“Can sıkıntısı iç kısmı en sıcak, en alacalı ipekle astarlanmış, sıcak, gri renkli bir kumaştır. Rüya gördüğümüzde, bu kumaşa sarınırız. Ondan sonra kendimizi, onun astarının arabeskleri arasında yuvamızda gibi hissederiz. Uyuyan kişi ise, bu kumaşın altında kasvetli ve canı sıkılmış gibi gözükür. Uyanıp ne rüya gördüğünü bize anlatmak istediğinde de, bize anlattığı çoğunlukla bu can sıkıntısı olur. Çünkü zamanın astarını bir çırpıda tersyüz etmeyi kim başarabilir ki?” (Walter Benjamin-Pasajlar)
Can sıkıntısı ontolojik bir hadisedir. Bir adım ileri iki adım geri gidecek iştiyak ve enerjiyi kendinde bulamayanlar can sıkıntısından mustarip olanlardır. Hayatın kısa süreliğine duraksama hali de diyebiliriz buna. Biliyorum anlatamadım. Şöyle izah edeyim:
Canı sıkılan insanın içerisinde suskun ve zamanla başa çıkamayan bir can vardır. Zamanın hakkını vermediğini hissedip tedirgin olur. Zaman sanki insandan bağımsız hareket etmektedir ve o insana hiç uğramamaktadır. Bu yüzden cana sıkıntı hep zamansız gelir. Yine anlatamadım galiba: