Genel

Ernest Hemingway’in “Yazma Üzerine” okuyucularına tavsiye ettiği kitaplar

Ernest Hemingway’in “Yazma Üzerine” adlı eserinde okuyucularına tavsiye ettiği kitaplardan Türkçeye çevrilmiş olanları sizler için listeledik. Sade üslubuyla 20. yüzyıl kurgu romancılığını etkilemiş, Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibi Ernest Hemingway’in eserlerinin birçoğu bugün Amerikan edebiyatının başyapıtlarından kabul edilmektedir.

James Joyce, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi James Joyce’un yarı otobiyografik bu romanı, genç Stephen Dedalus’un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor. Joyce’un İrlanda’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarından esinlenerek kaleme aldığı bu anlatı, sanatçının bağımsızlığını ilan etmesi için ailevi, kültürel ve milli değerlerini sorgulamasını ele alıyor. 19. yüzyıl sonunda Dublin’de dünyaya gelen Stephen Dedalus’un bilinci, İrlanda’nın tarihî ve siyasi hareketleriyle, Katolik Kilisesi’nin kültürü ve değerleriyle yoğrulmuştur. Roman boyunca entelektüel, cinsel ve manevi gelişimini adım adım izlediğimiz Stephen, aldığı dinî eğitim ve ilkgençlik yılları boyunca kendisini öğretmenlerinden, ailesinden ve çevresinden ayrı tutanın ne olduğunu fark edeceği bir uyanış anına doğru ilerlemektedir. Sanatçı’nın Bir Genç Adam Olarak Portresi, Dublinliler’in sosyal gerçekçiliğini Ulysses’in sembolizmine bağlayan bir halka niteliği taşıyor.

Stendhal, Parma Manastırı Stendhal’in iki aydan kısa bir süre içinde yazdığı ve Balzac’ın çağın en müthiş Fransız romanı olarak nitelediği Parma Manastırı, aristokrat del Dongo ailesinin ikinci oğlu Fabrizio’nun hikayesini anlatır. Avusturya adına casusluk eden aşırı muhafazakâr meşru babasından çok Napoléon için savaşan Fransız gayri meşru babasına çekmiş bir çocuk olarak: dik başlı, naif, idealist bir gençtir Fabrizio. Bir yandan da kadınları etkileyen bir yakışıklılığa sahiptir. Hiçbir hazırlığı olmadığı halde, Waterloo Savaşı’nın ortasına atar kendini. Yenilginin ardından İtalya’ya döner. Stendhal’in en önemli eserleri arasında gösterilen Parma Manastırı’nın başkahramanının önce hapishanade, sonra manastırda sıkışan, aşk hikâyeleriyle, saray entrikalarıyla dolu yolculuğu böyle başlar.

Flaubert, Duygusal Eğitim XIX. yüzyıl Fransız edebiyatının başyapıtlarından biri sayılan ve XX. yüzyıl romanını şekillendiren, hatta çağdaş romanın öncüsü olma niteliğini taşıyan Duygusal Eğitim, arka planında Flaubert’in en ince ayrıntısına kadar gözlemleyip analitik bir zekâyla kusursuzca aktardığı Temmuz Monarşisi, 1848 Devrimi ve II. Cumhuriyet dönemiyle tarihçilerin de başvuru kitaplarından biri olmayı başarmış bir yapıttır. Paris’e eğitim almak üzere gelen on sekiz yaşında taşralı bir genç olan Frédéric Moreau’nun, sanatı, siyaseti, dostluğu, iktidar hırsını ve saf aşkı öğrenip deneyimlemesinin; monarşi, cumhuriyet ve imparatorluk arasında gelgitler yaşayan Fransız toplumunda kendine bir yer edinme arayışının, başka bir deyişle kayıp bir gencin hikâyesidir. Zengin bir sanat tüccarının eşi olan Madam Arnoux’ya duyduğu aşk ve içinde yaşadığı dünyayla kurduğu ilişkiler sonucunda, birer birer yanıp kül olan hayallerin ve yanılsamaların büyüttüğü Frédéric’in hikâyesi, aynı zamanda yürekleri hınçla dolu tüm gençlerin de hikâyesidir.

