Genel

Akademik bazı kavramların özü ve hakikatin tahlili hakkında manifesto

"Akademi nedir? Atıf nedir? Akademik yayınlar neden okunmuyor? Hakemli dergiler neden faydasız? Bilimsel mi, akademik mi?" sorularına cevap arayacağımız tahlillere adım adım hep birlikte bakalım. Zafer Kalfa yazdı.

Akademik makalenin bilimsel olma zorunluluğu yoktur; Bu, bilim ve akademi kavramlarının anlamlarına vakıf olamamışların safsatasıdır!

Bilimsellik deneye ve kanıta, akademi ise muhakemeye mecburdur; Bilimsel olabilmek için akademik olmaya gerek vardır ama akademik olmak için bilimsellik zorunlu değildir.

Akademi yalnızca nesnel bilgi veya deneyden değil ama ayrıca ve ziyadesiyle felsefî, tinsel, teolojik ve politik ilke, olgu ve hadiselerden beslenen bir kurum / âlemdir; Akademi, NASA değildir!

İddia edildiği gibi; bilimsellik ile atıf (alıntılama) arasında doğrudan ya da dolaylı bir ilişki de yoktur; Yağmur hakkındaki düşüncelerim bir başkasının yağmur hakkındaki düşünceleri ile örtüştüğünde buna bilimsellik denemez; fikir özdeşliği denir.

Bilimsellik, nesnel ölçütler ile ispat edilebilme ilkesine yaslanır ve her alıntılamayı bir ispat saymak, her fikri ucu ispata çıkan bir nesnel deney konusu haline getirmeyi zorunlu kılar ki bu da diyalektiğin inkârıdır; Kandinsky’nin soyut sanat kuramını, Newton mekaniğine atıfta bulunarak açıklayamazsınız. Tersi de mümkün değildir.

Atıf, yazar gibi düşünen başkalarının da olduğunu gösterir ama yazarın haklı olup olmadığı halâ müphemdir; Kuram bir kanıt değildir. Atıf da bilim değildir!

Bu durumda atıf ile bilimsellik arasında bağ kurmanın ve makalenin ancak atıf bolluğu ile bilimsel olabileceğini dayatmanın zaten bilimsel bir tavır olmadığı da açıktır; Bilimsel olmayan bir şey, bilimselliğin şartı yapılamaz.

Hele de sanat sahasında /akademisinde nesnel kanıtlanabilirlik, sanatın ontolojisine aykırıdır; Sanat, deney değildir!

İçinde atıflara çokça yer verilmiş olmasının, bir metne bilimsellik kazandırdığını öne sürmek, taraftar sayısı fazla olan takımın şampiyon olacağını iddia etmek gibi ahmakçadır; Vasıfsız akademisyenlerin ağırbaşlı görünebilmek için dört elle sarıldıkları bir kozdan ibarettir bu.

Ne ki atıf, bilimsel değil akademik olabilmenin; metni, bir fıkra ya da köşe yazısından daha iddialı ve savunulabilir hale getirmenin koşuludur; Ve fakat tek koşul değildir. Dipnot: Vasıf Kortun’un ifadesiyle; "Teoriye kanıt süsü vermeyi yeğleyen, isim serpiştirmeci” akademisyenler. (bkz: Kortun, Vasıf. 1998/2016. Eleştirmenlerin Kaleminden Bedri Baykam, Piramid Yayıncılık, s.99).

Atıf, savunulan / karşıt olunan fikir hakkında okuyucuyu farklı beyinlerden bilgilendirmek veya öne sürülen savı, akla gelmeyen daha güzel, daha anlaşılabilir cümleler ile izah etmekte kullanılabilir ve kullanılmalıdır ama bunun için öncelikle savunulacak / karşıt olunacak bir fikir bulunmalıdır; Akademisyenlerin büyük çoğunluğunda böyle bir fikir bulunmadığı bütün bir makaleyi alıntılar ile doldurmalarından anlaşılmaktadır.

Bir konu hakkında başka birinin / birilerinin yazdıklarını alıntılamak bilim değildir; yalnızca başka birinin / birilerinin yazdıklarını alıntılamaktır; Günümüz akademisinde bu, ‘bana inanmayacağınızı biliyorum, ona sorabilirsiniz’ deme zavallılığının akademik formülüdür.

Atıf dayatması bir yönüyle de, yargı aşamasına erişmiş akademisyenlerin genç beyinleri küflenmeye terk etmekten haz aldıklarının kanıtıdır; Eğer retorik yeteneği zayıf ise ‘Bana inanmayacağınızı biliyorum ama böyle düşünüyorum’, deme cesaretini gösteren herhangi bir akademisyenin unvan alma olasılığı da zayıftır ne yazık ki.

Genç bir akademisyenin, kendi düşüncelerini yazmasına / savunmasına hoş bakılmayan bir ortamda atıf delisine dönüşmesi üzücüdür ama şaşırtıcı değildir; Akademik dünya bir çeşit liberal faşizm yatağıdır.

Başka kişilerin yazdıklarını okumak, hiç hesapta yokken yeni ve parlak bir fikrin doğmasını sağlayabilir. Gerçek bir atıf, tam bu haliyle ortaya çıkmış o parlak fikrin kaynağına bir saygı duruşudur. Dayatma altındaki akademisyen ise önce yazacağı bir konu bulmaya zorunlu olduğu için topladığı kaynakların içlerinde atıf aramaya başlar (Günümüzdeki en kestirme yolu, download, ctrl+f’dir); O bir araştırmacı değil derlemecidir artık.

Tek veya esas koşul haline getirilmiş atıf, kendi görüş ve iddiasını yaratma zahmetinden kurtulmanın keyfini sürmeye alışmış akademisyenlere; taklide ve kimliksizliğe kapı aralamaktadır; Akademi, kimliksizliğin unvana dönüştüğü bir saha olamaz!

Atıf kutsallaştırması, atıf yorumlama yetisinden mahrum akademisyenlerin hem bilimsel hem de akademik sahayı çöplüğe çevirmesine yol açmaktadır; Yorumlanamayan atıf, pişirilmeden müşteriye sunulmuş bir fasulyeden farksızdır; herkes gidip pazardan alabilir. Bunun için unvana gerek yoktur.

Akademik bir metin içinde bilimsellik ise yer, tarih ve özne gibi yoruma kapalı veriler hakkında belge (gazete sayfası, mektup, fotoğraf, el yazısı vb.) sunabilmektir; Bugünün akademisi, belge bulma / yorumlama / sunma yetisinden yoksundur.

Şayet bilimsel (ispatlanabilir) olunacaksa da bunun yolu -dır, -dir, -mıştır, -miştir kiplerinden örülü sıkıcı bir dil kullanmak olmamalıdır. Bilimselliği metin içi alıntılara bağlamak gibi yazı diline / üslubuna indirgemek de akademik acizliği örtme çabasından ibarettir; Ciddi bir dil kullanmak, ciddi bir fikir savunulduğu anlamına gelmez.

Akademik / hakemli dergilerin ekseriya hakemleri de bu yanılgının ağında asılı oldukları için özgün ve şaşırtıcı akademik metinler okumak her geçen gün daha da zor bir hale gelmekte; bu önemli mecra, atıf yığınlarından ibaret (bilimsellik süsü verilmiş) faydasız yazıların mezarlığına dönüşmektedir; Akademi, okuyucuyu yeni okumalara teşvik etme özelliğini hızla yitirmektedir.