Genel

Büyülü öykülerin dehası Jorge Luis Borges kimdir?

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü twitter hesabında 6 Nisan 2020 tarihinde İşte Güney Amerika edebiyatının şahsına münhasır kalemi Jorge Luis Borges (24 Ağustos 1899 - 14 Haziran 1986) hakkında dikkate değer bir twit zinciri paylaştı. Dünya edebiyatına damgasını vuran Borges hakkındaki bu zinciri alıntılıyoruz:

1899’da Arjantin, Buenos Aires'te, yarı İngiliz (babasının annesi İngiliz’di), orta sınıf bir ailede doğar. Bu yüzden doğup büyüdüğü evde İngilizce ve İspanyolca konuşuluyordur ve bu durum, henüz çok küçük yaşlarda Borges’in iki dili de iyi öğrenmesine vesile olur.

Psikoloji eğitmeni, avukat ve “El Caudillo” adlı tek romanını güç bela yayınlamış yazar babası Jorge Guillermo’nun edebiyata merakı, Borges’i etkiler. Babasının kütüphanesi özellikle İngilizce kitaplarla sıkı ilişki kurmasına yardımcı olur. Bu ilişkiyi şöyle anlatacaktır: Sahip oldukları San Nicolas'taki arazi dahil, bütün malvarlığını kaybeden bir aileden gelen annesi Leonor Acevedo Suárez, Borges'e, serveti küçümsemeyi ve tasarruflu olmayı miras bırakır. 99 yaşında ölünceye dek birlikte yaşadığı annesi onun üzerinde babası kadar etkilidir.

10 yaşına gelmeden hikayeler yazmaya başlayan Borges, henüz çocuk yaşta yerel El Pais gazetesinde yayınlanacak Oscar Wilde’ın “Mutlu Prens” eserini İspanyolcaya çevirir. Çocukluğundan yaşlılığına kadar bütün bu entelektüel uğraşlarında yine en sert eleştirmeni annesi olacaktır.

Babasındaki göz rahatsızlığı sebebiyle I. Dünya Savaşı'nın çıkacağından habersiz, 1914’te tedavi için Cenevre’ye giderler. Savaş sebebiyle uzun süre Avrupa’da yaşamak zorunda kalacaklardır. Bu dönem Borges, Calvin Koleji'ne devam ederek Latince, Fransızca ve Almanca öğrenir. Rimbaud, Mallarmé, Verlaine gibi sembolistlerle tanıştığı bu dönem Schopenhauer ve Walt Whitman'ı da keşfeder. Bunlar edebiyat ve felsefeyle ilişkisini güçlendirir. Biricik şair dediği Whitman’dan öyle etkilenir ki onu okuduğunda “Ayaklarım yerden kesildi” ifadelerini kullanır.

Savaşın bitmesiyle (1919) İspanya’ya taşınan ailenin genç bireyi yazarlığa daha da ilgi duyar. Aile 1921’de Buenos Aires’e geri döner. 1923’te ilk şiir kitabı Buenos Aires Tutkusu (Fervor de Buenos Aires) adıyla çıkar. Bu aynı zamanda onun yazarlık kariyerinin başlangıcıdır. 1924-1933 arası pek çok farklı yazısı ve şiiri yayınlanır. Luna de Enfrente 1925'te, Cuaderno San Martín 1929'da basılır. 1933-34’te Crítica gazetesinde yazdığı yazılar hemen sonra Alçaklığın Evrensel Tarihi (Historia Universal de la Infamia) adıyla derlenip yayınlanır.

1935’te yayınlanan Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde Borges, önceden yazılmış bazı hikâyelerdeki karakterler ve düşünceleri yeniden kurgulayarak farklı bir yazım biçimi geliştirir. Gerçeküstü öğeler taşıyan hikâyeler sonrasında “büyülü gerçekçilik”in ilk örneklerinden olacaktır. 1935’te yazdığı ve hayali bir romanı eleştirdiği Al-Motasim’e Bir Bakış isimli öykü de Borges tarzının ilk örneği sayılır. 1936’da denemelerini topladığı Sonsuzluğun Tarihi (Historia de la Eternidad) adlı kitabı yayınlanır.

Bu dönemde maddi sorunlar yaşayan Borges il kütüphanesinde çalışmaya başlar. Kütüphanedeki mesaisi esnasında bir yandan klasikleri okurken, diğer yandan V. Woolf, W. Faulkner gibi isimleri İspanyolcaya kazandırır. Diğer yandan yazmaya da devam eder.

1930’dan 1940’ların başına dek ciddi bir duygusal ilişkisi olmayan yalnız bir adamdır. 1938’de kafasını bir pencerenin köşesine çarparak kaza geçirir. Uzun süre yatakta kalır. Uykusuzluk, halüsinasyonlar, kabuslar peşini bırakmaz. Adeta yaşamla ölüm arasında gidip gelir. Sonradan “Güney” öyküsünde de anlatacağı kaza aslında Borges’i Borges yapar. Toparlanıp kendine kaldığı bu dönemde yazmayı sürdürür. Önemli metinleri bu dönemde ortaya çıkar. Harold Bloom bu olayı, “Borges o kazadan sonra ölseydi, bir hiç olarak ölecekti” şeklinde anlatır.

