Genel

Duyguların keşfi ile duygusal zekanın mucizevi gücü

Yazar, bu kitapta duygusal zekâ kavramının günümüze gelmesindeki süreçte bilimlere yön veren Batı ve Doğu toplumlarının bakış açılarını değerlendirir. Doğu ve Batı toplumları felsefeleri ve öğretileri bakımından farklı yapılara sahiptir. Batı felsefesinin benmerkezci bakış açısı ve Doğu felsefesinin toplum yararını gözeten bakış açısı, bu toplumların duyguları ve duygusal zekâyı değerlendirmelerinde birbirinden farklı noktalarda olmalarını sağlamıştır. Batı’nın duyguları göz ardı ederek aklı ön plana çıkartan yaklaşımı, duygusal zekâyı geç keşfetmesine neden olmuştur. Fakat Doğu felsefesinde; duyguların kullanımı ve yönetimi uzun yıllardır önemsenen bir yere sahip olmuştur.

Sinirbilim ve Duyguların İfadesi İnsan beyni, beş duyu ile etraftan gelen ‘duygu ve düşünce’ sinyallerini alır. Dış rehber olan toplum, iç rehber olan akıl ve vicdanla birleştiği takdirde insanlara bir yol gösterici olur. Geleneksel bilimde beynin yönetici bir görevi yoktur, yeni anlayışa evirilen bilimde ise duyguların maddesel mevcudiyetleri olduğu söylenir. Descartes’in ‘Düşünüyorum o halde varım’ demesi bize, duyguların maddeselliğini reddettiğini göstermektedir. Günümüz felsefesinde ise beyinden ayrı bir varlık olarak zihnin de bulunduğu fikri kabul edilmiştir. İnsan beyni içerisindeki bağıntılar, aslında duyguların fiziksel varlıklarının da olduğunu göstermektedir. İnsanları doğru tanıyabilmek için de bu sistemi incelemek işe yaramaktadır. Bunun için de dört aşamadan söz edebiliriz: Birincisi, beyin ile diğer organların işlemesinin bir bütünlük içinde gerçekleşmesi, ikincisi beynin zihin formunda gelişmesi, üçüncüsü zihin formuna dönen beynin kendini programlaması için bir kuvvet gerektiği düşüncesi, dördüncüsü sinirbilimde birikimi olan Batı felsefesinin, hayatla ilgili birikimi olan Doğu felsefesine her zamankine göre daha fazla muhtaç olduğu…

Duygusal Alışkanlıklar, Dürtü Modern düşünce; özgür olmayı insanların dürtülerini kontrol etmeden sadece serbest bırakması olarak tanımlar. Fakat duygusal zekânın bulunmasıyla birlikte aslında özgürlüğün, dürtülerden uzak durmak olduğu yeni yeni görülmektedir. Ayrıca modern düşünce bireyin toplumla çatışmasını olağan görerek toplumdaki sosyal yaşamı ve ilişkileri de olumsuz etkilemiştir. Nörobiyolojideki son çalışmalara göre insanların başkalarını mutlu etmesinin kendi beyninde de mutlu olma etkisini gösterdiği belli olmuştur. Beyin, beş duyunun ona ulaştırdığı bilgilere ek olarak duygu ve dürtüleri de algılayabilir. Beyin, tam olarak idrak edemediği bilgiler için ise inancı kullanılır. Duyular, duygular ve dürtülerden gelen bilgi aktarımı sonunda elde edilmiş olan bilgiler; talamus ve hipotalamus bölgelerinde ayrıştırılır. İnsan, hangi yönde niyet ederse beyin ona uyabilecek mesajları üretir ve sonucunda insanlardaki sosyal davranışlar oluşur.