Fielding, Joseph Andrews enry Fielding (1707-1754): Romanları, oyunları, yergileri, siyasi makaleleriyle İngiliz kültür hayatının en önemli ve ilginç karakterlerinden biridir. Gayet verimli bir oyun ve hiciv yazarıyken sansür yüzünden yazmaya ara vermiş, hukuk öğrenimi görerek yargıç olmuştur. Yargıçlığı sırasında da yazmayı hiç bırakmayan Fielding’in ilk romanı 1741 yılında yayımlanmıştır. Yazar 1742 yılında yayımlanan Joseph Andrews ile büyük bir ün kazanmıştır. Çağdaşı Samuel Richardson’un Pamela romanına nazire olarak kaleme aldığı eser, bugün dahi hiciv romanının şaheserlerinden biri sayılır. Fielding, Joseph Andrews’da kendine has akıcı, özgün, yenilikçi üslubuyla İngiliz toplumunun çeşitli sınıflarının yozluğunu keskin bir ironiyle ortaya koymuştur.

Mark Twain, Huckleberry Finn Amerikan edebiyatının en önemli ve ünlü romanlarından olan Huckleberry Finn’in Maceraları, Mark Twain’in başyapıtı olarak kabul edilir. Sekiz yıl önce basılan Tom Sawyer’ın Maceraları’nda bir yan karakter olarak kurgulanan Huckleberry Finn bu kez kitabın anlatıcısı, maceranın başkişisidir. Kendisini “evcilleştirmeye” çalışan Bayan Watson’dan kurtulmak için çareler ararken babası tarafından suistimal edilen Huck’ın, kaçak köle Jim’le birlikte yaptığı nehir yolculuğu ve bu yolculukta yaşadıklarının anlatıldığı roman, bir yandan toplumun ikiyüzlülüğünü sorgular ve ırkçılığa saldırırken diğer yandan bir çocuğun toplumu aşma mücadelesinin zemini de olan unutulmaz bir arkadaşlık hikâyesine dönüşür.

James Joyce, Ulysses James Joyce’un modern epiği Ulysses tek bir günde, 16 Haziran 1904’te Dublin’de geçer ve reklam ajanı Leopold Bloom, yazar olma düşleri kuran Stephen Dedalus ve Leopold’un karısı Molly’nin başından geçenleri anlatır. Bu üç karakterin düşünceleri, hayalleri ve şehir içindeki hareketleri üzerine kurulan roman, bir yanıyla yenilikçi, iddialı bir modernist deney, öbür yanıyla gündelik hayatın ayrıntılarına merakla eğilen gerçekçi bir yapıttır. 20. yüzyıla damgasını vuran, şaşırtıcılığını ve zenginliğini hâlâ koruyan Ulysses pek çok yazarı etkiledi, sayısız incelemeye konu oldu. Nevzat Erkmen’in ilk kez 1996 yılında yayımlanan çevirisi, Türkçenin Ulysses’i bütün karmaşıklığıyla kucaklayabileceğini gösteren, daha önce girişilmemiş büyük bir çabanın ürünüdür.

Tolstoy, Anna Karenina Anna Karenina, 19. yüzyıl Rus toplumunun ruhsal dalgalanmalarına çarpıcı bir aşk ve ihanet anlatısıyla ışık tutan bir başyapıt. Güzelliği ve nezaketiyle çevresinde hayranlık uyandıran Anna Karenina’nın mutsuz ve monoton bir evliliği vardır. Üst düzey bir devlet memuru olan Aleksey Aleksandroviç ile evliliğinde tek tesellisi oğludur. Ağabeyi ile yengesinin aralarını düzeltmek için gittiği Moskova’da yakışıklı ve genç kont Vronski ile tanışması, Anna’nın hayatında dönüm noktası olur. Tolstoy, Anna Karenina’da sıradışı bir gözlem gücü ile aşk, evlilik, ihanet gibi temaların izini sürerken roman sanatına yepyeni ve uzun soluklu bir boyut katar. Modern dünya edebiyatının otoritelerince gelmiş geçmiş en iyi romanlardan biri olarak kabul edilen Anna Karenina, güncelliğini daima koruyacak bir eser.

