“Fethullah Gülen Cemaati Geliyor!” Can Kozanoğlu bu başlığı “İnternet, Dolunay, Cemaat” adlı kitabında atıyor.
Yıl 1997. Başlıktaki ünlem hem tehlikeyi işaret ediyor hem ironi yapıyor.
Can Kozanoğlu şu çıkarımlarda bulunuyor:
Fethullah Gülen, bir Krishnamurti’dir.
Mevsimi gelince, kendi deyişiyle çıkıp bir şeyleri anlatıyor.
Bir Myung Moon’dur.
Anti-komünist bir kilise yapısının harcından Dünya Hıristiyanlığının Birliği Derneği'ni yoğuran gizemli Moon Tarikatı'nın kurucusu gibi hareket ediyor. Gülen, ticarî şirketler, finans kurumları, medya ağıyla ulusal ve uluslararası ekonomik faaliyetlerle bir Moon tarikatı kuruyor.
Gülen Scientology Tarikatı gibi cemaati, organizasyonlarına ünlü isimlerin, "star"ların katılmasına büyük önem veriyor.
Ve ilave ediyor:
Fethullah Gülen, geçmişe göndermeler yapıp hayli muğlak ve "gizemli" bir gelecek tasavvuruna da ses verebilen, çağ'ı reddeden bir new age-yeni çağ sözcüsüdür.
Can Kozanoğlu basını takip etmiş ve malzemeyi basından toplamış
Bu çarpıcı sonuçlarla bitirilen kitabın girişi de şöyle:
“Türkiye'nin uluslararası çapta, ülkesinin ve çağının nabzını tutan, kitlelerin bağrına bastığı bir lider beklediği doğrudur. Sevenleri sevmeyenlerinden daha fazla, 21. yüzyılı okuyan, tarihî dinamiklerimizi çağdaş yorumlarla kuşandırıp asırlarca parlayacak medeniyet meşalemizi yeniden yakacak o lideri hepimiz bekliyoruz. Ancak o içimizden çıkacak. Onu bütün bir toplum olarak bizler, hepimiz ön plana çıkartacağız. O attığı adımların doğruluğu, siyasî hırslarının olmayışı, makam mansıp peşinde koşmayışı ile hepimizin gönlünde önce taht kuracak. O, öyle bir el olacak ki, sadece birilerinin başını değil bütün toplumun başını okşayacaktır. Biz onda, kendimiz için değil, milletimiz ve insanlık için yaşamanın pırıltılarını bulacağız... Beklediğimiz liderler, kendilerini en iyi şekilde yetiştirmiş, kariyer sahibi, şahsiyet abidesi, müşavere ehli kadrolarıyla geleceklerdir.” (Hüseyin Gülerce, Zaman, 2 Aralık 1996)
Can Kozanoğlu’nun özel kaynakları yok. O basını takip ediyor ve malzemeyi basından topluyor.
Bundan sonraki paragraflarda FG şu notlarla yer alıyor:
"Demek ki bunun mevsimi gelmiş. Belki benim aklıma yatıyordu. Bazı endişelerim de vardı. Genelde arkadaşlarımız, 'Mevsimidir, çıksak bazı şeyleri anlatsak' dediler. O kadar çok dostumuz bana bu meseleyi ifade etti ki, ileri seviyedeki arkadaşlarımızdan birisi; 'Ne olur, Allah aşkına çıkın artık' dedi."(Eyüp Can, Fethullah Gülen Hocaefendi ile Ufuk Turu, AD Yayıncılık, İstanbul, 1996.)
Zamanlama iyidir, tam vaktidir, mevsimidir. Fethullah Gülen, kendi deyişiyle "çıkar". Büyük gazetelere söyleşi üzerine söyleşi verir, televizyon programlarına "özel bölüm" olur, beş yıldızlı otellerin balo salonlarında düzenlenen yemeklerde yüzlerce seçkin davetliyi ağırlar, siyasî liderlerle açık görüşmeler yapar, cemaatinin uzantısındaki kuruluşların toplantılarında kürsüye ve kameraların karşısına çıkar. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nca verilen, bir anlamda Fethullah Gülen cemaatinin Oskarları sayılan hoşgörü ödüllerinin dağıtım töreni ise, renkli simalarıyla, gazetelerin politika sayfalarından televizyonların magazin programlarına kadar geniş bir yayın yelpazesini besler.
