25 Mayıs 1983-İstanbul-Sanayi Mahallesi
Sabahleyin 3.saatte felsefe dersimize giren İhsan Toksarı hocamız selam verip sınıf defterini imzaladıktan sonra iki elini masaya yaslayarak bir müddet öylece durdu. İlk önce konuya giriş faslı zannetmiştik. Önce bize davamızı hatırlatacak, sonra ne kadar
20 Temmuz 1983-İstanbul-Sanayi Mahallesi
Bugün yedi yılın hasılası olan lise diplomasını aldım. Üstelik yan dal yapmış gibiyim. İmam Hatip Lisesi diplomam da var. Babam daha okula ilk yazıldığım -daha doğrusu yazdırıldığım- günden beri imam olmamı istiyor. “Önümüze geçer namaz kıldırırsın” diyor
30 Temmuz 1983- İstanbul-Sanayi Mahallesi
Necdet Meşe, Gümüşhane Caddesi’ndeki evlerine çağırdı. Sağ olsun annesi kahvaltılık ne güzel şeyler hazırlamış. Gümüşhane peynirine bayıldım. Necdet’in küçük şirin bir şiir defteri var. Sevdiği şiirleri oraya yazıyor. Mendil arasında gül kurutmak gibi. Kendisi de şiir yazıyor. Yalnız onunla modern şiir konusunda pek anlaşamıyoruz. II. Yeni’yi ise hiç sevmiyor. Sezai Karakoç diyorum ona, hiç yorum yapmadan ya Mono Roza şiirini okuyor ya da Kara Yılan şiirinin son bölümünü tekrar edip duruyor. Üzerine basa basa: “Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum/Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.” Ben ona “Geçen Zamana Serzeniş” başlıklı şiirimi okudum. Tam ona göre bir şiir. Hemen defterine geçti şiiri. Birazını paylaşayım:
Bir sır gibi göz görmeden
Bir meçhul içre aktınız
Bu sonsuz dehlizde neden
Beni yalnız bıraktınız
Ben gâh düşen gâhi seken
Vaktin eteğini çeken
Ben satha uzanır iken
Sizler yusyuvarlaktınız
Âmâkında geze geze
Beyhude vuslat bu gize
Kavuşayım derken size
Beni boğmaya kalktınız
Zaman harç oldu hevese
Aklı kuyruk yaptık sese
Ben ahmaktım her ne ise
Sizler de mi ahmaktınız?
Necdet’in parmaklarında egzama var. Domates yiyemiyorum diyor salata tabağını önüme itiyor. Durup durup “Okulu bitirdik biz şimdi ne yapacağız?” diyorum. “Üniversite sınavına girdik, sonucu bekleyeceğiz” diyor. “Eğer okumazsan abinle taksicilik yaparsın” diyormuş babası Necdet’e. “İyi ki taksimiz yok” diyorum sevinerek. Art arda bir sürü yazar isimleri sayıyor; Lahbabi, Meryem Cemile, Malik bin Nebi. “İşte bunlar üniversite” diyor. Adı Mutlu olan bir Azeri şairin cep boyu şiir kitabından ezberlediği dizelerle cevap veriyor bana: “Urus çün cümlesin yıktı, unutma melunu Mutlu.” Ben de ona Şemsi Belli’den dizelerle karşılık veriyorum: “İlimon ektim taşa/Taşta ilimon bitti/Aklınla bin yaşa sarı kız”
Çıkarken Necdet’e “Yarın öğle namazından sonra Sohbet Çay Salonu’nda buluşalım” dedim. Gelemeyeceğini söyledi. Bahanesi de ilginçti: Babamın şemsiyesini Unkapanı’na tamire götüreceğim”
Hay Allah’ım!