Henry James, Bir Kadının Portresi Sinemanın son zamanlarda iyice belirginleşen öykü sıkıntısının belki en hayırlı sonucu, (yeniden) edebiyat klasiklerine ve hatta edebiyatçıların yaşamlarına yönelinmesi. Emile Zola'nın Germinal'i, Cyrano de Bergerac ve Bloomsbury grubundan Lytton Strachey ile Dora Carrington'ın ilişkilerinin ele alındığı Carrington, akla gelen ilk örnekler. Son ve önemli bir örnek de Piano'nun Avustralyalı yönetmeni Jane Campion'ın yeni filmi: Modern romanın önemli adlarından Henry James'in ünlü romanından uyarladığı Bir Kadının Portresi. Meraklısı biliyor; sözümüz bilmeyenlere: Henry James'in, Avrupa'ya giden Amerikal genç İsabel'in oradaki serüveni içinde, çok iyi tanıdığı "çoğunluğu Avrupalılaşmış Amerikalılardan oluşan kişilerin yozlaşmış dünyası"nı sergilediği, "gerçekçi roman anlatımıyla James'in 'buluş'u diyebileceğimiz 'bakış açısı' tekniğini de ustaca birleştiren" bu roman, Kasım 1995'te, iki usta çevirmenin, Necla ve Ünal Aytür'ün çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi'nden çıkmıştı.

James Joyce, Dublinliler Joyce, Dublin’in yaramaz çocuklarının, sokak müzisyenlerinin, siyasetçilerinin, rahiplerinin ve bu şehirden kaçmak isteyenlerle kaçamayanların hikâyelerini anlatıyor. Dublinliler’de Joyce sarsılmayan bir gerçekçilikle, doğduğu ve büyüdüğü Dublin’de yüzyıl sonunda yaşamdan kesitleri bize sunuyor. 1905 yılında tamamladığı bu hikâye derlemesi konu aldığı hayatlar ve kullandığı dil yüzünden İrlanda’da ve İngiltere’de yayınevlerince ahlâka aykırı bulunup kabul edilmemiş, yayımlanması, ilk romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’yle aynı zamanı bulmuştu. Joyce bir ölümle başlayan ve “Ölüler” ile sona eren on beş hikâyesinde şehrin farklı katmanlarında gezinmekle kalmıyor, aynı zamanda şehrini ve İrlanda’yı özetleyen manevi felç, pişmanlık ve iki arada kalmışlık gibi hisleri de bu kitabın her bir satırına işliyor.

Thomas Mann, Buddenbrooklar Buddenbrooklar, 20. yüzyılın en saygın yazarlarından Thomas Mann’ın ilk romanıdır. Ama birçok eleştirmenin gözünde, Venedik’te Ölüm’den de büyük bir romandır Buddenbrooklar. Mann’ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya’da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar... Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Mann’ın bu dev yapıtı, modern edebiyatın klasikleri arasındadır.

Stendhal, Kırmızı ve Siyah Psikolojik romanın öncülerinden olan Stendhal’in başyapıtı Kırmızı ve Siyah, dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından biridir. Julien Sorel, Fransa’daki Restorasyon Döneminde yaşayan, orta sınıftan bir gençtir. Dinî eğitim alarak papaz olmak isteyen Julien, Paris’e gittiğinde kapıldığı daha da yükselme ihtirasıyla samimiyet ile ikiyüzlülük, idealizm ile sinizm, mütevazılık ile gurur, sevgi ile hırs arasında sürekli bir iç çatışma yaşayacaktır. Savaşın rengi kırmızıyı mı yoksa dinin rengi siyahı mı seçeceğine karar vermesi gerekecektir.

Flaubert, Madam Bovary Madam Bovary, lüks ve zevk düşkünü bir kadın trajedisinin ötesinde, pek çok konuda insan ilişkilerini kurcalayarak Emma ve diğer karakterler üzerinden bugün dahi içinde yaşam savaşı verdiğimiz “derin toplumun” dinamikleri üzerine gerçekçi ve açıklayıcı bir panorama sunuyor.

Henry Fielding, Tom Jones Henry Fielding’in başyapıtı Tom Jones, 18. yüzyıl İngiliz hayatını, soyluları ve namussuzları, aşırılıkları ve erdemleriyle muazzam bir panorama halinde resmediyor. Kapısına bırakıldığı iyi kalpli asilzadenin malikânesinde büyüyen yetim Tom Jones, komşunun ulaşılmaz ve güzel kızı Sophia Western’e vurulur; buna rağmen çapkınlıktan ve köyün kızlarını baştan çıkarmaktan da geri kalmaz. Söz dinlemeyen genç Tom nihayet kapı dışarı edilip gerçek kimliğinin ve alın yazısının peşine düştüğünde, İngiltere’nin kırlarından Londra’ya kadar uzanacak bir serüven de başlamış olur. Yazarı Fielding’in yaşam neşesini bulaştırdığı Tom Jones, neredeyse üç asır sonra bile İngiliz romanının en keyifle okunan, eğlenceli örneklerinden biri.