Duygular Duygular; dürtüsel ve psikolojik olarak ikiye ayrılabilir. Eskiden beynin sadece akıl ve mantıkla ilgilendiği düşünülürdü. Fakat günümüzde sol beyin ve sağ beyin kavramları açıklandıktan sonra sol beynin; rasyonelliği, sağ beynin ise duygusallığı ifade ettiği bilinmektedir. Ön beyin; sağ ve sol beynin ortak kullanıldığı alandır. Ön beyni gelişmiş olan bir insan sol ve sağ beyninin dengesini kurabilir yani duygu ve mantığını kontrol edebilir. Ön beyin aynı zamanda sağ ve sol beyni de yönetir. Sağ beyin olaylara daha geniş bakar, değişimlere açıktır, duyguları analiz edebilir. Sol beyin ise mantıksal düşünür, gerçekçidir, sezgileri fazla önemsemez. Ön beyin yönetici konumundadır, sağ ve sol olarak iki yönü de harmanlar, uzun vadeli düşünebilir. Sol beyni baskın insanlar veri toplamaya önem verirler ve radikaldirler. Sağ beyni baskın olanlar ise sezgisel hareket ederler. Ön beyni baskın olan insanlar, bir karar verirken bilgi edinirler devamında ise sezgilerinin sonuçlarını da katarak son bir bulgu elde ederler. Olaylar karşısında sorunlarla baş ederken sol beyin, uzun süreli olmayan çözümlerle, sağ beyin kesin çözümlerle, ön beyin ise korumacı çözümlerle hareket etmektedir.

İrade İrade, bir şeyin fikir bakımından doğru olduğu gerçeğini anlamaktır. Bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için ilk olarak aklı kullanırız. Sonrasında ona bir duygu ekleriz ve bilinen o şey artık inanç olur. İrade, insanlara genlerinin izin verdiği sınırlar dahilinde eylem yapabilme özgürlüğünü verir. İnsandaki bu seçebilme özelliğine cüz-i irade denir. Hayvanlarda da ise bu durum otomatiktir, onların yapabilecekleri belli ve sınırlıdır. Metakognüsyon genleri insanların, diğer canlılardan ayıran bazı özelliklere sahip olmasını sağlamıştır. Bu genler; insanların, varoluşları ve gelecekleri üzerinde düşünmelerine, yeni tecrübe edinme isteklerine, hayatı sorgulamalarına ve son olarak da zaman kavramını önemsemelerine sebep olur.

Akıl, insanın hayatını ve duygularını ne kadar yönetebildiğini gösterir. Şanslı olarak bilinen insanlar akıllarını mı kullanır yoksa sadece işleri yolunda mı gider? Şanslılık; insan aklının karşısına çıkan fırsatları görüp sezgilerini kullanarak bir durumu değerlendirmesidir. Şanslı olduğunu düşünen insanlar, deneyim kazanmaya ve iyimser düşünmeye, şanssız olarak bilinen insanlara göre daha açıktır. Şanslı kişiler davranışlarına aklıyla birlikte duygularını da katarlar, duygusal mantıkla hareket ederler. Bir testte ilk akla gelen şıkkın doğru çıkması sezgisel bir olaya örnektir. Şanslı insanlar, eleştirileri; kendilerini geliştirmek için bir fırsat olarak görürler. Duygularıyla davranış gösteren insanlar aynı zamanda hayal kurmaktan hoşlanırlar. Hayaller, insanın hayatında bazı hedefleri olduğunu ve başarmak için farklı planlar yapabileceğini göstermektedir. Hayallerde iki türlü duygu bulunabilir, korku ve merak. Korku duygusu, insanı kendisini savunmaya yönelik davranışlara iter; merak ise yeni şeyler üretmeye.

