“En”lere pek itibar etmem; en sevdiğim müzik, kitap, film vb. yoktur. Hoşuma gidenler veya istifade ettiklerimin listesi ise uzar gider. Bugün zihnimde önemli bir yer tutan iki kitabın düşündürdüklerine değineceğim kısaca: Biri “Cesur Yeni Dünya”, diğeri “1984”. Cesur Yeni Dünya’yı, Aliya İzzetbegoviç’in başucu kitaplarımdan diye bahsetmesi üzerine okudum (Tarihe Tanıklığım’da değinir). 1984’ü de Rasim Özdenören ile tanışmamız sonrasında Hayvanlar Çiftliği üzerine derinleşen sohbetimiz sonrasında merak ederek okudum. Bu kitaplarla tanışmam üniversite yıllarımın başına tekabül etse de değişen zamanlarda ve değişen fikir dünyamla geri dönüp okuduğum eserler arasındaki yerlerini aldılar.
Mevzubahis kitaplara yalnızca distopya kurgusu demek mümkün mü? Son zamanlarda bunu düşünüyorum. Modernleşme adı altında bir kölelik sistemi içindeyiz. Zihnimizi, işimizi, eğitimimizi, düşünce dünyamızı, yaşam şeklimizi, alışkanlıklarımızı, zamanımızı, günlük konuşma şeklimizi ve hatta hislerimizi bile kontrol altında tutmaya çalışıyorlar. Bunu öyle ustaca yedirdiler ki hayatımıza, çoğunu özgürlük adı altında kendi seçimlerimiz zannediyoruz. Bunlar ne anlama geliyor?
Akıllı telefonla -belki çok daha öncesinde- başlayan sistematik bir aptallaştırmanın içindeyiz. Teknolojik aygıtları gerektiğinden farklı ve uzun saatler ayırarak kullandığımızda dört temel becerimizi bir kenara bırakıyoruz: Dinleme-izleme, konuşma, okuma ve yazma. Bunlardan biri dahil eksilse düşünme sürecinde aksaklıklar meydana gelir. Peki, düşünmeyi bırakan insanların üretmesi söz konusu olabilir mi? Yavaş yavaş merak, keşif ve odaklanma arzumuzu kaybediyor ve algoritmanın (üst aklın) bize dayattıklarına teslim oluyoruz. Bu da sonsuz bir tüketime sürüklüyor bizi; üretim yok ama tüketimin de haddi hesabı yok.
Üst akıl kim? Büyük birader mi? Biri bizi gözetliyor mu distopyalardaki gibi? Kolumuza havalı diye taktığımız akıllı saat görünümlü kelepçelerden cebimizdeki casuslara… Hayır, bunlar kurgu değil ne yazık ki… Bir romanın içinde de değiliz. Beynimiz türlü meşgaleyle uyuşturulup kullandığımız sözcükler bile yönetilirken1 düşünsuçlu* ilân edilmemiz de uzak bir ihtimal mi?
Mesele sadece kelimeler de değil albayım! Zaten Oğuz Atay’ın da konuyla pek bir ilgisi yok. Evlerimizin düzeni ve giyimimiz dahil yönetiliyor. Nasıl bir kadın-erkekle evleneceğimiz üzerine dahil tek tipleşen bir estetik algı oluşturuluyor, üstelik evlilikleri feminizm üzerinden tahlil ediyoruz hatta evliliğin ve çocuk sahibi olmanın kötülenmesi de yaygın bir durum. Çoğu konuda tercihlerimiz birbirinin kopyası gibiyken ortada bir tercihten söz edilebilir mi?
Her birimizde aynı renkte mobilyalar ve özgünlükten uzak eşyalar, kıyafetlerimizin modellerinin bire birliği, hepimizin çılgınlar gibi influence2 edilip kimde, ne görsek aynısına sahip olmayı arzulamamız… Bütün bunlar nasıl normalleştirildi?
Hayatımızdan renkleri ve çeşitliliği almaları, masumlaştırılamaz. Zaten “moda” da masum bir kavram değildir. Tek tipleşmek, kolay idare edilen toplulukları meydana getirir. Bu topluluklara dahil olan insanlar, detaylı düşünmezler. Kim ne derse onaylamaya meyillidirler. Yaygın tabirle “çıkıntılık” yapmazlar, uyumlu olmayı ideal hâline getirirler. Aynı şeylerle hava attıklarını zannederlerken farklı/ özgün değildirler. Burada asiliğe veya isyana teşvik ettiğim gibi bir çıkarım yapılmasın.
Özgürlüğü bırakıp hürriyete koşmaya çağırıyorum. Düşüncelerimizi, kelimelerimizi bulmaya, özümüzü dinlemeye, ruhumuzu ve renklerimizi hatırlayarak kimliğimizi yeniden inşâ etmenin ve korumanın önemine dikkat çekmek istiyorum. Ama bir saniye… Yazıyla değil, bir instagram reeliyle ve 30 saniyeyi geçmeden anlatmalıydım bunları. Kaydır ve geç sisteminde yazının yeri yoktu değil mi?
Evet, evet! İşte bu, böyle düşündüysen tam olarak senden bahsediyorum demektir.
Bizden neleri aldıklarını anlayabiliyor musun?
Neyse seninkiler bugün hangi ürünleri linkledi?
1 “
2 Türkçesi olduğu hâlde yazılara yedirilen İngilizce kelimeleri onaylamam fakat buradaki kelime, yalnızca “etki” anlamına gelmiyor, hiçbir donanım gerektirmeyen uydurulmuş mesleğe atıfta bulunuluyor.