Genel

18. yüzyılda kitap sayısı tavan yapmış, hani Osmanlı geriliyordu!

Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan Sahn-ı Seman Medresesi, İlim Yayma Cemiyeti’nin çalışmaları sonrası birkaç yıl önce yeniden eğitim öğretim hayatına başladı. Osmanlı merkezli ve İslam ilim geleneğine göre faaliyet ve projeler yürüten medrese, iki yıldır üniversite sınavıyla öğrenci alıyor.

Twitterda (@sahnisemaniyc) isimli profilli paylaşımlar yapan Sahn-ı Seman Medresesi, geçtiğimiz Nisan ayında Marmara Üniversitesi Rektörü Erol Özvar’ın yaptığı sunumdan hareketle bir zincir paylaştı. “15-18. yüzyıllar nüfus-medrese oranları; kitap sayıları ve değişimi; kitap konuları ve değişimi ve kağıt fiyatları bize ne söyler?” konusu üzerine ilginç bilgileri içeren bu zinciri alıntılıyoruz:

Bu araştırmasında 60 bin cildi kapsayan yazma eser katalogları incelenmiştir. 15-18. yüzyıllar arasında Osmanlı coğrafyasında telif, tercüme ve istinsah edilen eserlerin sayısından yola çıkılarak hangi dönemde hangi alanda daha çok eser üretildiği hakkında sonuçlar ortaya çıkmıştır. 17. yüzyıldan itibaren Osmanlıların ilmi üretkenlik adına kayda değer bir katkısının olmadığı vurgulana gelmiştir.

Medreselerde 16. yüzyılın sonlarından itibaren akli ilimlerin ihmal veya terk edildiği, kayırmacılığın hâkim olduğu ve nihayet bu kurumların bozulduğu ve nitelikli telif faaliyetlerinin durakladığı iddia edilmiştir.

Gerileme paradigması ile çalışan düşünce tarihçileri 17. yüzyıl Osmanlı fikir hayatını donuk ve kısır tartışmalar içinde gördüler ve neredeyse bu yüzyıldaki fikri tartışmaları, medrese-tekke çatışmasına indirgediler.

Son zamanlarda revizyonist çalışmalar yapan araştırmacılar 17. yüzyılda Osmanlı coğrafyasında entelektüel merak ve üretkenliğin nasıl değiştiğine dair sorular ortaya atmakta, bu yüzyılda geniş İslâm coğrafyasında yeni entelektüel etkileşim ve tartışmaların varlığına dikkat çekmektedir.

Osmanlı toplumunda kitabın üretimi ve yaygınlaşması ile medrese, daru’t-tıp, daru’l-kurra ve daru’l-hadis gibi yükseköğretim kurumlarının artışı arasında bir ilişki vardır. Bu kurumların çoğalması klasik İslâmi ilimlere olan ilgi ve bunlarla alakalı eserlere yönelik talep üzerinde etkili olmuştur.

15. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında Osmanlı coğrafyasında bulunan medreseleri incelediğimizde hem medrese hem de öğrenci sayısında ciddi bir artış olduğu dikkat çekiyor.

Örneğin 15. yüzyılda ortalama beş bin haneye 230 öğrenci düşüyorken 18. yüzyılda 452 öğrenci düştüğünü görüyoruz. İstanbul özelinde düşünürsek her yüz erkeğin 5’i medrese öğrencisiydi denilebilir.

Bu çalışmada bizim ulaştığımız bulgular da Osmanlı dünyasında kitap üretiminin artarak devam ettiğini gösteriyor. İslam ilim mirasının 100 ülkeye dağıldığı, toplam yazma eser sayısının tahminen 2.5 milyon civarında olduğu kabul edilirse, bunun 500 bin civarı Türkiye'de bulunmaktadır.

Eser üretiminin yüzyıllar içerisindeki dağılımına baktığımızda 15. yüzyılda 4076, 16. yüzyılda 8349, 17. yüzyılda 14249 ve 18. yüzyılda 24469 olarak bir yükseliş trendinde olduğu görülmektedir. Osmanlı coğrafyasında 15-18. yüzyıl arasında yazma eser üretimi 6 kattan fazla artmıştır.

Aynı dönemde Osmanlı nüfusu 3-3,5 kat artmış gibi gözüküyor. Bu bize kitap üretiminin nüfustan en az iki kat daha fazla yükselmiş olabileceğini gösteriyor. Buna bakarak, kitabın zaman içinde Osmanlı nüfusu için daha ulaşılabilir olduğunu söyleyebiliriz.

Hane sayısına düşen eğitim kurumları zaman içinde artmıştır. Bu sonuç, uzun vadede kitaba olan talebi de harekete geçirmiştir. 17. ve 18. yüzyıllarda medrese kütüphanelerine ilave olarak yeni kütüphane türlerinin Osmanlı toplumunda yaygınlaşması da bu gözlemi teyit ediyor.

Metinlerin alansal çeşitliliğine baktığımız zaman % 40 fıkıh, % 18 tasavvuf ve % 12 kelam eserleri İslami ilimlerde başı çekerken %42 tıp, %28 tabii ilimler ve %14 askerlikle ilgili eserleri, teknik ilimlerde başı çekmektedir. Eser sayıları teknik ilimlerde çok daha fazladır.

Osmanlı tarihinin askeri, siyasi, iktisadi ve ilmi olarak durgunluk ve çöküş mefhumuyla tavsif edildiği 17. ve 18. yüzyıllarda kitap neşriyatının sadece geleneksel dini ilimlerde değil, tıp ve tabii-tatbiki ilimlerde de artarak devam ettiğini gösteriyor.

Yazmaların fiyatları Osmanlı dünyasında ucuzladı mı? Konuyla alakalı bazı çalışmalar, 17. ve 18. yüzyıllarda ithal edilen kâğıt fiyatlarının ucuzladığını ve bu gelişmenin kitap maliyetlerini düşürerek düşük gelirli grupların kitap sahipliğini arttırdığını ileri sürer.

Bu çalışma ilgili iddiayı test etmek için İstanbul’a ait kâğıt fiyatlarını tespit etti. Buna göre 17 ve 18. yüzyıllarda İstanbul piyasasında kâğıtların fiyatları, cins ve ebatları birbirinden farklı olmakla birlikte, Avrupa kentlerinde tedavül eden kâğıtlardan nispi olarak daha pahalıdır.

İstanbul için 17. yüzyıl fiyat verileri kâğıt fiyatlarının seyrinin inişli çıkışlı olduğunu gösteriyor. Fiyatların 17. yüzyılın ilk yarısında nispeten ucuzladığı, ikinci yarısında ise pahalılaştığı, fakat sonraki yüzyılda ise ilgili kâğıtlar için düşüş trendi içinde olduğu görülüyor.

Bu çalışma fiyat konusunda yazma eserleri değerlendirirken kâğıt kadar diğer maliyet unsurlarına bakmak gerektiğine işaret ediyor. Eseri kâğıda döken ve çoğaltan kimselerin sayısının zaman içinde arttığını ve bunun emek maliyetlerini düşürmüş olabileceğini vurguluyor.

Nüfusun büyük çoğunluğu için iktisadi refah artışının çok yavaş değiştiği veya gelirlerin durağan seyrettiği devirlerde, Osmanlı toplumunda kitap talebini ve dolayısıyla üretimini fiyatlardan ziyade seçkin zümrelerin kitaba yönelik eğilimi harekete geçirmiştir denilebilir.