast, dirayet ve sükûnet gibi binlerce zarafet hazırlar. Saklının saklısına savurur ve harikulâde sırları gösterir. Şehadet cennetinin her bir yaprağından, sıfatların ağaçları üzerinde nurun kuşları sevdiklerinin kalbine sonsuzluğun şarkısıyla bitmeyen bir şarkı söylerler. Bu şarkının bir sözü, ârifin kulluk halini ortadan kaldırır ve ulûhiyette var olur. Karakterini Allah’tan alır ve kendi şahsiyetinden vazgeçer. Kendisiyle bilişte ve kendisinden yabancılaşmadadır, kendisiyle bilir ve kendisiyle cesurdur. Kendi kendisinden korkar ve asıl birlik makamında kendini kendi renginde gösterir.”

“Allah ile saklının saklısını konuşur ve acısının dilinden aşkın konuşmalarını dinler. Bazen Allah onu varlıkta yok eder, bazen de yoklukta mevcut kılar. Bazen Allah onu çeker ve bazen yakınlıkta huzuru verir. Bazen tevhid okları ile yaralar ve bazen de ruhunu ilâhîliğin örtüsüyle yaşatır. Bazen Allah dinler, bazen aktarır ve bazen anlatır. Bazen Allah onu tam kulluk haline çevirir ve bazen de efendiliğin cevherine fırlatır. Bazen Allah onu kendi güzelliğiyle sarhoş eder ve bazen kendi heybetiyle küçük düşürür. Bazen Allah onu çöle götürür, bazen istikrar ve bazen de coşku verir. Bazen Allah onun ruhunu müziğin dini ile yakalar ve bazen de hükümdarâne yetki ile ilâhî yüceliğin semâvî kubbesine tevhid ağarışının sonsuz nurunun kavrayışının içe nüfuz edişiyle oturtur. Bazen de Allah onun mukaddes sırla sonsuzluk öncesi havasının içinde uçmasına izin verir ve bazen de kendi kimliğinin atmosferinde üstünlük makasıyla yoğunlaşmanın kanatlarını kırpar.” Hazırlayan: Munise Şimşek