Henry James, Amerikalı Henry James'in başyapıtı denebilir Amerikalı için. Gerçekçi anlatımını romantik-melankolik çıkışlarla bezeyen James, bu çarpıcı romanında bir dönemin, yani 19. yüzyıl Avrupası'nın kusursuza yakın bir panoramasını sunuyor. Anlatının mekânsal merkezi 19. yüzyılın bir tür arzu nesnesi sayılabilecek Paris'tir. Özellikle entelektüel açıdan büyüleyici bir kenttir Paris ve dünyanın dört bir yanından insanları mıknatıs gibi kendisine çekmektedir. Avrupa kıtasının kültürel nabzı Paris'te atmaktadır. Müzik, edebiyat, resim ve diğer sanatlardaki gelişmelerin sunumu Amerikalı'nın estetik dokusunu oluşturur. Romanın esas karakteri Newman, Fransız aristokrat sınıfıyla temas kuran, meraklı, davranışlarında rahat bir karakterdir. He ne kadar varlıklı olsa da hoşlandığı kadınla evlenmesinin önünde yığınla engel vardır; kültüre düşkün, sanata meraklıdır ama nihayetinde bir "lord" değildir, alaya alınır, yer yer gururu incinir, ama ısrarcıdır da: "Newman kafası karışık bir durumda kıza baktı. Suçlanmış olduğu komik çam devirmelere karşın, budalalıktan çok uzak biriydi. Kız bir oyun oynamaktaydı; kendisinin estetik açıdan gelişmemiş olmasına acıyor değildi. Kazanmayı umduğu şey neydi? Kız büyük oynuyor, yüksek risk alıyordu; elde edeceği ödül de ona göre olmalıydı. Newman, ödülün büyük olabileceğini öngörse de, arkadaşının yürekliliğini hayranlıkla karşılamaktan kendini alamıyordu. Önemli miktarda bir parayı, bir eliyle yapmak istediği şeyler için tutarken, diğer eliyle havaya saçıyordu." İki farklı dünya arasındaki gerilimlerin serinkanlı bir biçimde işlendiği Amerikalı, miadını doldurmak üzere olan bir dünya ile şekillenme faslında olan bir dünya arasındaki var olma krizlerine ışık tutuyor. Bu açıdan tarihsel bir niteliğe de sahip...

Dostoyevski, Karamazov Kardeşler Karamazov Kardeşler, edebiyat tarihinde çok az romana nasip olmuş bir üne sahip. Klasik Rus edebiyatının dev yazarı Dostoyevski’nin bu son romanı, Rusya’nın ruhunu simgeleyen temsilcileriyle Karamazov ailesine odaklanmış, ama girmedik alan, değinmedik konu bırakmamış: din, ahlak, baba katli, şiddet, Doğu-Batı sorunu, sınıf mücadelesi, feodalizm, sosyalizm… Dostoyevski’nin, “Hiçbir romanımı bu kadar önemsemedim,” dediği Karamazov Kardeşler, daha yayımlandığı tarihten itibaren kült bir eser haline gelmiş ve tüm dünyada büyük tartışmalara yol açmıştır; XX. yüzyılın temel yazınsal izleklerini belirlemiş ve pek çok yazarı peşinden sürüklemiştir. Kitabın yayımlanmasından kısa bir süre sonra ölen Dostoyevski, tıpkı Suç ve Ceza’da olduğu gibi bu kitabında da insanlığın evrensel sorunlarını ortaya koyar. Karamazov Kardeşler, bu anlamda “kuyuya atılmış bir taş” kadar etkili bir yapıt olarak önemini koruyor.

Stephen Crane, Mavi Otel ABD’li yazar Stephen Crane’in kaleminden çıkan özgün bir uzun öyküdür. Bu öyküde, Palace Otel’de kaldıktan sonra bir grup adamın kendilerini bir belanın içinde bulmaları anlatılmaktadır. İnsanın aklından geçen düşüncelerin ve ani duygusal değişimlerin bolca betimlenmesi, Mavi Otel’i son derece sahici bir öyküye dönüştürmektedir.