Tansu Çiller'den Bülent Ecevit'e, Mesut Yılmaz'dan Hikmet Çetin'e tüm laik liderler birbiri ardınca Gülen'i över, Hocaefendi'yle yakınlıklarını vurgularlar. Batılı düşünceye yakın, liberal köşe yazarları ona büyük önem atfeder, bu yaklaşım haber sayfalarına da yansır. Örneğin Gülen'in denetimindeki Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, RP ile karşılaştırılarak yüceltilir.
Kozanoğlu şöyle devam ediyor:
“Gözyaşlarıyla duygusal, ordu-millet söylemiyle milliyetçi ve savaşçı, hoşgörü söylemiyle barışçı; çağa ve sisteme uyumuyla, bir örnek olarak koyu Galatasaray taraftarlığıyla modern, insanlığın gidişatına ilişkin yakınmalarıyla, bazı ahlakî değerlendirmeleriyle ve yine bir örnek olarak Kırkpınar tribünlerindeki varlığıyla gelenekçi.” (Ömer Laçiner, "Postmodern Bir Dinî Hareket: Fethullah Hoca Cemaati", Birikim, sayı 76, Ağustos 1995.)
Bu uyum, Fethullah Gülen'in ve cemaatinin yükselişinde önemli rol oynayacaktır. Finans kurumları devreye sokulur, güçlü şirketler kurulur. Televizyon kanalı, radyosu, gazetesi, dergisi ile eksiksiz bir medya portföyü oluşturur cemaat. Türk filmleri yeniden popülerleşirken filmler, televizyon dizileri finanse edilir; spor kulübü satın alınır. Beşiktaş'ın eski yöneticilerinden İhsan Kalkavan'ın deyişiyle Hocaefendi ister ve Nişantaşı Spor Kulübü, 2. ligdeki profesyonel takımıyla birlikte devralınır.
Şahin Alpay, Milliyet’te, 4 Kasım 1996’da şunları yazar:
"Birçoğunu gezip gördükten sonra, Orta Asya'daki Türk okullarında modern bir eğitim alan, İngilizce öğrenen gençlerin gelecekte ülkelerinin siyasî, ekonomik ve kültürel hayatında söz sahibi olacakları konusunda en küçük bir tereddüdüm yok."
“Uzun vadeli bir projenin aşamalarını izlediği kesin”
Kozanoğlu fotoğraftan şu sonucu çıkarıyor:
“Onca kolej kurmanın, üniversiteye hazırlık dersaneleri zinciri oluşturmanın, yurtdışına yüksek lisans için onca eleman yollamanın, bazı çocukları ta ortaokuldan alarak mühendisliğe, bazı çocukları Mülkiye'ye hazırlamanın, eğitim, sağlık ve güvenlik teşkilatında kadrolaşmaya çalışmanın temelinde yatan etken bu. Günü geldiğinde iyi yetişmiş mühendislerden, yabancı dil bilen teknik elemanlardan, akademisyenlerden, donanımlı medya çalışanlarından, valilerden, kaymakamlardan, emniyet müdürlerinden oluşan eksiksiz bir kadroya sahip olmak. Bunlar değerlendirme, yorum, tahmin "yakıştırma" bile diyebilirsiniz. Ancak Fethullah Gülen cemaatinin uzun vadeli bir projenin aşamalarını izlediği kesin. Söylemlerine de derinden işlemiş, Allah'ın hazırladığı "master plan"lardan söz ettirecek kadar plancı, projeci bir yaklaşım. Bu işi hazırlayan Allah (cc), çağın kudsilerine böyle bir misyon yüklemiştir."
“Gülen'in çalışmaları güzel ama birey ve özgürlükten çok cemaat ve sadakat vurgulanıyor. Hoca'nın felsefî boyutu çok geniş olmakla beraber, cemaatin felsefî ve estetik boyutu yok denecek derecede.” (Milliyet, 18 Eylül 1996 Hakan Yavuz)
Kapısı siyasi liderlerce aşındırılan bir vatandaş(!)
12 Eylül’den sonra Millî Güvenlik Konseyi üyesi arkadaşları adına konuşan Kenan Evren'le Fethullah Gülen'in bazı konuşmaları büyük benzerlik arz etmektedir. Değerlendirmelerine destek olarak kullandıkları örneklere kadar: "Komünizme selam dur, Türk askerini arkadan vur!" "Fethullah Hocaefendi ne söylüyorsa doğrudur"diyen CHP Ankara milletvekili Ali Dinçer'e mi kulak vermeli?
