Dünyabizim kültür sanat Tunus'tan bildiriyor:
Pes gıda-yı aşıkan amed sema
ki der'ü başed hayal-i içtima (mesnevi c. 4, beyt 743)
“Müzik aşıkların ruhları için bir gıdadır; çünkü onda sevgiliye vasıl olma ümidi ve onunla birleşme hayali vardır.” derken Hz. Mevlana aslında müziğin sufi gelenek içindeki yerine işaret ediyor ve başka bir çok mutasavvıfın dile getirdiği bir şeyi tekrarlıyor.
Semalarla, nefeslerle, ilahilerle Allah'a doğru kanatlanmak isteyen, marifet denizinde zerrelerine ayrılmak, o ummana karışmak isteyen pek çok Allah aşığının ortak dili oluyor müzik. Bir enerji olarak doğup kalpten kalbe akarken her durağında temas ettiği yerin ağırlığını hafifletiyor, karanlığı ışığa ve donukluğu şeffaflığa çeviriyor. Bir aşk provası haline geliyor neredeyse, insanı aşk ve aşkınlık için hazırlıyor, idmanlı kılıyor. Allah'ın yarattığı müziğe açık hale getiriyor insanı.
İbn Arabi kainattaki bütün seslerin ve bütün faaliyetlerin kaynağı olarak Hakk'ı görmek ve bütün sesleri ondan dinlemek derken işte bu hakikate işaret ediyor. Buna da mutlak sema diyor. John Cage bile her yerde her şey müziktir, diyerek avandgard bir müzik teorisi geliştirirken farkına varmadan bu hakikate dokunuyor. Allah her yerde bizi müzikle karşılıyor.
Cafer Yusuf da müziğini bir dua, Allah'a bir yakarış olarak icra edenlerden. Kendisi 1967 yılında Tunus'ta doğmuş. Yokluk içinde geçirmiş çocukluğunu. 7 kardeşiyle Tunus'un ufak bir sahil kasabasında büyümüş. Sesini kullanmayı da ilk olarak Kur'an kursunda öğrenmiş. Arkadaşlarının ve ailesinin de dediği gibi, Allah ona muhteşem bir ses bahşetmiş ve o da bu yetenekle müziğe duyduğu aşkı birleştirmiş. Radyonun başında günlerini geçirmiş, “klasik ne, jazz ne bilmiyordum, benim için o dönem sadece müzik vardı” diyor kendisi o günler için.
O yoksulluk içinde sahilden topladığı öte beriyle ilk udunu yapmış. Ancak sonraları düğünlerde şarkı söyleyerek kazandığı paralarla ilk gerçek udunu alabilmiş. Udu onu memleketine, doğduğu büyüdüğü topraklara bağlamış, udun sesine aşık olmuş. Ud sayesinde kendi müzikal kökleriyle bütünleşmiş. Sonraları ise müziğe duyduğu açlığı gidermek için Viyana'ya gitmiş; hatta ilk defa 19 yaşında Viyana'da görmüş piyanoyu. Orada bir sürü işe girip çıkmış. Bulaşık yıkamış, pencere temizlemiş, garsonluk yapmış. Hepsini de müziğe devam edebilmek için, müzikle bağını koparmamak için yapmış. Sonraları ise Allah “yürü ya kulum” demiş ve ilk albüm “malak”tan sonra dünya jazz camiası tarafından keşfedilmiş Cafer Yusuf.
Cafer Yusuf'un müziğinin sufi gelenekle de sıkı bir ilişkisi var. Kuzey Afrika semalarının gürül gürül sesi alttan alta hissettiriyor kendini müziğinde. O semaların içerisinde çağıldayan aşkın sesini Cafer Yusuf'un müziğinde de duyuyor insan. Ben yürekten inanıyorum ki, Cafer Yusuf Allah aşıklarının ruhlarını, en hassas, en yumuşak ama en güzel noktadan içeriye sızarak ufak ufak besliyor. Bizi o mutlak semaya doğru çağırıyor, Tunus'un o sahil kasabasında denizden dinlediği semaya. Allah'ın o en güzel müziğine.