Olumlu Duygular; Sevgi Sevgi, insanlar arasında çekimi sağlayan, birbirlerine yakın hissettiren bir duygudur. Sevgi duygusuyla farklı olumlu duyguların birleştirilmesi, sevgi çeşitlerini ortaya çıkarır. Sevgi, ümitle birleşirse insanı motive eder, bağlılıkla birleşirse aşkı ortaya çıkarır. Sevgi eğer saldırgan özelliklerle birleşirse zararlı bir sevgi türü ortaya çıkar. Bu durumda kişi karşısındakini sürekli kontrol etmeye çalışır. Erotik sevgi ise koşullu bir sevgi türü olduğundan dolayı karşıdaki kişinin çekiciliğinin gitmesi durumunda biter. Bir diğer sevgi türü ise aşkın olan sevgidir. İnsanlar bazen bir güce bağlanma ihtiyacı duyar. Her şeye hakim olan bu güç, Yaratıcı’ya olan aşktır, Mevlana’nın Hakk’a olan aşkı gibi. Bir insanda sevme duygusunun fazla olması her zaman iyi bir şey olduğunu göstermez. Kişi sevmemesi gereken yanlış şeyleri severse kendisine zarar verir. Doğru sevme şekli, kişinin iyi şeyleri sevebilmesiyle olur. En yoğun sevgiyi görebildiğimiz kişiler, çocuklardır. Çocuklar ilk başta bütün sevgisini anne ve babasına verir, fakat sonradan bu sevgiyi hayatında önem kazanmaya başlayan diğer alanlara da dağıtır. Otistik çocukların beyninin sevgiyle alakalı bölümü tam olarak gelişmemiştir. Karşısındaki insanın sevgisini ve acı hissetmesini anlayamazlar. Sadece kendileri ile uğraşan kişilere değer verirler, onlar için yapmaları gereken doğru şey, kendilerini düşünmektir.

Sevgi eğer iyi yöndeki değerlerle birleşirse insanı iyiliğe; kötü yöndekilerle birleşirse de kötülüğe götürür. Sevgi gösteren bir insanın karşısındakine değer verdiğini anlayabiliriz. Sevgi duygusu ile korku zıttır; insanda sevgi fazlaysa korku duygusu azalır. Kısa ve uzun süreli sevgiyi insanın olaylara bakış açısı belirler. Kısa süreli bir sevgi; insanın gündelik hayatı, yemeyi, içmeyi sevmesi olarak görülebilir. Uzun süreli sevgi ise insanda aile içi ilişkilerin yönetimi gibi bazı şeyleri göze almayı gerektirir. Bilgece sevgi ise ölüm sonrasının da hesaba katılmasıdır. İnsan için ideal mutluluk, sevgisini ölüm sonrasını da düşünerek dengeli idare edebilmesidir. İnsan, yaşının ilerlemesiyle birlikte daha soyut şeylere yönelerek sevgisini daha da dengeli bir biçimde dağıtabilir. İnsanların sevgi duygularının azalıyor olması; “aile” ve “arkadaşlık” kavramlarının öncelenmesi sayesinde tekrardan harekete geçirilebilir. Evlilik sürecinde taraflarda öncelikli duygu sevgidir fakat zamanla bu sevgi iş ya da çocuklar gibi farklı alanlara dağılabilir. Burada sevginin dağılımını koruyabilmek önemlidir. Eğer bir insan karşıdaki kişiyi duygusal olarak anlamak istiyorsa ilk önce kendi duygularını tahlil edebilmelidir. Kendi duygularını ne kadar anlamlandırabildiyse karşı tarafı da o kadar iyi çözümleyebilir. Hayatta sevgisi az olan insanlar vardır, bu insanlar genelde acımasız olurlar ve mutsuzlardır. İnsan, depresyon durumundayken sevgi duygusu azalır, yaşamak istemez, hevesi kaybolur. Tam tersi sevginin çok yoğun olarak görüldüğü manik bozuklukta ise insanlar duygularını kontrol edemez, bu yüzden olur olmaz bazı şeylere gerektiğinden fazla önem verip aşırı bir şeklide sevebilirler bu da onlarda genelde üzüntüye sebep olmaktadır.

