Çok farklı ve gizli bir ses o!

“Biz yağmamış yağmurlarız

Ama bir gün çocuğum

Andolsun  yağacağız.” Mevlana İdris.

Mevlana İdris’i çocukluğumdan  beri izlerim; okurum, severim; orijinal, sade, yalın cümleler, tavırlar, çıkışlar yakalayabilen bir sanatçıdır Mevlana İdris. Çocuklarımız ondan çok şey öğrendi ya da şöyle diyeyim; onu okuyabilme imkanı bulan çocuklar diğerlerinden daha uyanık olma, “işin aslını” bilme fırsatını ellerine geçirebilmiş oldular.. oluyorlardı. Onu okuyan büyükler ise içlerindeki ölmemiş kendileri olan “çocukluk”larını besleyebiliyor, yaşamın önünü tamamen kapatmaya çalıştığı ve çoğunlukla da bunu başardığı içimizdeki çocuksu bakışlarının dirildiğini, canlandığını, güç kuvvet kazandığını hissediyorlardı.(Hissedemeyenler de bunun, çoğunlukla böyle olduğunu yazdım; artık hissetsinler!)

Ben Mevlana İdris’i ne zaman tanıdım tam hatırlayamıyorum ama yukarıdaki şiirini 19 yıl olmuş dinliyormuşum. Nasıl mı; Taner Yüncüoğlu’ndan. Hem de bestelenmiş bir şekilde! Taner  Yüncüoğlu bildiğim kadarıyla 20 yıldır müzikle “yaşayan”bir sanatçı.. Zihnimizdeki müzik sanatçısı tiplerinden hemen hemen hiçbirisine oturmayan bir sanatçı olduğunu düşünüyorum onun.Yaptığı albümler (biz onlara eskiden kaset derdik) pek de satılmamasına rağmen. Meşhurluk diye bir derdi olmamasına rağmen. Çok harika besteleri olmasına rağmen ortalıkta görülmeyen “kendiyle olabilen” bir sanatçı Taner  Yüncüoğlu... Şan, şöhret, para... anlayabildiğim kadarıyla küçük şeyler onun gözünde.. Şöhret nasıl yakalanır bunu iyi bilmesine ve bunun gereklerini yerine getirebilecek potansiyele fazlasıyla sahip olmasına rağmen Taner Yüncüoğlu 20 yıldır böyle bir girişimde bulunmadı.

Popüler bir ürün değil o!

Kimin sanatçı olduğunu kimin olmadığını anlamak istiyorsak o kişinin bilinmek kaygısının arka planında hangi hislerin bulunduğunu bir şekilde fark etmeliyiz. Bunu nerden fark edelim diyebilirsiniz. Bence zor değil bunu anlamak. Ortaya konan eserin yaşadığı çağda hangi amaçlara hizmet ettiğini gözlemlemek karşımızdaki eser sahibinin sanatçı olup olmadığını fark etmemiz için yeterlidir. Taner Yüncüoğlu’ndan söz açınca bunları belirtmek zorundayız.. O daha hakkında bilgi sahibi olunmadan, eserleri dinlenilmeden yargılanıp dışlanılmaya çalışılan bir sanatçı. Medyacıların –dindar denilenlerinin bile!- malzeme yapıp harcayabilecekleri bir yanı yok Yüncüoğlu’nun. Hamaset yapmıyor, duygularla oynamıyor. Yeşil popçu dalgası içindekiler gibi cilalı imaj çağını islamileştirerek yansıtmak gibi hastalıklı tutum ve davranışlara girmiyor. İslami Arabesk, İslami pop yapmıyor. Cemaatlere, gruplara hizmet etmiyor müziğiyle. Sanatçılık; şahit olduğu, fark ettiği hakikati ifade etmekten kaçınamamasının sonucu ortaya çıkan kaçınılmaz bir durumdur onda.

Bizdedir güzel şarkıları kim söyler, bilmemek özelliği!

Dinleyenler bilir; Andolsun isimli bir kaset vardı bir zamanlar. O kaset şimdi 20 yaşında var. Kasetçilerde bulabileceğinizi zannetmiyorum. Orada Taner Yüncüoğlu’nun ismi cafcaflı bir şekilde yazılmamıştır; bu nedenle çoğu insan oradaki besteleri dinlemekle yetinip söyleyenine pek dikkat etmemiş idi.*  O eser ciddi bir açılımdı bence. Yaşanılan yeni halleri yeni türkülerle, ezgilerle sağlıklı bir duruş ortaya koyarak göğüsleyebilmek gibi bir anlamı vardı o bestelerin. O anlamın o bestelerde ve sonrasındaki bestelerde hala yaşıyor oluşu, çağına tanıklığının tüm çağlarda anlaşılmasını, hissedilmesini sağlayabilen yaralı bir sanatçı ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir bize.

Hani der der durursunuzsunuz ya; eskiden bu ezgiler, bu marşlar daha güzeldi, daha samimi idi. Şimdi öyle güzel marşlar bestelenmiyor. O marşlar hep onbeş yirmi yıl öncesinde kaldı sanki. İşte onları besteleyenlerden birisi idi Taner Yüncüoğlu.

Konservatuarda okunur mu oğlum?!