İşin ilginç yanı, Fethullah Gülen de 12 Eylül döneminde uzun süre arananlar listesinde yer alacak ancak yakalanmayacaktır. Ancak Türkiye'yi iğne deliğine kadar altüst eden bir darbe yönetiminin Fethullah Gülen'e ulaşamaması, Gülen'in 12 Eylül yorumlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, soruları uzun bir hikâyenin köklerine kadar uzanıyor.
Bugün için önemli olan, örneğin, "sert çıkışlarıyla bilinen Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi Paşa'dan Fethullah Hoca'ya kutlama"haberleri. Ya da şöyle bir spot: "Sürpriz diyalog! Hükümeti kuşatma harekatı başlatan Mesut Yılmaz, Fethullah Hoca ile görüştü." Fethullah Gülen cemaatini siyasal İslâm'a karşı sade Müslüman alternatifi olarak gösteren gazete ile bu spotu kullanan gazete aynı gazetedir (Milliyet Gazetesi)
90'ların ortasından itibaren, Fethullah Gülen'in seçim dönemlerinde, hükümet krizlerinde ve sair zamanlarda liderlerce ziyaret edilmesi, iade-i ziyaretlerde bulunması rutine binmiştir. Doğrudan Gülen'in işaretiyle oy kullanacak seçmen sayısına ilişkin tahminler, bu "yüksek" ilgiyi tam olarak açıklamamaktadır ve ilgi her geçen gün artmaktadır. Bülent Ecevit Hocaefendi'nin üzülmesine çok üzülür. Hikmet Çetin Gülen'i yakından tanıdığını sık sık dile getirir, Mesut Yılmaz hükümet arayışlarında, Tansu Çiller destek arayışlarında ona başvurur. Fethullah Hoca'ya bakılırsa, herhangi bir vatandaş olarak fikirlerini iletmektedir liderlere. Ancak Cumhuriyet tarihi, kapısı liderlerce aşındırılan başka herhangi bir vatandaş örneği kaydetmediğine göre...
“Rahatsız eden başka bir husus, Fethullah Hoca'nın cemaat içinde oldukça otoriter bir yönetim anlayışına sahip olması ve herkesi 'aynılaştırma' çabası." (Milliyet, 18 Eylül 1996, Hakan Yavuz)
Gerçekten de cemiyetin ya da cemaatin içinde Gülen'e yönelik bir mutlak itaat tavrının, hiç değilse Hoca'nın sözlerine ve kerametine atfedilen bir tartışılmazlığın varlığı açık. Bu, çeşitliliğin, renkliliğin ve bireyin yeşermesine uygun bir ortam değil.
Uygun iklimde sürdürülen bir denge ve zamanlama oyunu
Cemaatin kendine ait bir medya ağı oluşturmasına ve Fethullah Gülen'in "çıkış'ına rağmen, hâlâ bir kapalı kutuyla karşı karşıyayız. Sovyetler Birliği dağılırken bölgeye "tam vaktinde" giren arkadaşlar, hükümet-liderler düzeyindeki görüşmeler, plancı projeci bir yaklaşım; Türkiye'de ve yurtdışında okullar, dersaneler; beklenen lidere eşlik edeceği söylenen "kariyer sahibi kadrolar", finans kuruluşları, sanayi kuruluşları, spor kulüpleri, teknoloji yatırımları; sık sık zamanlamanın önemine, uygun kıvamı beklemeye yönelik vurgular yapan bir söylem...
Bu parçaların gelecek zamandaki birleşmesinden ne umulduğu, ne beklendiği hâlâ kutunun sırrı.
İşte bu nedenle, kapalı kutunun içinde alternatif devlet projesi bulunsa bile, Gülen'in ufkundaki gelecek zamanın, alternatif bir devlet anlayışıyla, alternatif bir yapılanmayla değil alternatif kadrolaşmayla, alternatif "elit"le biçimlendiğini söyleyebiliriz.
Uygun iklimde sürdürülen bir denge ve zamanlama oyunu bu. İşte bunun için Fethullah Gülen'in ve cemaatinin üzerinde dikkatle durmak lazım. Bu uzun vadeli projenin önemini kavrayabilmek için.
Sonuç:
Can Kozanoğlu bu tespitleriyle gazeteci öngörüsünü birleştirmiş ve tarihe not düşmüş. Zamanında fark edilmemiş. Biz zamanında neyi fark ettik ki! İstedik ki hakkını teslim edelim ve hakkı yenilmesin.
Can Kozanoğlu, İnternet Dolunay Cemaat, İletişim Yayınları