Olumlu Duygular 1- Güven, Özgüven, Ümit Güven duygusu, insanlarda ilk olarak anne ve babaya hissedilmesiyle başlar. Bir çocuk hayata karşı hazırlıksızdır ve bu durum, kuvvetli bir şekilde birine güvenme ihtiyacını ortaya çıkartır. Anne ve baba çocuğa sevgisini hissettirebilmelidir. En doğrusu çocuğu yapabileceği şeyler için motive etmeli, devamını ise kendisinin yapmasını beklemelidir. Çocuğun özgüvenini sağlamak ve disiplin kurmak arasında bir denge olmalıdır. Ailelerin çocuklara karşı güçleri değil akılları baskın olmalıdır. Çocuğun iyi olduğu bir dalda, ailesinden destek görürse daha başarılı olması muhtemeldir.

Güven ve itaat ilişkisi iki temele dayanır; gönüllü veya gönülsüz. Gönüllü olan itaat sevgiyle, gönülsüz olan ise korkuyladır. Korku ortadan kalkarsa itaat de biter. Özgüvenli insanlar girişkendir, risk alabilir, başarılıdır çünkü yanlışlarını düzeltmeye odaklanırlar. Fakat bunun da fazlası yine insana zarar verir. Bir anne çocuğuyla güven bağını iyi kurmalıdır, uygulayabileceği kuralları koymalı, çocuğun kurallara olan güvenini yıkmamalıdır. Çocuk eğitiminde çok yapılan bir yanlışın aksine cesaretlendirmeyi bir kural olarak eleştiriyi ise istisnai durumlarda kullanmak, güveni sağlamlaştıracaktır. Özgüvenli olan kişi, kendisiyle barışıktır. Kibirli insanların özgüvenli insanlardan farkı, kendilerini diğerlerinden üstün görmesi ve diğerleri gibi olma endişesi yaşamalarıdır. Özgüvenli insanın böyle bir derdi yoktur, kendini göstermeye ya da ispat etmeye gerek duymaz.

Ümit duygusu; motive olmanın en önemli ihtiyaçlarından biridir. Ümidi olan kişi hayatta gerekenleri yapacak gücü, kendinde bulabilir. Şanslı kişilerde görülen fırsatları fark etme ve onlara büyük bir ümitle bağlanma özelliği, bu kişilere başarı getirmiştir. Ümitvâr olabilmek, kişinin iyimser olabilmesinde saklıdır. En iyi ve başarılı liderler, iyimserdirler ve insanlara bu duyguları geçirebilirler. Zafer elde etmek isteyen komutanların çok küçük bir ihtimal olsa bile yenilgiyi kesinlikle akıllarına getirmemeleri gerekir. Ümitsizlik; insanları bitirebilir ayrıca gayretsizliği de beraberinde getirir. Ümitler doğru amaçlarla beraber olmalıdır ki insanı başarıya götürsün.

Olumlu Duygular 2 - İyimserlik, Merhamet, Mutluluk, Estetik İyimserlik; insanlarda doğuştan gelir, dünyaya ve olaylara olumlu bir gözle bakmak demektir. İyimser insanlar, başkaları ya da olaylarla ilgili olarak ilk başta olumlu şeyler düşünürler. İyimserlik, insanın sömürülmesine de yol açabilir bu yüzden insan tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamalıdır. Açıkça yapılan bir kötülüğe karşı iyimser olmaya devam etmek, bir savaşın ortasına korunmasız bir şekilde girmeye benzer. İnsan yaşadığı olaylarda gerçekçi iyimser olmalıdır, doğru tahlil etmediği bir olayın sorumluluğunu başkasına atarak kolaycı bir iyimserlik göstermemelidir. İnsanların hayata karşı bakış açısı, yaşam kalitesini de etkilemektedir. İyimser insanların diğer insanlara göre daha az hasta oldukları görülmüştür ayrıca bağışıklık sistemleri daha dayanıklıdır. İyimser insanlar, gelecek konusunda kolaylıkla motive olabildikleri için diğer insanlara göre daha başarılı olmuşlardır.