Öğrenci evlerindeki sohbetlerde sıra ile tanışılırken konservatuarda okuduğunu söylediğinde, ‘Nerden de buldun öyle bir bölümü’ dercesine bakılan bir sanatçı. İslamcı neslin ilk konservatuarlısı. Sene seksenin başları genç Taner deli gibi piyano çalmaktadır, okulda ve çevrede adı tenora çıkmıştır. Taner Yüncüoğlu değil; Tenor Yüncüoğlu denilmektedir kendisine. Ne var ki dindardır. Namaz kılar, Cahit Zarifoğlu okur, Mevlana İdris ile, Mehmet Efe ile arkadaştır. Hisli adamdır. Besteleri arkadaşı Ömer Karaoğlu’nun besteleri gibi coşturmaz; daha çok içlendirir! İnsanı içinin derinliklerine daldırıp götürür.

Sanat edebiyatı sever ama kapris küpü edebiyat takımını hiç iplemez… Mütevazıdır. Adamdır Taner Yüncüoğlu! Derin bir adam, çocuk saflığında bir adam!  

Yaralı bir sanatçı; çünkü yaşamak bizi yaralar ve yarası olanlar sanatçıdır ancak. Bunu Mevlana Kudduse Sırrehu da, Yunus Baba da, Üstad Sezai Karakoç da, İsmet Özel de böyle söyler, böyle yaşar, böyle yazar.

Çağıltı albümü ve diğer albümleri!

Andolsun’dan sonra Çağıltı, ah o güzelim albüm Çağıltı. Şimdi arasanız bulamayacağınız albüm Çağıltı. Milletin slogandan uçtuğu bir dönemde, ince, narin ama aynı zamanda öfkeli şarkı sözleri ile unutulmaz albüm Çağıltı, ‘Uzaklarda/ uzaklarda/ Hain sinsi tuzaklarda’ şarkısı ile Seninle Beklenen, Zor Sevda, Gizden Ezgiler,  ‘Yüreğim parça parça efendim’i ile Serzeniş, ‘Ötme kerim kuşu gönlüm şen değil’ ile Sular da Ağlar ve ‘Helesen bir gelesen’i ile Gampare, Hüzünlü Nağmeler,  Ömer Karaoğlu ve Hakan Aykut’la birlikte hazırlanan Bizde Kalan İzler ve Grup Tan Sesler... Şimdiye kadar Taner Yüncüoğlu imzası bulunan eserlerin bir kısmı bunlar. İki satıra albüm isimlerini sığdırmak mümkün belki ama mümkün değil büyük sancılarla ortaya konan, çıktıktan sonra da dehşet önyargılara, sığlıklara, bilinçli körlüklere maruz kalan bir sanatçıyı anlatmak. Bu körlükleri ve düşmanca tavırları iplemeden yirmi yıldır işine bakan, bakmaya çalışan bir sanatçıyı  anlatmak...  

Taner Yüncüoğlu büyük bir sanatçı, önemli bir müzisyen. Niye çünkü Zarifoğlu’nun dediği gibi “İşine bakıyor.” Yunus’un dediği gibi “Ya ben öleyim mi demeyince” diyor ve bestesini yapıyor, eserini ortaya koyuyor. Millet alırmış, beğenirmiş beğenmezmiş...umurunda bile değil.. Böyle bir adam Taner Yüncüoğlu.

[Biz cilalı imaj cağı çocukları, onu elbette dikkate almayız.. Ne popüler TV’lerde radyolarda, ne de çok satan ve satılan yayın organlarından karşılaştık onunla. Ağzından ne çıksa hemen peşine düşülen büyük entelektüellerimiz de Taner Yüncüoğlu’ndan  bahsetmediğine göre... Adamın ismi öyle Tom Waitz, Bob Dylan gibi artistik olmadığına göre (isme bakın Taner Yüncüoğlu!.Türk be bu(!) İnsanın adı bari Erkan Oğur, Cahit Berkay, Tuluyhan Uğurlu olur**(!).)Niye dinleyelim ki Taner Yüncüoğlu’nu!!. Albümleri Kalan Müzik’ten Ada Müzik’ten çıkmadığına göre. Radikal İki’de de hakkında bir şey buyurulmadı. ‘Bizim’(!) gazetelerin kültür sayfalarında bile bahsedilmediğine göre boş ver gitsin; demek ki önemsiz biri. Muhtemelen popçudur!.]

Evet yukarıdaki gibi yaklaşımlara mahkum biriysek Taner Yüncüoğlu’nu dinleme şansına sahip olamayacağız demektir.

* Acaba bu tutum bizim şu söyleyene değil söyletene bak anlayışından mı geliyor, zannetmiyorum. Biraz böyle kayıtsız değil miyiz güzel seslere karşı? O güzel Çeçen şarkısını söyleyenin kim olduğunu bilen var mı? Radyoculara sordum, Çeçenlere sordum; bilene rastlayamadım. Böyle söyleyenini bilmeden dinlemek bizim mahalleye has bir özellik olsa gerek.. ‘La Edri’ isimli sanatçı(!) da bizdedir, başka kültürlerde var mıdır bilmem. Daha geçende Cemil Meriç’in cümlelerini, altına Cemil Meriç yazmadan internet ortamında yayan bir genç arkadaşa niye böyle cimri bir sevgiye kapılıverdiğini sormuştum, cevap tabii ki ihmalkarlıkla alakalı idi...

** Zikrettiğimiz sanatçılarla bir alıp veremediğimiz yok, sadece takıntılı kimi müzik hayranlarına, bir iki sanatçıyı seviyor oluşunu başka sanatçıları fark etmesinin önüne engel olarak koyanlara takılmak istedim!