Stephen Crane, Açıktaki Kayık Amerikan Edebiyatı’nın temel isimleri arasında yer alan Stephen Crane (1871 – 1900), kısa süren yaşamına rağmen ardında modern öykücülüğün başyapıtlarından sayılabilecek eserler bırakmış bir dehadır. Gerçekçi, doğacı ve sembolist edebiyatın izleri görülen öyküleriyle (aynı zamanda romanları ve hatta şiirleriyle) döneminin önemli isimlerini ve sonraki nesil yazarları etkilemiştir. Mark Twain ondan büyük övgülerle bahseder, Ernest Hemingway onun hakkında konuşurken, sanki üstadını anlatır gibidir. Doğasının özü şairliğinde gizli olsa da öyküleri ve romanları ile Amerikan edebiyatının klasik isimleri arasında yer bulmuştur. Yazarın başyapıt olarak adlandırılacak öyküsü ise “Açıktaki Kayık”tır (The Open Boat).

Henry James, Yürek Burgusu Henry James (1843 – 1916) ABD’den sevmemiş ve Avrupa’da yaşamayı seçmiş bir ABD vatandaşıdır. Avrupa kültürünü özümsemiş, incelikli diliyle seçkinleşmiş bir yazardı ama çağının bilincindeydi: Çağdaş korku edebiyatının yaşamın en ince noktalarına dokunabileceğini söyleyen ilk yazarlardandır. Yürek Burgusu, İngiliz toplum kurallarının bir hayalet öyküsüyle aktarıldığı bir romandır. Bu roman, hayaletlerin sadece karanlık mekânlarda öykülenmeyeceğinin en klasik örneğidir.

Tolstoy, Savaş Ve Barış Savaş ve Barış, “klasik” dendiğinde akla gelen ilk kitaplardan. Napoléon’un Rusya’yı işgalini anlatan dev bir savaş romanı, aynı zamanda bir Rusya panoraması. 1800’lerin ortalarında Rusya’nın içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar, kentlerde, köy ve kasabalarda, büyük çiftliklerde sürdürülen hayat, dönemin önde gelen kişilikleri, saray yaşamı, özellikle üst sınıf ustaca çiziliyor. Tolstoy, birinci cildin önsözünde Savaş ve Barış’ı yazarken hissettiklerini, yaptığı zorlu çalışmaları ve romanın geçirdiği aşamaları anlatıyor. Bu metinler, özellikle bu dev romana yazarının gözünden, daha yakından bakma fırsatı verdiği için çok önemli.

Henry Fielding, Joseph Andrews Henry Fielding (1707-1754): Romanları, oyunları, yergileri, siyasi makaleleriyle İngiliz kültür hayatının en önemli ve ilginç karakterlerinden biridir. Gayet verimli bir oyun ve hiciv yazarıyken sansür yüzünden yazmaya ara vermiş, hukuk öğrenimi görerek yargıç olmuştur. Yargıçlığı sırasında da yazmayı hiç bırakmayan Fielding’in ilk romanı 1741 yılında yayımlanmıştır. Yazar 1742 yılında yayımlanan Joseph Andrews ile büyük bir ün kazanmıştır.

Henry James, Madame de Mauves Henry James (1843-1916): 19. Yüzyılın son çeyreğinde yerleştiği İngiltere’de, ölümüne dek , gerek romanlarında gerekse uzunlu-kısalı öykülerinde, doğup yerleştiği Amerika ile Avrupa’nın farklılıklarını sarsıcı bir gözlem gücü ve derinlikle işlemiş bir yazı ustasıdır. "Madam de Mauves"ten "Erdemin Öyküsü"ne Elinizdeki kitapta bir araya getirilen yapıtları da James’in bu "özel"liğini alabildiğine göstermektedir. Necla Aytür - Ünal Aytür: mezun oldukları A.Ü. DTCF''nin yetiştirdikleri öğrenciler kadar, Amerikan Edebiyatı''nda Gerçeklik (N.Aytür)ve Henry James ve Roman Sanatı ( Ü.Aytür) gibi nitelikli incelemeleriyle de iz bırakmış iki üyesidir.Tek başlarına ya da birlikte yaptıkları çeviriler ise, henry James''ten Kate Chopin''e, William Faulkner''den E.M.forster''a, Amerikan ve İngiliz edebiyatının "büyük üslupçuları"ndandır.