Sinema

Batı Medeniyetinin Ulaştığı Zirve: İnsanat Bahçeleri

Beyaz ırkın üstünlüğünü ve Batılıların ulaştığı medeniyet seviyesini göstermek amacıyla 1960’lara kadar Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki şehirlerde, Afrika ve Asya’dan getirilen insanlar ‘insanat bahçeleri’nde teşhir edildiler. Hatta bilimsel araştırmalarda kobay olarak kullanıldılar. İnsanlık onurunu ayaklar altına alan bu uygulamanın tüm ayrıntıları Human Zoo – Science’s Dirty Secret belgeselinde.

Emperyalist Batı’nın insanlık tarihine kazandırdığı kavramlardan biri human zoo, yani “insan hayvanat bahçeleri”. Türkçeye bazen “insanat bahçeleri” olarak da çevrilmiş. Çok şükür ki, dilimizde bu kavramı tam olarak karşılayabilecek bir kelime yok.

Bu terimin tam olarak ne anlama geldiğini merak edenler için 2009 yılında İngiliz televizyonu Channel 4 tarafından yayınlanan ve yönetmenliğini Srik Narayan’ın yaptığı Human Zoo - Science's Dirty Secret belgeselinin ilk dakikalarını izlemek bile yeterli.

“Bundan 100 yıl önce televizyon hayatımızda yokken ve turistlik geziler henüz bir sektör haline gelmeden dünyayı gezip görmenin tek yolu vardı. Avrupa’nın büyük şehirlerinde kurulan halka çaık fuarları gezmek. Buralarda İtalyan gondollarından Afrika fillerine her şeyi görebilirdiniz.” Diye başlıyor belgesel ve şöyle devan ediyor: “Buralarda sergilenen sadece hayvanlar veya objeler değildi. Canlı insanlar da sergileniyordu.”

Belgesele göre Beyaz Adam, katlettiği veya köle olarak çalıştırdığı yetmezmiş gibi Afrikalıları, Amerikan yerlilerini, Eskimoları ve Aborjinleri Avrupa şehirlerinde kurulan hayvanat bahçelerinde sergiledi. Tasavvur etmesi zor! Ama gerçek! Kadın, erkek ve çocuklardan seçtikleri örnekleri; tel kafeslerin ardına hapsedilen maymunlar, şempanzeler ya da goriller gibi teşhir ettiler.

Avrupa’daki büyük şehirlerin hepsinde vardı

Belçika, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İsveç, İspanya, Hollanda ve ABD hem vatandaşlarını eğlendirmek, hem de modern Batı medeniyetinin geldiği son noktayı(!) göstermek amacıyla bu gösterilere rağbet göstermişti. 19. yüzyılın ortalarından 1960’lara kadar Paris, Hamburg, Anvers, Brüksel, Varşova, Barselona, Londra, Milan ve New York gibi şehirlerde her gün binlerce kişi tarafından ziyaret edilen insan hayvanat bahçeleri, hiç şüphesiz geçmişi kirli bir geleneğin meyvesiydi: 15. asırdan itibaren dünyanın dört bir tarafını sömüren Avrupa emperyalizminin.

15. yüzyılda Amerika’dan getirilen bazı Kızılderililer Avrupa’da salonlarda sergilendi. 1654’te Eskimolar İsveç kralına sunuldu. 1810’da Sarah Baartman adıyla ve “Hotantoların Venüs’ü” lakabıyla bilinen yerli kadın, kafes içinde Londra’ya getirildi. 1815 yılında Paris’te sergilenirken öldü. Alman Carl Hamburg ise bu işi 1874’te ticarete döktü. Hamburg’daki sirkinde ren geyiği gösterilerine birkaç yerli de eklemişti. Derken konsept zenginleştirildi ve bu gösteriler yaygınlık kazandı.

Bilim adamları üzerlerinde deneyler yaptı

Işıltısıyla zihnimize kazınan Eyfel Kulesi’nin altında 1931’de açılan insan hayvanat bahçesini altı ayda milyonlarca kişi ziyaret etmişti. 400 Afrikalının sergilendiği bu gösterinin tanıtımında, “Fransa’nın medeniyet misyonunu gerçekleştirirken nelerle uğraşmak zorunda olduğunu keşfedin!” yazıyordu. Bu yüz kızartıcı uygulamanın sonuncusuna 1958’de Brüksel ev sahipliği yapacaktı.

Yerli halklar sadece hayvanat bahçelerinde teşhir edilmedi. Antropologlar tarafından düzenlenen sergi, etnolojik fuar, müze ve hayvanlarla birlikte sirk gösterilerinde de boy gösterdiler. Beyaz ırkın üstünlüğünü kanıtlama amacıyla üzerlerinde deneyler yapıldı. Sosyal Darwinizmin etkisiyle “vahşi, ilkel veya insana en yakın ara form” şeklinde sunulan bu insanların kıyafet giymesi yasaktı. Çünkü kıyafet medenî dünyanın buluşuydu. Ayrıca sergi alanlarında “Lütfen yiyecek vermeyin!” uyarısının yazıldığı levhalar asılıydı!

Oysa, Ota Benga bize dosttu

Hayvanlarla aynı kafese konulan zavallı insanlar, bu aşağılayıcı muameleye dayanamayarak ya intihar ettiler ya da gösteriler sırasında öldüler. Ancak onlar için ölüm bile kurtuluş olmuyordu. Çünkü cesetleri de bir teşhir malzemesiydi. O kurbanlardan biri de Kongolu Ota Benga’ydı. 1904’te Samuel Verner adlı bir araştırmacı tarafından Kongo’dan getirilmişti. Bir goril, bir orangutan ve birkaç şempanzeyle birlikte New York’taki Bronx Hayvanat Bahçesi’nde “İnsanın Eski Ataları” etiketiyle sergilendi. Bilim adamları tarafından kobay olarak kullanıldı.

Evli ve iki çocuklu bir aile babası olan Ota Benga bu insanlık dışı muameleye dayanamayarak ziyaretçilerden çaldığı bir tabancayla 20 Mart 1916’da intihar etti. İsmi kendi dilinde “dost” demekti!

Konu hakkında daha pek çok ayrıntıyı bulabileceğiniz belgeseli aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. Tabii mideniz ve yüreğiniz kaldırabilirse…

https://www.youtube.com/watch?v=JjU3Bob8IFA

 

Munise Şimşek