Merhamet ve şefkat duyguları birbiriyle bütünleşirler. Merhamet ve şefkat duygusunun, insandaki mutluluk hormonlarının salgılanmasına sebep olduğu araştırmalara göre kanıtlanmıştır. Yani buna göre mutlu olmayı amaçlayan bir insanın, bu duygularını geliştirmesi gerekmektedir. Merhamet ile bencillik ise birbirine zıttır. Bencillik artarsa merhamet duygusu da azalmaktadır.

Şefkat duygusu, merhametin olgunlaşmış hâlidir, buna saf ve koşulsuz bir sevgi göstermek de denebilir. Merhamet bir yönelimdir, şefkat ise sevgi temellidir. Şefkat ve merhametin gelişmesi ancak empati ile olabilir. Şefkatin empatiyle birleşmesi durumunda insan, dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakabilir hâle gelir. Çocukların küçük yaşta birbirlerine bakarak ağlamaları durumu ise sempatidir, yani çocuk karşısındaki acıyı ayırt edemez ve mevcut duruma aynı şekilde tepki verir. Ailelerin özellikle ergen çocuklara doğru empatiyi öğretebilmesi gerekir. Çocuğunun üzülmesine müsaade etmeyen aileler, onun bir olay karşısında zayıf kalmasına neden olabilirler. Mutluluğa ulaşabilmek için insan, ilk önce kendisini bilerek bir şeyler için harekete geçmeli ve sürekli insanlarla iletişim hâlinde olmalıdır. Yani mutlu olabilmek, doğru bir iletişim kurabilmekte saklıdır. Genlerinin insanların mutluluğu üzerinde bir etkisi olmaktadır. Araştırmalar genleri doğrultusunda hareket eden bir insanın mutlu olduğunu göstermektedir.

Estetik duygusu, insanda güzel olanı sevmeyi ifade etmektedir ve sağ beynin bir özelliğidir. Özgüvenli olan insanın estetik duygusu da yüksektir. Kendini güzel hissetmeyen bir insan aslında özgüven eksikliği yaşar. İç güzellik, insanlar tarafından ileri yaşlarda daha çok fark edilmektedir çünkü gözlem gerektirir. Güzellik duygusu aynı zamanda onaylanmak ve kabul görme isteğini de beraberinde getirir. Güzellik ve sergilenme ihtiyacı kavramlarının birbiriyle bağıntılı olduğunu bu sayede görebiliriz.

Olumlu Duygular 3- Sorumluluk, Vefa, Adalet, Sabır, Sonsuzluk Hissi Sorumluluk duygusu; insanların amaçlarını doğru önceliklere göre sıralayabilmesiyle alâkalıdır. İnsan, işlerini belirli bir sıraya ve öneme göre ayarlar dolayısıyla sorumluluklarına yeteri miktarda zaman ve enerji ayırmalıdır. Ayrıca kendi özgürlük alanı içerisinde, yaşadığı toplumun kültürel ve dini kurallarının sorumluluklarıyla dengesini iyi sağlayabilmelidir. Vicdan ise insanın iç disiplini anlamına gelir ve insanın yaptığı şeyleri kontrol edebilmesinde rol oynar. Vicdan, her zaman insanı doğru yola götürmeyebilir örneğin bazı insanların vicdanları sadece kendi menfaatinedir. Vicdan konusunda önemli olan toplumsal kural ve kanunlara uyum sağlamaktır. Vefa duygusu bir iyiliği unutmamaktır, sosyal öğrenme ile vefa duygusu gelişir. Vefalı insanlar çevreleri tarafından sevilir ve yanındakilere aynı zamanda güven verirler. Adalet duygusu, iyiliğe karşı iyi olmak ve kötülüğe karşı ise haksızlık yapmadan tavır almaktır. Adaleti bazı noktalarda etkileyebilen nedenler; insanın sevdiği birine kolay inanması, çözüm olarak zor bir karara varmak istememek ve çatışmalı bir sürece neden olmayı istememek durumlarıdır.

