Bünyamin K.’yla üç söyleşi yaptım. Onun şiiriyle ilgili yazı yazdım ve yazdırdım. Belki de 90 Kuşağı içinde şiiriyle en çok uğraştığım isimlerden biri Bünyamin K.’dır. Bunda onunla aynı şehirde yaşamamızın, bir ara her gün olmasa da her hafta yüz yüze görüşmemizin etkisi büyük. Dün Biriktiren (Okur Kitaplığı, 2012) yayımlandığında, kendisiyle son söyleşimi Fayrap dergisi için yapmıştım. Söyleşiden önce yine Bünyamin K. şiirini baştan sona okudum. Dün Biriktiren zaten onun “bütünüyle ben buyum” dediği, sağlam şiirlerinin tamamını barındıran bir kitap. Öyle veya böyle Bünyamin K. şiiri on yılı aşkındır zihnimde döner durur. O şiiri defalarca düşünmüş, ölçmüş tartmış, yeniden yeniden değerlendirmişimdir. Neden?
Bunda şahsi tanışıklığımızın etkili olduğunu belirttim. Fakat şiir üzerinden kurulan bir dostlukta, bu açıklama yeterli gelmeyecektir. Sonuçta çok sayıda şair arkadaşım var. Çoğunu yakından takip eder, okur, yorumlamaya çalışırım. Ama hiçbiriyle Bünyamin K. şiiriyle olduğu kadar uğraşmadım. Diğerlerine nazaran Bünyamin K.’yla teşrik-i mesaimiz fazla. On yılı aşkın arkadaşlığımızda Bünyamin K.’yla defalarca şiir konuştuk, dergileri tartıştık, uzun yolculuklar yaptık. Bunlar öğretici olduğu kadar yıpratıcıydı da. Yıpratıcıydı, çünkü Bünyamin K. en başından beri, bir türlü kendimi bırakamadığım, çoğu zaman anlam veremediğim bir şiiri yazıyordu. On yıl boyunca bu şiire bir şekilde nüfuz etmeye çalıştım. Çalışmaya onun dostluğunu da dahil ettim. Belki o, farkında değildi ama birlikte yaşadığımız birçok olayda onun şiirine dair yargılara ulaştım. Bu, öyle böyle bir tecrübe değil. Açıklaması zor.
İyi şiirlerden mi konuşulacak, Bünyamin K.’yla buluşulurdu
Bünyamin K. şiiriyle kendimi her zaman çatışma içinde buldum. Çünkü o, lirik bir şairdi, lirik şiirler yazıyordu. Ben ise lirizme bir türlü inanamadım. Daha doğrusu bu, fıtrat meselesidir. Lirizm fıtratıma uymayan bir şey, Bünyamin K. ise baştan ayağa lirizmdi. Bir nevi Bünyamin K.’yı tanımak, anlamaya çalışmak, onunla yaşamak, sohbet etmek, şiirde lirizmle boğuşmaktı. Lirizmle girilen çatışma; Bünyamin K. şiiriyle, şahsiyetiyle, arkadaşlığıyla, akıl yürütmesiyle yapılan bir hesaplaşmaydı. Çünkü ortada değerli bir şiir vardı. Anlaşılması, okunması, bir şekilde günümüz Türk şiirindeki yerinin belirlenmesi, hakkının teslim edilmesi gerekirdi. Bunu, şiirle samimi bir şekilde ilgilenen biri olarak, kendime vazife edinmiştim. Bu, ister istemez düşünsel bir çatışmaya, tartışmaya dönüşecekti. Şiirle ilgili olan her şey arkadaşlığa, arkadaşlıkla ilgili olan her şey de şiire yansıyacaktı. Şiir; şairleri bir araya getiren, ayrıca zamanı geldiğinde ayıran ortak bir noktaydı.
Maraş küçük bir yer. Maraş’ta çok şair vardır, fakat bunların çoğu yereldir. Ulusal düzeyde şiir yazan, ismini duyuran birkaç kişi var. Bunlardan biri Bünyamin K.’ydı. Kader ve Maraş Bünyamin K.’yla beni birbirimize mecbur etti. Onun şiirle ilgili konuşacağı birkaç kişi vardı. Aynı şekilde benim de öyle. Yani şöyle ki: İstanbul ve Ankara’nın edebiyat dergilerini takip edip yorumlayan, konumlandıran ve o dergilerde kalem oynatabilen yalnızca birkaç kişiydik. Bu birkaç kişiyle öyle her halükarda görüşülmez. Bir parkta veya kitapçıda karşılaşırsanız, tamamdır, belki oturur bir bardak çay içersiniz. Yoksa telefonlaşıp buluşmak, birlikte hareket etmek çok mümkün değildir. Dikkat edildiği zaman Maraş’ta uzun yıllar, uzun soluklu bir derginin çıkmamasındaki sebep de budur. Maraş’ta şair çoktur, birbiriyle anlaşabilen neredeyse yoktur.
