Hicri 450 senesinin arifesi. Geçimini yün eğirmekle sağlayan bir baba. Hem yün eğiriyor hem evladının vaiz olması için dua ediyor. Horasan'ın Taberan kasabasından Muhammed Tusi; yün eğiren bir iplikçi yani gazzal.
Babasının kabul olmuş duası ise hakikat yolcusu İmam Gazzali. Tus'dan başlayan yolculuğu Cürcan'a oradan da tekrar Tus'a ve Nişabur'a dek uzanıyor. Hedefi Fıkıh âlimi olmak. Çünkü mezhebi ihtilaflar zihnini epey meşgul ediyor. Yaşadığı dönem siyasi ve fikri karmaşalarla bir hayli hareketli. Sürecin motifleri arasında ilk Haçlı seferi var ayrıca. Tüm bunlar gerçekleşirken ezber bozan haller vuku buluyor.
Tantanalı bir hayatı terk eden Gazzali medreseden kaçıyor. Mevkiine üstünlük sağlama arayışında değil. Kalbi ve aklı tasavvufa teslim olmuyor. İmam hata yapmaz düşüncesi ile körü körüne takibe itiraz ediyor Gazzali. Batıniler ile mücadelesi onun hayatının detaylarına dair en mühim karelerden birisi. Bir taraftan da kendisi ile mücadele ediyor. Birkaç cümle ile özetlense de uzun fikri serüveni yine tasavvuf durağında nihayet buluyor. Lâkin kesin olmayana teslim olmaktan kaçınma özelliği ve babasının duası hep onunla birlikte. Ve hep hakikât arayışı ile yolda.
Hicri 796. Azerbaycan’ın Sultaniye şehri ise geleceğin astronomi âlimi hükümdarının doğumuna şahitlik ediyor. Babası onun için hangi duayı etti meçhul fakat onun müşahedesi pırıltılı.
Henüz çocukken Merâga rasathanesini gördüğünde zihninde bir pencere açılan ve büyüyünce bir rasathane kurmaya karar veren bu parlak zekâ Uluğ Bey. Emir Timur’un torunu olan Uluğ Bey sarayda büyüyor. Ancak onun odağında bambaşka ufuklar şekilleniyor. Çocukluk hayaliyle birlikte büyürken ilim basamaklarında da ilerliyor adım adım. Derken Allah’ın izni ile niyeti hayat buluyor ve Uluğ Bey döneminin en büyük rasathanesini Semerkant’ta kuruyor. Ve elbette Türkistan’da nice âlimlerin yetiştiği medreselerin inşası da onun çabasıyla gerçekleşiyor. İfsad edici Moğolların yakıp yıktığı dönemlerin içinden geçerken tecelli ediyor bu inşa hareketleri.
İki öncü Müslüman isim; iki farklı zaman, iki farklı coğrafya. İkisinin de medeniyet ufku açık, bir yerde Haçlıların öte tarafta Moğolların zulmü devam ederken onlar imara odaklanmışlar. Herkes niyeti ve çabası ile meşgul.
Asırlarla birlikte şehirlerin içinden Allah’ın kulları iz bırakarak geçip gidiyor. Kimisi ifsad ederek kimisi inşa ederek. Binlerce tarihi şahitlik üzerine eklenen yeni izlerle Allah’ın kulları arzdaki yürüyüşünü sürdürüyor. Yeryüzünün şehirlerinin içinden inşa da geçiyor ifsad da ve hepsi insan eliyle. Her nereden geçerse geçsin ifsad, ufuk bozulmasına yol açıyor. Eğitimden sağlığa, mimariden sanata, ticaretten tarıma hayatın her alanında çürümeye sebep olan bir hâl. Bilge mimar Turgut Cansever’in “ölçü bozulması” kavramından mülhem; “ufuk bozulması” şeklinde ifade edilebilir pekâlâ söz konusu durum. Açıkçası döngüsel bir mevzu; ölçü bozulursa ufuk, ufuk bozulursa ölçü etkileniyor. Cansever, Batı medeniyetinin kültürel ölçütleri temel parametre olarak kabul edildiği zihniyet kırılmasını “ölçü bozulması” kavramı ile izah etmişti. Ne kadar anlaşıldı orası ayrı. Mevzu şu ki bir ufuksuzluk sirayet etmiş zihinlere.
İslâm medeniyet tasavvuruna, bilim tarihine yön veren isimlerin merkezinde hep bir ufuk vardı. Müşahede, tefekkür, azim, sabır ve aşk hiç eksik olmadı heybelerinden. Ebeveynlerin odağında ise ihlaslı niyetler ve dualar yeşerdi her daim. Ne zaman ki ufukla birlikte ölçü bozulması sinyal vermeye başladı odaklar usul usul yön değiştirdi. Farkında olup rahatsızlık duyan için ibreyi düzeltmek mümkün. Zira yeryüzünün en masum, en saf dünyaları olan çocuklar mevzubahis. İçlerinde bir cennet saklı, hayallerini tertemiz imgeler süslemeli.
Mevsimler birbiri peşi sıra döngülerine devam ederken bir öğretim döneminin daha eşiğine gelindi. Mecburi sistemin ders zilinin çalmasına son sayılıyor artık. Okul haricinde sınav endüstrisine hizmet eksenli kurslara gönderilen öğrenciler için ise bol koşturmacalı günler çoktan başladı bile. Tatil başlarken çalan zil nasıl sevinç çığlıkları ile taçlanıyorsa okul başlangıcını duyuracak olan zil öğrencilerde karın ağrılarına evrilebiliyor; hem de günler öncesinden. Okul koşuşturmasının heyecanını yaşayan ebeveynlerin duygu durumları bir tarafa bir miktar tefekkür elzem.
Son viraja girmeden fırsat bulup bir soluk durup düşünmeli zira; nereye varacak bu koşu?
Her yeni dönemin başlangıcında tekerrür eden sil baştan okul alışverişi ne kadar zaruri?
Hep maddi zemin üzerinden ilerleyen bir algı ile hazırlık bu mu olmalı gerçekten?
Hep ıskalanan manevi boyut ne olacak?
Sadece sınav kaygısı ile büyüyen can parçaları için mevcut öğretim içinde hakikât arayışı mümkün mü?
Terazinin bir kefesinde evlatları için kariyer hedefleri koyan ve dünyevi planlar yapan ebeveynler diğer kefesinde ise Rahman olandan evladının vaiz olmasını taleb eden baba.
Can yakıcı bir denge bozulması. Hz. Ömer'in hatırlatması ise daha sarsıcı:
Bir çocuğun en büyük düşmanı kendisine Allah'ı anlatmayan, O'nu tanıtmayan, sürekli bu dünyada yaşayacakmış gibi yetiştiren anne ve babasıdır.
Her doğan gün bin ufuk olup çiçeklensin umuduyla yeniden inşaya niyet etmek için şimdi değilse ne zaman?
Bir hayal:
Okulların açılması standart bir tarihe göre değil de mevsim normallerine göre gerçekleşse. Meselâ serin günler başladığında kapılarını açsa okullar, sıcak günler başlamadan da kapatsa. Böylece çocukların okul başlangıç sendromu kaynaklı karın ağrıları da şifa bulur belki.