Olumsuz Duygular 1- Bencillik, Gurur, Kibir Bencillik; kişinin kendisini etrafında odak noktası olarak düşünmesi, bütün hareketlerinin kendi çıkarları doğrultusunda olması durumudur. Eğer yetişkin bir insan, bencilce davranıyorsa bu; ondaki zayıflığı ve aynı zamanda eksik kişiliği göstermektedir. Bencil insan, empati kuramaz; bencillik olumsuz duygulara sebep olduğu gibi insanı mutsuzluğa sürükler. Bencil insanlarda ümit duygusu çok az bulunur. Gurur ise toplum nezdinde; onur-değerlilik ya da kibir-böbürlenme olmak üzere iki ayrı anlamda kullanılmaktadır. İnsanların, hayatta değerli hissetmek gibi bazı psikolojik ihtiyaçlara da gereksinimleri vardır eğer ölçülü olursa bu hissiyat, insanı başarıya sevk edebilir. Oysa narsist duyguları baskın olan insanlar, sürekli kendilerini bir başarı içinde görmek istedikleri için bu durum sonuçta kendilerini rahatsız hissetmelerine yol açar. Gururlu insanlar eleştiri kabul etmekte çok zorlanırlar. Kibir ise gururlanmanın aşırıya kaçması durumunda görülür. Kibirli insanlar, çoğunlukla başarılı ve yeteneklidirler fakat sadece kendi egolarını tatmin etmeye çalışırlar, empati duyguları yoktur. Kendilerini diğer insanlardan üstte görürler, onlar gibi olmaktan çekinirler. Kibirli insanlar genelde mütevazi insanlarla birlikte olmaya çalışırlar fakat en küçük bir sorunda da onları da ezmeye çalışırlar. Kibir duygusunun zıttı; insanlarda düşük benlik algısıdır.

Olumsuz Duygular 2- Utanç, Şüphe Utanma duygusu halk söyleminde; “ar, namus” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Utanç, insanın olgunlaşmasına yardımcı olabilen yapıcı bir duygudur. Utanmanın zıttı yüzsüzlüktür. Bu insanlar kendilerini kontrol etmekte zorlanırlar. İnsanda utanmanın olmaması, sağlıklı ilişki kurmayı ve devam ettirmesini zorlaştırır. Sevgi ve utanma duygusu saygıyı oluşturur. Utanmanın belli bir ölçüde ve yerinde olması, kişinin sosyal hayatı açısından faydalıdır. Şüphe; insanda bulunan ana duygulardandır öte yandan kişideki endişe ve korku hislerini arttırabilir. Fakat olumlu yönde kullanıldığı takdirde kişiye faydalıdır. İnsanın hayatını sürdürebilmesi için belli bir miktarda şüphe, gerekli bir duygudur. Şüphenin faydalı bir diğer özelliği ise insanları düşünmeye ve sorgulamaya itmesidir. Soru sormak, insanın kendisini ve olaylara bakış açısını geliştirir. Her duyguda aşırıya kaçmanın insanı zarara sürüklediği gibi şüphenin aşırı olanı da kişinin mutsuzluğuna sebep olur. Şüpheci insanların bir ortak özelliği de alınganlıklarıdır. Herkese kuşkuyla baktıklarından dolayı insanların onlara kötülüklerinin dokunacağından endişelenirler. Şüphe duygusuyla baş edebilmenin yolu; yaşanan olaylarda akla gelen düşünceleri mantık çerçevesinden geçirerek akılda doğru bir şekilde sıralayabilmektir.