Onun şiiri kısaldıkça buhrana kayar
Farklı şiirleri yazmak ve savunmak, yani bunun çekiciliği ve öğreticiliğiyle birlikte Bünyamin K. şiiriyle uğraşmamın başka bir nedeni: Onun şiirindeki yoğunlaştırılmış acıdır. Buna bunalımı, kahrı, depresyonu, isyanı, hazcılığı, karanlığı… ve daha bunlar gibi bir sürü şeyi dahil edebiliriz. Fakat hepsinin üzerine çıkan ve okuyucuyu bağlayan yalnızca acıdır. Aşk, dostluk, aile, iş hayatı, şehir, anılar, yoksulluk… birer acıya dönüşerek onun şiirinde yerini alır. Ve şiirde acı varsa, okuyucu o şiire fit olur. Acıyı dile getirmek, belki onu çekmekten zordur. Bünyamin K. şiirinde etkileyici bir şekilde gerçekleştirilen şey, acıyı dile getirmektir. Acıyı dile getirecek üslubu kurmaktır. Onun şiirini görünür kılan da zaten bu üsluptur. Yoksa acıyı dediğimiz gibi herkes çekiyor. Acı bir şekilde her insanın hayatına giriyor ve etkisini gösteriyor. Fakat acıyı ifade etmek ve ifade ederek onun üzerine çıkmak, sadece şairin başarabileceği bir iş. Her okuyucusu biraz da bu yüzden şiire başvurur. Acının üslubunca ifade edilmesi, bu şekilde giderilmesi, tedavi edici hale getirilmesi.
İfade ettiği zaman, yani Bünyamin K. şiir yazdığında veya resim çizdiğinde korkulacak bir şey yoktur. Fakat o, susmaya başladığında, tehlike çanları çalmaya başlar. İşte o zaman dostlukla birlikte Bünyamin K.’nın gözünde hiçbir şey kalmaz. Bu, onun lirik tabiatına özgü ya hep ya hiççi yönüdür. Hepçidir, çünkü saftır. Herkese kapısını açar ve inanır. Hiççidir, saflığına ihanet edildiğinde, suçlu suçsuz ayırt etmeden herkesi yakar. Herkes o anda onun için birdir. Fakat şiir yazıyor veya resim yapıyorsa, her şeyi yerli yerine koyabilir. Diğer türlüsü şairlikle açıklanamayacak bir yarık, kıyım ve öfkedir. Bu yüzden Bünyamin K.’nın hep yazmasını istemişimdir, şiir yazmıyorsa, yazı yazması için kışkırtmaya çalışmışımdır. Yazarak dünyayı, insanları, hayatı daha net gördüğünü düşünmüşümdür. Bünyamin K.’nın yazdığı sıralar, arkadaşlığına, sohbetine, oturup kalkmasına ve gezip tozmasına doyum olmaz.
Şiiri için de bu böyle. Onun şiiri kısaldıkça buhrana kayar. İçe dönükleştikçe, açıklanamaz bir kapalılığa evrilir. Fakat uzun uzun, açıklayarak, içinden geldiği gibi konuştuğu şiirlerinde orijinal imgeler, buluşlar, ifade biçimleri, çeşitli konular ve ahenk vardır. Diğer şiirinde kekelemeye, durarak konuşmaya rastlanır. Hatta bu tür şiirlerin konusu bile belirginleştirilmemiştir. Diğer türlü, yani dışa dönük, uzun şiirlerinde kıvrak bir üslupla karşılaşılır. Kısa şiirlerindeki kasvet, karanlık, uzun şiirlerinde kendini aydınlığa bırakır. Ve bunları söylerken gözümde Bünyamin K.’nın neşe içinde, uzun uzun konuştuğu anlar canlanıyor. Bıyıklarını burarak, çayından bir yudum daha alırken, elindeki tespihi neşeli neşeli çektiği anlar. Bir de susup önüne baktığı, hiçbir şeyi dinlemediği anı düşünüyorum. Sorduğun soruları bile cevaplamadığı, kekeleyerek bir şeyler söylediği ve tekrar suskunluğa ve yalnızlığa kaçtığı günler. İkisi de Bünyamin K., ikisi de dost, ikisi de şair. Zaten ikisi bir arada olduğu için Bünyamin K., Bünyamin K.’dır, şairdir, arkadaştır.