Aşkın gözü kördür, derler ya; bence aşkın değil saplantılı âşıkların gözü kördür, kulakları da sağırdır. Çünkü kara sevdaya tutulmuş olan fanatik âşıklar, sevgiliye sahip olmak maksadıyla çoğu zaman kan döker, yıkar, parçalar, öldürür ve bunu da “aşk için” yaptığını söylerler. Tıpkı dünyayı taparcasına seven, dünyadan her şekilde faydalanan, dünyanın bütün nimetlerine sahip olmak için acımasızca davranan emperyalist devletlerin şirketleri ve onların gözünü hırs bürümüş patronları gibi... Zaten bu tip şirketler ile devletlerin idarecileri arasında çok yakın ilişkiler söz konusudur. Bakınız: Günümüzün Avrupa ve Kuzey Amerika devlet ve hükümetleri…
Lars Andersen, Michael W. Horsten, Ake Sandgren üçlüsünün senaryosunu yazdığı, Annette K. Olesen'in yönetmenliğini yaptığı ve İskandinav sinemasından en çok beğendiğim aktörlerden Kim Bodnia ile Nikolaj Lie Kaas'ın başrollerinde olduğu “Skytten” (Tetikçi / The Shooter) adlı filmde de, yukarıda bahsettiğime benzer biçimde, ABD ile Danimarka arasındaki gizli petrol anlaşması üzerinden, iktidar ve para savaşları anlatılıyor.
Politikacıların ve petrol şirketlerinin kurdukları kirli münasebetler
İdealist kadın gazeteci Mia Moesgaard (Trine Dyrholm) "çevre" ile alakalı haberler yapan biri olarak, kim olduğunu bilmediği ismini gizleyen bir şahıstan gelen dosyaların peşine düşünce, dinamitin fitili ateş alıyor. Çünkü bu dosyalarda, dünyanın iklimine ciddi şekilde zarar verildiğine dair bilgiler vardır ve Mia için de daha vahim olan durum, bu skandaldan Danimarka hükûmeti de sorumludur. Merak içinde kalan Mia, bilgilerin doğru olduğunu teyit ettikten sonra, daha derinlikli araştırmaya başlar. Tahkikatı sırasında, sadece iklim değişikliğine sebep olmanın ötesinde, politikacıların ve petrol şirketlerinin kurdukları kirli münasebetler sonucunda halkın göz göre göre nasıl aldatıldığına da şahit olur.
Rasmus Holm Jensen adlı mühendis elde ettiği belgeleri, televizyonda yayınlayacağına inandığı Mia’ya yolladıktan sonra, olanları da takip eder. Fakat Jensen, bir yandan da boş durmayıp, halkı aldatan kişileri dürbünlü tüfeğiyle vurmaktadır. Bütün bunların yanısıra, Mia’nın da başka bir problemi vardır: Haberci kadın, kariyeri ve meslekî başarı uğruna evlenmeden ve çocuk sahibi olmadan ihtiyarlayan Batılı modern insanlardan biri olduğu için, evlat edinmek üzere bir an evvel Hindistan’a gitmek istemektedir. Ama elindeki skandal haber yapmasını sağlayacak dosyaları da bir türlü bırakmamaktadır.
Çevre aktivisti mühendis Jensen’in hedefindeyse, petrolden sorumlu bakan Thomas Borby (Nikolaj Lie Kaas) vardır.
Enerji kaynaklarına sahip olmak için
Atmosferdeki ozon deliği her geçen gün biraz daha büyürken, "çevreyi koruma" ve "çevrecilik" gibi yaldızlı laflarla kamuoyunu aldatan Batılı-modern-sömürgeci politikacıların çevreyi korumaya matuf olarak düzenlenen Kyoto Protokolü'nü niçin imzalamadıkları belli... Çünkü bu devletler konfora alışmış halklarını tasarrufa ve lüksten fedakârlık yapmağa dâvet edecek kadar cesur değiller. Batılı-zengin-modern insan kitleleri konfora ve ihtişama çok fena şekilde alıştırılmış hatta bu yolla uyuşturulmuş durumdalar, ki insan için vazgeçilmesi en zor olan şey "alışkanlıkları"dır.
Küresel ısınma, dünya iklimini alt üst ederken, fosil yakıtlardan müthiş oranda büyük para ve iktidar gücü kazanan patronlar bir adım dahi geri atmıyorlar. Her geçen gün yeryüzü biraz daha yaşanılmaz hâle gelirken, dev tröstlere kimsenin "dur" diyeceği de yok. Çünkü hepsinin menfaatleri birbirine bağlı, herkesin bir diğeriyle dirsek teması bulunuyor. Bütün bunlara kafa yormayan sıradan insanlar ise, sadece günlerini gün etmekle, daha lüks bir hayat yaşamakla alâkadar oluyorlar. Emperyalist ülkelerin müreffeh hayat yaşayan insanlarına, yiyip-içmek-eğlenmek varken; dünyayı diledikleri gibi idare eden, çeşitli zirve toplantıları düzenleyen politikacıların her söylediklerine sorgusuz inanmak da bu toplumların kolayına geliyor. Alan razı, satan razı.
Çevreyi müdafaa edeyim "kullanılmak"
Filmin bir yerinde Danimarkalı bakan Borby’nin ağzından çıkan "halkın refahına zarar vermediği müddetçe, politikacılar iklim karşıtı davranabilirler" sözü meseleyi gayet güzel ifade ediyor. Bütün olumsuzluklara rağmen, çevre için mücadele eden insanların da çok dikkatli olmaları gerektiği hassas bir noktadır. Yoksa "çevreyi müdafaa edeyim" derken, bir başka ülke veya şirketin piyonu olarak "kullanılmak" riski daima mevcuttur. Bakınız: Zal Batmanglij'in yönettiği, 2013 yapımı "Gizli Oyun (The East)" filmi... Adaletsizliğe karşı adalet bulmak isteyen bir grubun düştüğü tuzağı anlatan filmin özeti tek cümleyle şöyle: Anarşist bir örgüt olan The East'in hedefinde yolsuzlukları ve suç dosyaları örtbas edilen dev şirketleri çökertmek vardır. Sonuçta ortaya, çevre hassasiyeti olan herkesin beğeneceği türden kaliteli bir film çıkmış. Örnek verdiğim filmden de hareketle “kaş yapayım derken göz çıkarmamak” için ince eleyip sık dokumalıdır fikrindeyim. Çünkü bazen doğru bildiğimiz yanlışlar, uğruna savaş verdiğimiz gayeye zarar verebilirler.
Diğer yandan sömürgecilerin içine düştükleri çelişki de, tıpkı çok sevilen âşığını, aşkının ateşiyle yakıp kavuran mâşukların durumuna benzemektedir. Hem üzerinde yaşadıkları dünyaya sahip olmak, iktidarı elinde tutmak istiyorlar; hem de tapınırcasına sevdikleri dünyanın iliğini kemiğini sömürmekteler… Aşk da mum gibidir; alevi ne kadar fazla olursa o kadar hızlı tükenir.