Olumsuz Duygular 3- Kıskançlık, Öfke, Üzüntü, Nefret Kıskançlık duygusu, insanda rahatsız bir hisse yol açar; kişinin doğruyu görmesine engel olur. Olaylar hakkında yanlış yorumlamalar yapmaya sebep olur. Bundan dolayı da kıskanç insanın aldığı kararlar doğru olmayabilir. Kıskançlık; yapıcı ve yıkıcı kıskançlık olarak ayrılır. Yapıcı kıskançlıkta insan, beğendiği şeye kendisi de sahip olabilmek ister ve bunun için çabalar. Yıkıcı kıskançlık ise karşı taraftaki özelliğin kendisinde olmamasına kızarak onda da olmamasını dilemektir. Bu durum kişinin karşı tarafa zarar vermesine sebep olabilir. Kıskançlık eğer düzgün bir şekilde yönetilebilirse insanı, kendisini geliştirmeye yönlendirir. Kıskançlık duygusunun temelinde aslında ego ve bencillik bulunmaktadır. Kıskanılan bir insanın bu durumu idare edebilmesi için tevazu göstermesi gerekir ancak bu şekilde kişi, karşı tarafın gözüne daha fazla batmayabilir. Öfke duygusu, ‘kısa süren delilik hâli’ olarak tanımlanır. Öfke anında insan aklına bir süre mukayyet olamaz. İnsan beyni öfke anında, üç kimyasal zehir salgılar. Kalp atış hızı çoğalır, gözbebekleri büyür, omuz ve boyun kasılır. Öfke eğer uzun bir müddet sürerse hipertansiyon oluşturur. Öfke duygusuna korku eklenmesi, insanı saldırganlığa yöneltir. Kin duygusu da insanda öfkenin uzun süre birikmesiyle açığa çıkar. Kindar insan affedemediği kişiye düşmanlık besler ve de karşı taraftan intikam almak ister. Olumsuz duyguların başkalarına anlatılması, o duyguları pekiştireceğinden dolayı bu duyguların fazla paylaşılmaması gerekir. Nefret duygusu ise aynı zamanda aşkla birlikte anılmaktadır. Bunun sebebi; bu iki duygunun zıt kutuplarda olmasındandır. Kişi, eğer sevgisinin idaresini yapamıyorsa karşı tarafın kabahatlerini olduğundan fazla görmeye başlar. Bu şekilde de o kişiye nefret beslemeye başlar. Kin ve nefret duyguları birbirine benzemektedir. Nefret duygusu, kin duygusunda olduğu gibi karşı taraftan intikam alma isteği uyandırmaz. Eğer kişide, nefret duygusu uzun bir müddet devam ederse kin duygusu da ona ilave olur.

Duygusal Zekâ Kişi, kendisini tanıma yolunda duygularını iyi tahlil etmelidir. Yüksek duygusal zeka sahibi insanlar, olaylar sırasında farklı fakat eşdeğer fikirler üretebilirler. Eğer bir insan korku yaşadıysa kaynağını araştırıp duygularını da tahlil edebilir. Doğu ve Batı felsefelerinin amacı; hakikate ulaşmak olmuştur. Batı, “güç”ü önemserken Doğu ise “adalet” kavramını öne çıkarmıştır. Çıkar gözetmeden herkes için âdil olmak, kavga ve hırs yarışları yerine uzlaşabilme ve yardımlaşmayı gerektirir. Genel olarak bakılırsa Batı, insanlardaki nefis ve dürtüleri tatmin etmeye öncelik vermiştir. Doğu felsefesinde asıl servet; akıl, asıl yoksulluk ise aptallıktır. Batı felsefesine göre yaşayan insanlar, aklı kutsal bir nesne hâline getirdiler. Bundan dolayı da duyguların insana tesirini göremediler ve bu durumun neticesinin iyi olmadığını görmeleriyle de duygusal zekanın bir gereklilik olduğunu fark ettiler. Batı, kısa süreli hazları öne çıkarırken Doğu ise daha uzun süreli tatminleri öncelemiştir. Duygusal zekâ da bu uzun ve kısa süreli hazların ortasını bulmayı amaçlamaktadır.