Bu dönem, “Pierre Menard, Don Quixote’un Yazarı” ve “Tlön, Uqbar, Orbis Tertius”u yazar. Hikâyeler edebiyat dergisi Sur’da basılır. 1941’de bu öyküleri topladığı Yolları Çatallanan Bahçe çıkar. Aynı hikâyeler “Artifices”e eklenerek 1944’de Ficciones adıyla tekrar basılır. 1940’lardan itibaren El Hogar’da adının duyulmasını sağlayan faşizmi, Nazizm’i, anti-semitizmi eleştiren muhalif ve radikal siyasi yazılar yazar. Juan Peron’un 1946’da iktidara gelmesiyle yazdıklarından ötürü kütüphanedeki işinden atılır ve bir süre gıda müfettişliği yapar.

İşten atılması ona pek çok Latin Amerika ülkesini gezme imkânı sunar. Borges pek çok farklı konuda seminerler vererek para kazanır. Bu dönemde ülkesindeki baskıcı rejim, annesi ve kız kardeşinin hapse girmesine sebep olur. 1949’da ikinci önemli kitabı Alef (El Alef) basılır. 17 öykülük Alef, eleştirmenlerce Borges’in en iyi eseri olarak görülür. Esere adını veren Alef, İbranicenin ilk harfidir (Arapçadaki Elif). 1944’te tanıştığı ve birkaç yıl arkadaşlık ettiği hatta kitaba adını veren öykü Alef’i ithaf ettiği Estela Canto’nun kitaba etkisi çoktur.

1955’te, Kilise tarafından da aforoz edilen Peron, muhaliflerin ayaklanması ile devrilir. Bu dönem sonunda Borges, Arjantin Ulusal Kütüphanesi müdürlüğüne getirilir. Bu tarihlerde babasından aldığı genetik miras yüzünden zaten iyice bozulan gözleri tamamen kör olur. 1956’da getirilip 12 yıl yürüteceği Buenos Aires Üniversitesindeki edebiyat profesörlüğü görevi sırasında Borges’in yazı yazmasına annesi, arkadaşları ve sekreteri yardımcı olur. Düşsel Varlıklar Kitabı, Brodie Raporu ve son öykü kitabı Kum Kitabı geç dönem önemli eserlerindendir.

1961'de Samuel Beckett'le birlikte Uluslararası Yayımcılar Ödülü'nü (Formentor Ödülü) kazanır. Bu ödülle, geç de olsa uluslararası bir tanınırlığa ulaşır. Gözlerinin görmeyişi, kendi yazdıklarını kendi gözünden okuyamıyor oluşu onun daha çok şiire yönelmesine sebep olur. Hayatındaki en baskın kişi olan annesi 90 yaşına geldiğinde Borges’e Elsa Astete isimli bir kadınla evlenmesi için baskı yapar. Kadın, edebiyata ve Borges’in fantastik dünyasına ilgisizdir. Yine de 1967’de evlenirler. Borges’in bu facia evliliği sadece 3 yıl sürer.

1970’li yıllarda ABD’de birçok üniversitede ders verir. 1973’te Peron yeniden iktidara dönünce kütüphane müdürlüğünden istifa eder. Dersler, seminerler vermeye ve yolculuk yapmaya devam eder. 1975’te bütün bir hayatını birlikte geçirdiği annesi öldüğünde Borges 76 yaşındadır. 1976’da Peron iktidarı yeni bir askeri darbeyle son bulunca Borges bunu coşkuyla kutlar, ordu mensupları ile yemek yer ve onlara methiyeler düzer. Ölümünden çok kısa süre önce bu yaptıklarının yanlış olacağını fark edecek ve yoğun bir vicdan azabına kapılacaktır.

Borges, annesinin ölümünden sonra üniversite yıllarından öğrencisi olan ve öykülerini yazıya da geçiren sevgilisi Maria Kodama’yla dünya yolculuğuna çıkar. Maria, Borges’in hayatında baskın bir kişi olur ve vasiyetini onun lehine değiştirerek tüm varlığını Maria’ya bırakır. Maria Kodama ile İstanbul, Venedik, Atina, Cenevre, Roma, Paris ve Madrid gibi şehirlere yaptıkları geziler, Kodama’nın çektiği fotoğraflar ve Borges’in notlarıyla birlikte, daha sonra Atlas adıyla kitaplaşır.

1977'de körlük hakkında verdiği bir konferansta, körlük sayesinde, şiirin, her şeyden önce müzik (sesler) olduğunu, Anglosaksonca öğrenirken, herhangi bir yabancı dildeki her bir kelimenin bir nağme, kendi içinde bir şiir olduğu keşfettiğini ifade eder.

Karaciğer kanserine yakalanan Borges, Maria’yla 1985'in Kasım’ında Cenevre’ye gider. Kodama ve Borges 1986'nın Nisan’ında Paraguay'da temsilen evlenir. “Anlamadığım bir dilde ölmek istemiyorum” diyen Borges kısa süre sonra 14 Haziran 1986'da ölür ve Cenevre’ye gömülür.

Literatüre kazandırdığı Borgesvari yazmak tabiri, dünya edebiyatına kattığı yenilikçi ve fantastik bakış açısı ile geride bıraktığı onlarca ölümsüz eseri ışığında Jorge Luis Borges’i saygıyla anıyoruz…